İCRA HUKUKUNDA

İTİRAZIN KESİN OLARAK KALDIRILMASI

(İİK. mad. 68)

 

A

lacaklının, genel haciz yolu ile ilamsız takipte gönderttiği -örnek:49- ödeme emrine borçlunun  b o r c a  i t i r a z  ederek takibi durdurması üzerine, elinde İİK. mad. 68’de öngörülen belgelerden birisi bulunan alacaklı, icra mahkemesinden “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteyebilir.

 

            “İtirazın kesin olarak kaldırılması” -İcra ve İflas Kanunundaki 370 madde arasında en çok uygulanan-[1] İİK. mad. 68*’de düzenlenmiştir.

 

            I-İtirazın kesin olarak kaldırılması kararının  a m a c ı : İtirazın kesin olarak kaldırılmasında amaç, borçlunun “takip konusu borca” itirazının kesin biçimde ortadan kaldırılmasıdır. Borçlunun “imzaya itirazı”, itirazın  g e ç i c i  o l a r a k  kaldırılmasına (İİK. mad. 68a) konu olur.

           

            İcra mahkemesi, itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar verince, alacaklı, itiraz ile duran icra takibine devam edilmesini -yani borçlunun mallarının haczini- isteyebilir. Bunun için, itirazın kesin olarak kaldırılması kararının  k e s i n l e ş m e s i n e  gerek yoktur. Ancak, itirazın kaldırılması kararı kesinleşmeden  s a t ı ş  yapılamaz (İİK. mad. 364/III).

 

            II-İtirazın kesin olarak kaldırılmasının hukuki niteliği: İtirazın kaldırılması isteminin hukuki niteliği doktrinimizde tartışmalıdır. Genellikle benimsenen görüşe göre[2] “itirazın kaldırılması istemi, bir  d a v a  olmayıp, borçlunun itirazının ilamsız icra prosedürü içinde hükümden düşürülmesini sağlayan kendine özgü bir yol”dur.

 

            Diğer bir görüşe göre[3] “ödeme emrinin borçluya tebliğiyle birlikte taraflar arasında usuli bir ilişki kurulmuş olur. Borçlunun aradaki bu usuli ilişkiyi reddetmesi ödeme emrine itiraz ile mümkün olur. Alacaklının icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını talep etmesi, doğuracağı etki ve sonuçlar bakımından bir maddi hukuk sorunu değil, takip hukuku sorunudur. İcra mahkemesinin itirazın kaldırılması talebini kabul etmesi ve takibin devamına karar vermesi sonucu, itiraz ile durmuş olan hukuki ilişki değişikliğe uğramakta, bu değişikliğin takibe etkisi de itirazın kalkması ve icra takibine devam edilmesi şeklinde olmaktadır. İşte bu yönüyle itirazın kaldırılması talebi (kararı) bir ‘usuli inşai dava (karar)’ görünümüne sahiptir…”

 

            Başka bir görüşe göre[4] de “itirazın kaldırılması prosedürü, takip alacaklısının elinde borçlunun itirazına rağmen ilamsız takibi sürdürmeye yetecek türden belgeler olup olmadığını yahut onun elinde bu tür belge olsun olmasın takip borçlusunun elinde o takibi engellemeye yetecek belgeler bulunup bulunmadığını icra mahkemesi hükmüyle belirlemeye yönelmiş bir tesbit davasıdır.”  

 

            Bu konudaki diğer bir görüşe göre[5] ise; “itirazın kesin kaldırılması talebini, ödeme emrine itiraz ile durmuş olan ilamsız icra takibinin, itirazın kesin olarak bertaraf edilmesi suretiyle devamını amaçlayan ve alacağın takip hukuku bakımından mevcudiyetinin tesbitine yönelmiş olan bir ‘takip hukuku davası’ olarak nitelendirmek mümkündür”.

 

            III-İtirazın kesin olarak kaldırılmasının koşulları: Alacaklının, yapmış olduğu genel haciz yolu ile ilamsız takibe (borca) itiraz ederek, takibi durdurmuş olan borçlusunun itirazının “kesin olarak kaldırılmasını” icra mahkemesinden isteyebilmesi için;

 

            a)Alacaklı tarafından yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. Ortada geçersiz, borçlu tarafından her zaman şikayet yoluyla iptal ettirilebilecek bir ilamsız takip varsa, bu takipte istenen borca borçlu tarafından itiraz edilmişse, alacaklı bu itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvuramaz. Örneğin; ancak  i l a m l ı  t a k i p l e r e  konu yapılabilecek “para ve teminat alacakları” (İİK. mad. 42) dışında  -bir taşınır teslimi için- ilamsız takip yoluna başvurularak, borçluya “49 örnek ödeme emri” gönderilmişse veya takip konusu yabancı para alacağının takip tarihindeki Türk parası karşılığı belirtilmeden …dolar veya euro alacağının ödenmesi için borçluya “49 örnek ödeme emri” gönderilmişse 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre tahsil edilebilecek olan bir alacak için borçluya “49 örnek ödeme emri” gönderilmişse,[6] borçlunun itirazı üzerine, alacaklı icra mahkemesine başvurarak, “itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar verilmesini” isteyemez.

 

            b)Alacaklının elinde, İİK. mad. 68/I’de öngörülen bir belge bulunmalıdır.[7] [8]

 

            Ancak hemen belirtelim ki, alacaklının dayandığı belge, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden olmamasına rağmen, eğer borçlu icra dairesinde (ödeme emrine itiraz ederken) veya icra mahkemesinden (itirazın kaldırılması duruşması sırasında) borcu kabul edip, bunu “ödediğini” ileri sürmüşse, o zaman icra mahkemesinin, alacaklının dayandığı belgenin İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden olup olmadığı konusu üzerinde durmadan, sadece borçlunun “ödeme” savunmasını incelemesi ve sonucuna göre karar vermesi gerekir.[9]

 

            c)Alacaklının, ilamsız takip konusu yaptığı (ve borçlunun itiraz ettiği) borç, maddi hukuk bakımından  g e ç e r l i  olmalı ve miktarı  b e l i r l i  (kesin) olmalı yani; “alacak miktarını tesbit yargılama yapılmasını gerektirmemeli”dir.

 

            İİK. mad. 68/I’de öngörülen nitelikteki bir belgeye dayanılarak icra takibinde bulunmuş olan alacaklının alacağı eğer maddi hukuk bakımından geçerli değilse, örneğin bir “kumar borcu” (BK. mad. 504), “bahis borcu” (BK. mad. 504), “evlenme tellallığı” (BK. mad. 409) ya da “başlık parası”ndan dolayı takipte bulunulmuş ve borçlu bu takibe -borcun kumar borcu, evlenme tellallığı ya da başlık parası olduğunu belirten yazılı belgesiyle birlikte- (icra dairesine) itiraz ederek, takibi durdurmuşsa, alacaklı icra mahkemesine başvurarak “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteyemez. Aynı şekilde, alacaklı miktarı belirli olmayan ve hakim tarafından yargılama yapılarak miktarı belirlenebilecek veya takdir edilebilecek olan bir alacak için -örneğin; cezai şart veya teminat olarak düzenlenmiş senede dayanarak- takipte bulunmuşsa, borçlunun yapılan takibe itiraz edip takibi durdurması üzerine alacaklı icra mahkemesine başvurup “itirazın kesin olarak kaldırılmasını” isteyemez.

 

            Yüksek mahkeme, bu konuyla ilgili olarak;

 

√ “Ancak İİK. mad. 68/I’de öngörülen ‘borç ikrarı’nı içeren belgelere dayanılarak ‘itirazın kaldırılması’ talebinde bulunulabileceğini, ‘alacağın tahsilinin gerekip gerekmediğinin yargılamaya bağlı olduğu’ durumlarda, ‘itirazın kaldırılması’ için icra mahkemesine başvurulamayacağını”[10]

 

√ “Kira sözleşmesi ile teminat olarak alınan ‘depozito’ adı altındaki paranın kiracıya iade edilip edilmeyeceğinin yargılama sonunda anlaşılabileceğini, bu konuda yapılan takibe itiraz edilmesi üzerine, icra mahkemesine başvurulamayacağını”[11]

 

√ “Haricen taşınmaz satış veya vaadi hakkındaki senetlerde gösterilen paranın iadesi ile ilgili olarak ilamsız icra takibi yapılabileceğini ancak itiraz halinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasının istenemeyeceğini (mahkemede ‘itirazın iptali’ davası açılması gerekeceğini)”[12]

 

√ “Sözleşmenin kefili olan alacaklının garantöre rücu edip edemeyeceğinin veya ne miktarda rücu edebileceğinin yargılamayı gerektireceğini ve bu nedenle alacaklının ‘itirazın kaldırılması isteminin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[13]

 

√ “Takipten önce tahsil edildiği iddia edilen asıl alacağa ilişkin faiz alacağı için bağımsız olarak ilamsız takip yapılamayacağını”[14]

 

√ “ ‘Cezai şart’ ilamsız takip konusu yapılamayacağından, bu nitelikteki bir borca itiraz edilmesi üzerine, ‘itirazın kaldırılması’ için icra mahkemesine başvurulamayacağını”[15]

 

√ “Telefon abone sözleşmesinden doğan faiz ve gecikme zammının tahsilinin gerekip gerekmediğini ve faizin başlangıç tarihini belirlemek yargılamayı gerektireceğinden, alacaklının ‘itirazın kaldırılması talebinin bu nedenle reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[16]

 

√ “Kira sözleşmesinin özel şartlarında yazılı bulunan ve ‘teminat olarak alındığı’ belirtilen paranın geri verilmesi için alacaklı tarafından yapılan takibe itiraz üzerine alacaklının ‘itirazın kaldırılmasını’ icra mahkemesinden isteyemeyeceğini”[17]

 

√ “Para borcunun ödenmesine ve teminat verilmesine münhasır bulunan ilamsız takiplere ilişkin hükümlerin, ‘altın alacakları’ hakkında uygulanamayacağını”[18]

 

√ “Sözleşmenin ‘muacceliyete ilişkin koşulunun baskı altında yazıldığı’ iddiasının icra mahkemesinde ileri sürülemeyeceğini”[19]

 

√ “Kur farkından doğan alacak için, ilamsız takip yapılamayacağını”[20]

 

√ “Gecikme zammı, asıl alacaktan ayrı olarak takip konusu yapılabileceğini”[21] [22]

 

√ “Bir ‘cari hesap’ veya ‘işleyecek kredinin teminatı’ olarak kurulmuş olmayan teminat ipoteğine dayanan takiplerde borca itiraz üzerine doğan uyuşmazlıkların, icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini (Bu durumda, icra mahkemesince ‘görevsizlik kararı’ değil, ‘alacaklının itirazın kaldırılması isteğinin reddine’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini)”[23]

 

√ “Borç ferilerinin, aslındana ayrı olarak  -ilamsız- takip konusu yapılamayacağını”[24]

 

√ “Temerrüt faizinin müstakilen  -ilamsız- takibe konu teşkil edemeyeceğini”[25]

 

√ “Takip dayanağı senedin alt köşesinin imzanın atıldığı pul kısmının yırtılıp bantla yapıştırılmış olması halinde, icra mahkemesince ‘itirazın kaldırılması talebinin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[26]

 

√ “Düzenlenen protokol gereğince ‘zarar karşılığı doldurulacağı’ öngörülen senedin, 68/I’de öngörülen belgelerden olmaması nedeniyle, ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[27]

 

√ “Kooperatife ödenen aidatın ilamsız takip yoluyla geri istenemeyeceğini”[28]

 

√ “Kooperatiften ayrılan üyenin, kooperatiften isteyebileceği para hakkında yapılan takipten doğan uyuşmazlığın icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini”[29]

 

√ “Bir senedin yırtılarak parçalara ayrıldıktan sonra parçalarının bir araya getirilerek yapıştırılmış olmasının, onun ‘borç ödendiği için yırtıldığı’nı göstereceğini ve ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[30]

 

√ “Kiralanan yerin, kiralayan tarafından kiracıya satış vaadi senedi ile satılmış olması halinde, satış tarihinden sonraki döneme ilişkin kiraların istenip istenemeyeceğinin icra mahkemesinde karara bağlanamayacağını”[31]

 

√ “Pey akçesi olarak verilen senedin, takip konusu yapılıp yapılamayacağı konusundaki uyuşmazlığın icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini”[32]

 

√ “Kira sözleşmesinin sona ermesinden sonraki fuzuli işgalden doğan alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[33]

 

√ “Haricen gayrimenkul satışına veya satış vaadine ilişkin isteklerle ilgili uyuşmazlıkların icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini”[34]    

b e l i r t m i ş t i r…

 

d)Borçlu süresi içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalıdır.

 

Borçlu 7 günlük itiraz süresi içinde (İİK. mad. 62/I, c:1) ödeme emrine  i t i r a z  e t m e m i ş  ya da  s ü r e s i n d e n  s o n r a  itiraz etmişse, ilamsız takip kesinleşmiş olacağından  -ve alacaklı kesinleşen takibin devamını isteyebileceğinden- alacaklının “itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını” istemekte hukuki yararı bulunmaz. İcra mahkemesinin, bu varsayımda alacaklının “itirazın (kesin olarak) kaldırılması” talebini -hukuki yarar yokluğu nedeniyle- reddetmesi uygun olur.[35] [36] [37]

 

e)Alacaklı, itirazın iptali için mahkemede dava açmamış olmalıdır.

 

Borçlunun itirazı ile, hakkında yapılan genel haciz yolu ile ilamsız takip durduktan sonra, alacaklı, mahkemeye başvurarak “itirazın iptali davası” açmışsa, daha sonra bundan vazgeçerek icra mahkemesinden “itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını” isteyemez.[38] [39]

 

Keza, önce “itirazın kaldırılması” yoluna başvuran, ancak bu yolu bırakarak “itirazın iptali” davası açan alacaklı, daha sonra bu yoldan vazgeçerek tekrar icra mahkemesine “itirazın kaldırılması” için başvuramaz…[40] [41]

 

f)Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren  a l t ı  a y  içinde icra mahkemesine başvurmuş olmalıdır (İİK. mad. 68/I).

 

Yasada öngörülen bu süre “hak düşürücü süre” olduğundan, başvurunun bu süre içinde yapılmış olup olmadığını, icra mahkemesi kendiliğinden araştırır.[42]

 

Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren  a l t ı  a y  i ç i n d e, “itirazın kaldırılması” için icra mahkemesine başvurmazsa,  y e n i d e n  i l a m s ı z  t a k i p  yapamaz (İİK. mad. 68/I).[43] Bu hükmün anlamı şudur: Alacaklı, altı ay içinde icra mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını” istemezse, bir daha “itirazın kaldırılmasını” isteyemez. Ancak altı aylık süre geçince icra takibi düşmez. Alacaklının İİK. mad. 67/I uyarınca -itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde- mahkemeye başvurarak “itirazın iptalini” isteme hakkı da vardır. Eğer alacaklı “itirazın tebliğinden itibaren” ne altı ay içinde icra mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını” ve ne de bir yıl içinde mahkemeden “itirazın iptalini” istemezse, artık bundan sonra aynı alacak için yeni bir ilamsız takip yapamaz. Yaparsa, icra memurunun takip talebini kabul edip borçluya “ödeme emri” göndermemesi gerekir. İcra memurunun aksine davranışı  -İİK. mad. 16/II uyarınca- borçlunun “süresiz şikayet”ine neden olur. Bu durumda alacaklının izlemesi gereken yol borçluya karşı “dava” açıp, alacağı ilamı icraya koymak, yani yeni bir “ilamlı takip” yapmaktır…[44]

 

Buradaki “altı aylık süre”nin başlangıcı, borçlunun icra dairesine yaptığı “itiraz tarihi” olmayıp, “bu itirazın alacaklıya tebliğ edildiği (İİK. mad. 62/II) tarih”tir (İİK. mad. 67/I).

 

“İtirazın kaldırılmasını isteme süresi” kural olarak  -az önce belirttiğimiz gibi-  a l t ı  a y  ise de, bazı özel durumlarda, bu süre  y e d i  g ü n e  indirilmiştir. Örneğin; alacaklı gecikmiş itirazda “daha önce borçlunun mallarına haciz konulmuşsa, mazeretin kabulü kararının tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren  y e d i  g ü n  i ç i n d e” (İİK. mad. 65/V) ve ihtiyati hacizde de “itirazın tebliği tarihinden itibaren  y e d i  g ü n  i ç i n d e” (İİK. mad. 264/II, IV) icra mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını” istemek zorundadır…

 

Yüksek mahkeme bu konuyla ilgili olarak;

 

√ “Alacaklıya itiraz dilekçesinin tebliğine dair dosyada belge bulunmaması halinde ‘itirazın kaldırılması’ talebinin, borçlunun itirazını bildirdiği tarihe göre değerlendirileceğini”[45]

 

√ “ ‘Takibe itiraz edildiği’ hususunun alacaklıya tebliğ edilmemiş olması halinde altı aylık ‘itirazın kaldırılmasını isteme süresi’nin işlemeye başlamayacağını”[46]

 

√ “Alacaklının -borçlunun yeni adresinin tesbitini isteyerek veya adres bildirerek takibi devam ettirmesi gibi- ihtilafı sürdürmesi halinde, borçlunun kendisine ödeme emrinin tebliğini beklemeden yaptığı itirazın geçerli olacağını (ve alacaklının bu durumda ileri sürdüğü ‘itirazın kaldırılması’ isteminin icra mahkemesince esastan incelenmesi gerekeceğini)”[47] [48]

 

√ “Borçlunun ‘ödeme emrinin iptali’ için icra mahkemesine başvurması halinde, alacaklının bunun sonucunu beklemeden icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılmasını’ istemekte haklı olduğunu”[49]

 

√ “Alacaklının, borçlunun itirazının kendisine (vekili varsa, vekiline) tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılmasını’ isteyebileceğini”[50]

 

√ “Alacaklının harçtan muaf olduğu durumlarda, dilekçenin hakime havale ettirildiği tarihte, davanın açılmış (daha doğrusu; başvurunun yapılmış) sayılacağını”[51]

 

√ “Altı aylık ‘itirazın kaldırılmasını isteme süresi’nin, ‘itirazın alacaklıya tebliği’ ile başlayacağını, alacaklının itirazı -tebliğ dışında- öğrendiği tarihin de bu süreye başlangıç teşkil edebileceğini”[52] [53]

 

√ “Yetkili icra müdürlüğünce borçluya henüz ödeme emri tebliğ edilmeden, alacaklının icra mahkemesinden  -kural olarak- ‘itirazın kaldırılmasını’ isteyemeyeceğini”[54]

 

√ “Ödeme emri tebliğ edilmemiş (gönderilmemiş) olan borçlunun icra dairesine yaptığı  -geçersiz olan- itirazının kaldırılmasının icra mahkemesinden istenemeyeceğini”[55]

 

√ “Sonradan ödeme emrinin tebliğ edilmesi koşulu ile, henüz ödeme emri tebliğ edilmeden yapılan itirazın kaldırılmasının icra mahkemesinden istenebileceğini”[56]

 

√ “Altı ay içinde ‘itirazın kaldırılması’ isteminde bulunmuş olan alacaklının, bu talebinden vazgeçtikten sonra, yeniden başvurma harcı ödeyerek  -altı aylık süre dolmadan- yeniden ‘itirazın kaldırılması’ isteminde bulunabileceğini”[57]

b e l i r t m i ş t i r …

 

            IV-İtirazın kesin olarak kaldırılması istemine dayanak olabilecek belgeler: Alacaklı hangi durumlarda “itirazın kesin olarak kaldırılması” isteminde bulunabilir? Alacaklıya, “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteme yetkisine veren belgeler, maddenin birinci fıkrasında birer birer sayılarak belirtilmiştir. Bu belgeler şunlardır:

 

1)Belirli bir para borcu ikrarını içeren ve imzası ikrar edilmiş bir adi senet: Görüldüğü gibi, bu belgenin iki özelliği vardır.

 

aa-Senet, borç ikrarını içerecektir. Senetten, “koşulsuz olarak bir borcun (para borcunun) ikrar edilmiş olduğu” anlaşılacaktır. Bu nedenle senet, borç ikrarını içermiyor da sadece bir paranın alındığını gösteriyorsa  -örneğin, bir makbuz gibi- o zaman bu senet, diğer belge ve senetlerle tamamlanıp hepsi birlikte borç ikrarını içermedikçe, sadece o senede dayanarak itirazın kaldırılmasına karar verilemez.[58] [59] Alacaklı olarak takipte bulunan kimse, borçluya karşı başvuru (=rücu) hakkını kullanmakta ise, o zaman  m a k b u z u n  itirazın kaldırılmasında bir rolü olabilir.[60]

 

Tamamen yırtıldıktan sonra, yırtılan parçaları bir araya getirilerek yapıştırılmış adi senet, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belge sayılma niteliğini kaybetmiş olur. Çünkü, senedin “imza ve pul kısmının”[61] ya da “tamamının” yırtılmış olması, senetteki borcun ödendiğini gösterir. Senedin borç ödenmeden yırtılmış olup olmadığı konusundaki uyuşmazlığı  -kısıtlı yetkili mahkeme olan- icra mahkemesi inceleyemez.

 

Üzerinde tahrifat (değişiklik) yapılmış olan adi senet de  -eğer bunun sonucunda, senet kayıtsız şartsız borç ikrarını içerir durumdan çıkmışsa- İİK. mad. 68/I’de öngörülen belge olma niteliğini kaybeder. Eğer yapılan değişikliğe rağmen, senet kayıtsız şartsız borç ikrarını içerme niteliğini sürdürüyorsa -örneğin, icra mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda, senedin 1.000.000.000 liralık iken 10.000.000.000 liralık senet haline dönüştürüldüğü veya 3.2.2005 olan vade tarihinin 3.2.2006 haline getirildiği saptanırsa- icra mahkemesi borçlunun itirazını kısmen  -yapılan değişiklik oranında- kaldırır.[62]

 

Y a z ı l ı  d e l i l  b a ş l a n g ı c ı  da, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden sayılmaz.[63]

 

Eksik unsurlu -örneğin; poliçe, bono, çek sözcüğünü ya da tanzim (keşide) tarihini içermeyen- kambiyo senedine dayanılarak icra mahkemesinden “itirazın kesin olarak kaldırılması” istenebilir mi? Eğer, unsur eksikliği nedeniyle senet kambiyo senedi niteliğini taşımamasına rağmen, “kayıtsız şartsız borç ikrarını içeriyorsa alacaklı elindeki bu belgeye dayanarak itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyebilir. Örneğin; “poliçe”, “bono” sözcüğünü içermeyen kambiyo senedi,[64] “düzenlenme tarihi” bulunmayan bono,[65]  a d i  s e  n e t  sayıldığından bu durumda alacaklı icra mahkemesine başvurup itirazın kaldırılmasını isteyebildiği halde, “çek” sözcüğünü ya da “keşide yeri”ni veya “keşide tarihi”ni içermeyen[66] ya da süresi içinde bankaya (veya takas odasına) ibraz edilmemiş çek “adi senet” sayılmayıp, “havale” ve “yazılı delil başlangıcı”[67] sayıldığından, alacaklı “itirazın (kesin olarak) kaldırılması” isteminde bulunamaz…[68]

 

Hukuki niteliği  -“yazılı delil başlangıcı” sayılıp sayılmayacağı- doktrinde[69] tartışmalı olan  f o t o k o p i y e  dayanılarak, icra mahkemesinden “itirazın kesin olarak kaldırılması” istenemez. İcra mahkemesine, takip dayanağı İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgenin aslının sunulması gerekir…

 

Faks metnine dayanılarak da, itirazın kesin olarak kaldırılması istenemez.[70]

 

Alacaklı, zamanaşımına uğramış kambiyo senedine dayanarak -genel haciz yoluyla takip yaptıktan sonra- itirazın kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyemez. Çünkü, başvurulan takip şekli kambiyo senedinin niteliğini ve alacağa ilişkin zamanaşımı süresini değiştirmez.[71] [72]

 

“Borç ikrarı”  k o ş u l a  b a ğ l ı  ise, senetteki bu koşulun gerçekleştiğini, alacaklının icra mahkemesinde, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerle isbat etmesi gerekir. Aksi takdirde alacaklı, elinde bulunan bir sözleşme ya da protokol gereğince ‘şarta bağlı olarak’, ‘teminat olarak’ düzenlenen senede dayanarak, borçlunun itirazının kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyemez.

 

“Borç ikrarı”nda,  b o r c u n  s e b e b i n i n  belirtilmiş olup olmaması önem taşımaz. Örneğin; “Ahmet Haksever’e olan 1.000.000.000 lira borcumu, 10.8.2005 tarihinde ödeyeceğim” ‘Basri Borçsever’ (imza)  ş e k l i n d e  mücerret (soyut) borç ikrarı yeterli ve geçerli olduğu gibi, “Ahmet Haksever’den satın aldığım otomobilin bedeli olan 5.000.000.000 lirayı, 10.8.2005 tarihinde ödeyeceğim” ‘Basri Borçsever’ (imza)  ş e k l i n d e k i  illi (sebepli) borç ikrarı da geçerlidir…

 

Alacaklının takip dayanağı yaptığı senedin üstünde, altında veya arkasında “borçlunun ödemesini gösteren kayıtlar” olmakla beraber, “bu ödemelerin miktarı” belirtilmemişse, böyle bir senede dayanarak alacaklı, borçlunun icra dairesine yaptığı “itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını” icra mahkemesinden isteyebilir mi? Doktrinde bu durum tartışma konusu olmuştur. Gerçekten, bir görüşe göre[73] “böyle bir durumda, alacaklı icra mahkemesinden itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını isteyemez. Her ne kadar, ödemeyi isbat yükü borçluya ait ise de, alacaklının borçlunun ödemesini -miktar belirtmeksizin- gösteren senedi ibraz etmesiyle, borçlu isbat yükümlülüğünü yerine getirmiş olur. Artık, alacağın varlığı hakkında senetteki kayıtlar isbat kuvvetini kaybetmiş olur. Senet tıpkı, tahrif edilmiş bir senet gibi icra safhasında yeterli delil olma niteliğini kaybeder. Ödemeye ait kayıtlardan, ödemenin miktarının anlaşılmaması halinde, senet belirttiği miktar için icra kabiliyetini kaybeder…” Buna karşın diğer bir görüşe göre[74] ise; “bir hak düşürücü vakıa olan ödemenin borçlu tarafından isbat edilmesi gerekir. Ödemeyi isbat yükünün borçluda bulunması demek, ödeme miktarını isbat yükünün de borçluda olması demektir. Bir ödeme yapıldığını isbat eden ama miktarını isbat edemeyen borçlu, ancak karşı tarafa yemin yöneltebilecektir ve alacaklı yemin ederse, davasını kaybedecektir.”

 

Kanımızca, böyle bir durumda, alacaklının “itirazın (kesin olarak) kaldırılması” istemi, icra mahkemesi tarafından reddedilmelidir. Çünkü, alacaklı ancak alacağını miktar ve nitelik bakımından kesin olarak belirten bir belgeye dayanarak  -kısıtlı yetkili bir mahkeme olan- icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Alacak miktarı ya da alacağın niteliği (geçerliliği) hakkında kuşkuya düşülmesi halinde alacaklı “itirazın kaldırılması” yolunu izleyememeli, mahkemeye başvurup “itirazın iptali”ni istemeli ya da “eda (alacak) davası” açmalıdır. Bu nedenle biz birinci görüşü icra hukukunun teknik yapısına daha uygun buluyoruz.

 

U y g u l a m a d a k i  önemi nedeniyle şu hususu da ayrıca belirtelim ki, bankalar tarafından verilen teminat mektupları “borç ikrarını içeren bir senet” niteliğini taşımadığından, bankanın, “ilk talepte derhal ödeyeceğini” bildirdiği teminat mektubu bedelini çeşitli nedenlerle  -örneğin; ödeme talebinin başka bir borç için olduğunu; vadeden sonra ödemenin talep edildiğini yahut garanti edilen riskin doğmadığını (ya da sona erdiğini) veya zamanaşımını ileri sürerek- ödememek istemesi (yani, muhatabın ödeme talebini reddetmesi) halinde,[75] muhatap, banka hakkında icra takibinde bulunur, banka da ödeme emrine itiraz ederse muhatap, icra mahkemesinden “itirazın kesin olarak kaldırılmasını” isteyemez.[76] [77] Fakat teminat mektubu uyarınca ödemede bulunan banka, bunu belirtir elindeki makbuza dayanarak, kontrgaranti veren kişiler  -teminat mektubu veren bankaya kefil olmuş kimse (başka bir banka)- hakkında ilamsız takipte bulunur ve bu kişiler yapılan takibe itiraz ederlerse, alacaklı banka icra mahkemesine başvurarak “itirazın kesin olarak kaldırılmasını” sağlayabilir.[78] [79]

 

Yüksek mahkeme; aşağıdaki belgelerin az önce açıklanan özellikleri taşıdığı için, “68/I maddede öngörülen belgeler niteliğinde bulunduğunu” şu şekilde belirtmiştir:

 

√ “Takip dayanağı senedin borç taahhüdünü içermesi ve imzasının borçlu tarafından inkar edilmemesi halinde bu belgenin İİK.nun 68. maddesi anlamında belge sayılacağını”[80]

 

√ “Borçlunun açıkça ne kadar borcu bulunduğunu miktar olarak tesbit eden protokol altındaki imzanın borçlu tarafından inkar edilmemiş olması halinde, bu protokolün İİK.nun 68. maddesinde öngörülen belgelerden sayılacağını”[81]

 

√ “ ‘Villa yapımından kaynaklanan sorumluluktan dolayı …EURO’nun 2002 yılının Aralık ayında ödeneceği’ taahhüdünün, İİK.nun 68. maddesinde öngörülen belgelerden sayılacağını”[82]

 

√ “İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgeler niteliğinde olmayan faturalara dayalı takipte, borçlunun borcun varlığını kabul ederek ‘fatura bedellerini ödediğini’ iddia etmesi halinde, faturaların niteliğinin tartışılmasına gerek kalmayacağını”[83]

 

√ “Borçlu kooperatifin ‘kooperatiften istifanız nedeniyle alacağınız olan miktar, imkanlar müsait olduğunda hemen ödenecektir’ şeklindeki yazısının İİK. 68/I maddesindeki belgeler niteliğinde olduğunu”[84]

 

√ “Süresinde itiraz edilmemiş olan ‘hesap özetleri’nin, 68. maddede yazılı belgelerden sayılacağını”[85]

 

√ “Mücerret borç ikrarını içeren ve altındaki imza borçlu tarafından ‘ayrıca ve açıkça’ inkar edilmemiş olan belgelerin, İİK. 68/I’deki belgelerden sayılacağını”[86]

 

√ “Kesin hesap sonunda düzenlenen kesin hak edişlerin, İİK. 68/I maddesinde öngörülen belgeler niteliğinde olduğunu”[87]

 

√ “Borçlunun alacaklıya olan …TL. borcunun, ‘tutanakta belirtilen tarihlerde 4 taksitte ödeneceğine’ ilişkin tutanağın İİK.nun 68/I maddesinde belirtilen belgeler niteliğinde olduğunu”[88]

 

√ “Tanzim tarihi bulunmayan bononun, İİK.nun 68/I’de sayılan belgelerden sayıldığını”[89]

 

√ “Borçlunun ‘…tarihine kadar …TL.’nı alacaklıya ödemeyi, ödemede gecikmesi halinde vade farkı vs. giderleri de karşılamayı’ kabul etmiş olduğu belgenin, İİK.nun 68/I maddesinde yazılı belgelerden olduğunu”[90]

 

√ “ ‘Ücreti belirtilen akaryakıtı aldım’ ifadesini içeren belgenin, İİK. 68/I’de öngörülen belgeler niteliğinde olduğunu”[91]

 

√ “Tüm zorunlu şekil (geçerlilik) koşullarını içeren ve süresinde bankaya ibraz edilmiş olan ‘çek’lerin, İİK. 68/I’de öngörülen belgelerden sayıldığını”[92]

 

√ “Köy ihtiyar heyetlerince tasdik edilmiş ‘tarım kredi kooperatifi borç senetleri’nin 68/I’de öngörülen belgelerden olduğunu”[93]

 

√ “İdari aşamada kesinleşen ‘konut edindirme yardımı tahakkuk ve takip belgesi’nin 68/I’de öngörülen belgelerden olduğunu”[94]

 

√ “Teminat mektubu bedelini usulüne uygun olarak tazmin eden (ödeyen) bankanın, bu hususu kanıtlayarak borçlu hakkında ilamsız takip yapabileceğini (Tazmin edilmiş teminat mektuplarının, 68/I. maddede öngörülen belgelerden olduğunu)”[95]

 

√ “Altındaki parmak izi borçlusu tarafından ikrar edilmiş senedin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden sayılacağını”[96]

 

√ “ ‘Herhangi bir kayıt ileri sürülmeden ilk talep halinde ödeneceği’ koşulunu içeren, teminat mektubunun, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olduğunu”[97]

 

√ “Borçlunun icra (ihtiyati haciz) tutanağındaki borcu kabul beyanına dayanılarak, itirazın kaldırılmasına karar verilebileceğini (Borçlunun icra memuru huzurundaki borç ikrarının, İİK. 68/I’de öngörülen belge niteliğinde sayılacağını)”[98]

 

√ “Usulen (BK. 14/son; HUMK. 297) tasdik edilmiş olan amalara ait senetlerin, 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olduğunu”[99]

 

√ “Şirket tahvillerinin arkasındaki itfa şartlarını (planını) gösteren yazıların (taahhüdün), İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgeler niteliğinde sayılacağını ve bu tahvillere dayanılarak tahvil sahiplerince ana para (ve işlemiş faizin) tahsili için yapılan takibe karşı borçlu şirketin yapacağı ‘borca itiraz’ın, 68/I gereğince kaldırılması gerekeceğini”[100]

 

√ “Alacaklı bankanın gönderdiği ekstrelere borçlunun ‘mutabık olduğunu’ bildirmesi halinde, bunların İİK.nun 68/I maddesine uygun belgeler niteliğine kavuşmuş olacağını”[101]

 

√ “Tanzim ve vade tarihi aynı olan senedin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden sayılacağını”[102]

 

√ “Bağ-Kur tarafından düzenlenen prim tahakkuk ve takip belgesinin, İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belgelerden olduğunu”[103]

 

√ “Kartvizit arkasına ‘icra borcu için para alındığına’ dair yazılan yazının, İİK.nun 68/I. maddesinde yazılı belge niteliğini taşıdığını”[104]

 

√ “Belediye başkanının ‘olur, ödensin’ şeklindeki yazısının, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belge niteliğinde olduğunu”[105]

 

√ “ ‘İskenderun Demir ve Çelik Fabrikası Hakediş Raporu’nun İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belge niteliğinde olduğunu”[106]

 

√ “Satın alınan daire karşılığında verilen adi senedin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olduğunu”[107]

 

√ “Tahvil faizi kuponlarının, İİK.nun 68/I maddesinde yazılı belgelerden olduğunu, tahvil faizi kuponlarının, esas borçtan ayrı olarak tahvil çıkaran şirketten istenebileceğini”[108]

 

√ “Tereke defterine kaydedilen borç için, ‘tereke defteri’nin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belge niteliğini taşıdığını”[109]

 

√ “Noterler tarafından onaylanmış, parmak izi veya mühürlü senetlerin, İİK.nun 68/I’deki belgelerden sayılacağını”[110]

b e l i r t m i ş t i r …

 

            Buna karşın yüksek mahkeme; aşağıdaki belgelerin İİK.nun 68. maddesinin öngördüğü özellikleri taşımadığı için “68/I maddede belirtilen belgeler niteliğinde bulunmadığını” şu şekilde belirtmiştir:

 

            √ “Takibe dayanak yapılan banka hesap cüzdanının, İİK.nun 68. maddesinde belirtilen belgelerden olmadığını”[111]

 

            √ “ ‘İtiraz edilen hesap özeti’nin 68/I’de öngörülen belgelerden sayılmayacağını”[112]

 

            √ “Ariyet niteliğindeki ilişkiyi ifade eden belgenin İİK.nun 68. maddesinde yazılı borç ikrarını içeren belge niteliğinde sayılmayacağını”[113]

 

            √ “ ‘Kantar fişleri’ ve ‘irsaliye’nin, İİK.’nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[114]

 

            √ “ ‘Geçici hakediş (istihkak) belgeleri’nin, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[115]

 

            √ “ ‘Ara kararları’nın genel haciz yoluyla ilamsız takibe konabilmesi mümkün ise de ‘kısa kararlar’ın müstakilen takibe konulamayacağını”[116]

 

            √ “ ‘Depozito (kaparo) alındığını belirten makbuz’un, İİK.’nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[117]

 

            √ “İhlas Finans Kurumuna ait ‘kar ve zarara katılma hesap cüzdanı’nın, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[118]

 

            √ “ ‘Satış kampanyasına katılma formu ile cari hesap ekstresi’nin, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[119]

 

            √ “ ‘Sipariş formu’nun İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[120]

 

            √ “ ‘Faks metni’nin, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[121]

 

            √ “ ‘Kredi sözleşmesi’nin, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[122]

 

            √ “ ‘Noter taahhütname’ ve ‘kefalet sözleşmesi’nin İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[123]

 

            √ “Arkasında alacaklının da imzası bulunan milli piyango biletinin İİK. 68/I niteliğindeki belgelerden olmadığını”[124]

 

            √ “ ‘Veresiye petrol fişi’nin, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[125]

 

            √ “ ‘Müstahsil makbuzu’nun, İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgelerden olmadığını”[126]

 

            √ “Borçlunun tanık olarak imzaladığı ‘taahhütname’ başlıklı belgeye dayanılarak, ‘borçlunun itirazının kaldırılmasına’ karar verilemeyeceğini”[127]

 

            √ “ ‘Genel taahhütname’nin, İİK.nun 68/I’de öngörülen belgelerden olmadığını”[128]

 

            √ “ ‘Veresiye fişleri’nin, İİK.nun 68/I’de öngörülen belgelerden olmadığını”[129]

 

            √ “Belli bir para borcuna ilişkin olmayan borç ikrarının, İİK.nun 68/I’deki belgelerden sayılamayacağını”[130]

 

            √ “ ‘Kredi taahhütnamesi’nin, İİK.nun 68. maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını”[131]

 

            √ “ ‘…………’den ………lira nakit para aldım’ şeklindeki belgenin, İİK.nun 68/I’de öngörülen belgelerden olmadığını”[132]

 

            √ “Hesap özeti ile birlikte tebliğ edilmeyen (takibe dayanak yapılmayan) ‘kredi taahhüdü’nün İİK.nun 68/I’de öngörülen belge sayılmayacağını”[133]

 

            √ “Arsa alışverişinden kaynaklanan, kayıtsız şartsız borç ikrarı niteliğinde kabul edilemeyecek olan senedin, ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[134]

 

            √ “ ‘Kontrgaranti olarak alındığı’ (senet üzerinde) belirtilen senedin ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[135]

 

            √ “ ‘Munzam teminat’ olarak kurulan ipoteğin, 68/I maddede öngörülen belgelerden olmadığını”[136]

 

            √ “T.C. Ziraat Bankasının kredi ile ilgili alacak senetlerinin İİK.nun 68. maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını”[137]

 

            √ “Krediyi temin için, teminat olarak kurulan ipoteğin, İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını”[138]

 

            √ “Ücret mukavelesine bağlı olarak düzenlenen senedin, 68/I maddede öngörülen belgelerden olmaması nedeniyle, ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[139]

 

            √ “Bedelinin ödenmesi şarta bağlanmış olan senetlerin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını”[140]

 

            √ “İcra dairesi dışında yapılan -konsolosluk harcı, tercüme ücreti vb.- masrafların ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[141]

 

            √ “Temliknamenin İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını ve ilamsız takibe konu edilemeyeceğini”[142]

 

            √ “Kredi sözleşmesinin teminatı olarak düzenlendiği uyuşmazlık konusu olmayan senetlerin, 68/I maddede öngörülen belgeler niteliğinde olmadığını, bu nedenle ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[143]

 

            √ “Arkasında ‘borçlunun …günü yaptığı kaza sebebiyle verdiği hasar bedelinin faturayla tesbit ve ibrazı karşılığında ödeneceği’ kaydı bulunan senedin -İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belgelerden olmaması nedeniyle- alacaklı tarafından ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[144]

 

            √ “ ‘Ticari ve ihracat kredi sözleşmeleri’nin İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen  ‘borç ikrarını içeren’ belgelerden olmadığını”[145] 

 

            √ “ ‘Umumi taahhütname’lerin, İİK.nun 68. maddesinde öngörülen belgeler niteliğinde bulunmadığını”[146]

 

            √ “Düzenlenen protokol gereğince ‘zarar karşılığı doldurulacağı’ öngörülen senedin, 68/I maddede öngörülen belgelerden olmaması nedeniyle, ilamsız takip konusu yapılamayacağını”[147]

 

            √ “ ‘İtfayı göstermeyen protokol’ün, İİK.nun 68/I maddede öngörülen belgelerden olmadığını”[148]

 

            √ “ ‘Borçlu cari hesap taahhütnamesi’nin, İİK.nun 68/I. maddesinde yazılı belgelerden bulunmadığını”[149]

 

            √ “Senet karşılığı kredi taahhütnamesine bağlı olarak ve teminat amacıyla verilen senetlerin, İİK.nun 68/I maddesinde öngörülen belgelerden olmadığını”[150]

 

            √ “ ‘Kira akdinin teminatı olarak maliyeye yatırılacak stopajla ilgili olarak kiralayana verilen senet’in, İİK.nun 68/I maddede öngörülen belgelerden olmadığını”[151]

 

            √ “ ‘Ticari senetler mukabilinde verilecek avanslara mahsus umumi terhin senedi’nin, 68/I. maddede öngörülen belgelerden sayılmadığını”[152]

 

            √ “ ‘Senet karşılığı avans sözleşmesi, iskonto ve iştira taahhütnamesi’nin 68/I. maddede öngörülen belgelerden olmadığını”[153]

 

            √ “Yapılan ilavelerle ‘borç ikrarını içeren belge’ haline dönüştürülen ‘makbuz’un, 68/I maddesinde öngörülen belgelerden sayılamayacağını”[154]

 

            √ “Anonim şirkete katılma taahhütnamesinden doğan alacağın, ilamsız takip konusu yapılamayacağını ve bu konudaki uyuşmazlığın icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini”[155]

 

            √ “C. Savcılığına verilen dilekçede yer alan borç ödeme taahhüdünün, 68/I’deki belgelerden olmadığını”[156]

b e l i r t m i ş t i r …

 

            bb-Senet altındaki imza borçlu tarafından kabul (=ikrar) edilmiş olmalıdır. “Borçlu tarafından imzası kabul (=ikrar) edilmiş senet” ne demektir?

 

            aaa)Borçlusu tarafından, itiraz sırasında imzası inkar edilmemiş olan senet “imzası kabul (=ikrar) edilmiş senet” sayılır. Gerçekten, İİK. mad. 62/V ve 60/3 gereğince, borçlu itirazında,  i m z a y ı  inkar ettiğini “ayrıca ve açıkça” bildirmezse, o takip yönünden senetteki imzayı kabul etmiş sayılır. Bu şekilde, takip konusu senetteki imza “ayrıca ve açıkça” borçlu tarafından itiraz sırasında inkar edilmemişse; alacaklı bu senede dayanarak, “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteyebilir.

 

            Borçlunun imzasını taşıyan bir senede dayanılarak yapılan icra takibine karşı, borçlu senedi kabul ve imzasını kabul etmekle beraber, “borcun ödendiğini ya da alacaklısının kendisine süre verdiğini” ileri sürebilir. Bu örnekte de, takip imzası kabul edilmiş bir senede dayanıyor sayılır.[157]

 

            bbb)Borçlu itirazında, alacaklının takip konusu yaptığı senedin altındaki imzayı inkar ettiğini ‘ayrıca ve açıkça’ bildirmişse (İİK. mad. 62/V, 60/3) alacaklı artık ‘itirazın kesin olarak kaldırılması’nı isteyemeyip, ‘itirazın geçici olarak kaldırılması’ yoluna (İİK. mad. 68/a) gidebilir. Ancak borçlu, icra mahkemesindeki duruşmada, imzasını kabul ederse, icra mahkemesi hakimi artık ‘itirazın kesin olarak kaldırılması’nın gerekip gerekmediğini inceler.[158]

 

            Ayrıca belirtelim ki, altında borçlunun imzası bulunmadığı için  f a t u r a l a r, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgeler niteliğinde kabul edilemez…[159]

 

            cc-İki tarafa borç yükleyen sözleşmeler: İki tarafa borç yükleyen sözleşmelere dayanarak, itirazın kesin olarak kaldırılması istenebilir mi? Kanun, 68. maddesinde; “borç kabulünden (=ikrarından)” bahsetmektedir. Buradaki “borç kabulü (ikrarı)” kavramına dar bir anlam vermemek gerekir. “Koşula bağlı bir borç kabulü” ya da “iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedeki borç kabulü” de 68. maddeye göre “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı sağlayabilir. Yeter ki itirazın kaldırılması isteminin ileri sürüldüğü sırada koşul gerçekleşmiş ya da karşı edim yerine getirilmiş olsun.[160] Alacaklı, borç kabulünde yer alan “koşulun gerçekleştiğini” ya da iki tarafa borç yükleyen sözleşmede “kendisine düşen borcu (edimi) yerine getirdiğini” sözleşmede yer alan bir kayıt ile veya borçludan aldığı bir başka belge ile kanıtlayamamışsa  s ö z l e ş m e  ya da  -imzası ikrar edilmiş-[161]  k o ş u l l u  b o r ç  k a b u l ü n e  (ikrarına) dayanarak, itirazın kaldırılmasını isteyemez.[162]

 

            Yüksek mahkeme, “karşılıklı taahhütleri içeren sözleşmelerin İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden olmadığını”[163] belirttikten sonra;

 

            -“Nakliye sözleşmesi”nin,[164]

 

            -“Avukatlık ücret sözleşmesi”nin,[165]

 

            -“Limited şirketteki hisselerin devrine ilişkin sözleşme”nin,[166]

 

            -“Ortaklık sözleşmesi”nin,[167]

 

            -“Satış sözleşmesi” ile “satış vaadi sözleşmesi”nin,[168]

 

            -“Komisyon sözleşmesi”nin,[169]

 

            -“Protokol”ün,[170]

 

            -“Vekalet sözleşmesi”nin,[171]

 

            -“Eser sözleşmesi”nin,[172]

 

            -“Kira sözleşmesi”nin,[173]

 

            -“Ticari ve ihracat kredi sözleşmeleri”nin,[174]

 

            -“Kredi taahhütnamesi”nin,[175]

 

            -“Senet karşılığı kredi taahhütnamesine bağlı olarak ve teminat amacıyla verilen senetler”in,[176]

 

            -“Ticari senetler mukabilinde verilecek avanslara mahsus umumi terhin senedi”nin,[177]

 

            -“Senet karşılığı avans sözleşmesi, iskonto ve iştira taahhütnamesi”nin,[178]

İİK. mad. 68/I’de sayılan belgelerden  o l m a d ı ğ ı n ı  belirtmiştir…

 

dd-Alacaklının birbirini tamamlayan birden fazla belgeye dayanması: Alacaklı, bazen borçlu ile arasında düzenlenmiş olan birbiri ile ilişkisi bulunan, birbirini tamamlayan, birden fazla belgeye dayanarak, borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasını isteyebilir.[179]

 

İİK. mad. 68'e ait Hükümet Gerekçesinde de[180] «iki tarafa borç yükleyen bir mukaveleye müsteniden itirazın kal-dırılmasını isteyen alacaklı, aynı zamanda bu mukavele mucibince kendisine terettüp eden  borcun yerine  getirilmiş oldu-ğunu resmi veya imzası ikrar edilmiş bir makbuzla ispat etmek mecburiyetinde kalacaktır»  şeklinde,  aynı husus belirtilmiş-tir.

 

Bu  nedenle,  bir satış sözleşmesine dayanılarak yapılan icra takibinde alacaklı, sattığı malı karşı tarafa teslim ettiğini ancak satış sözleşmesinde satılanın  teslim  edildiğine  dair bir kayıt varsa -ya da karşı taraftan bir makbuz almış ve bu makbuz altındaki imza karşı tarafça inkâr edilmemiş ise- buna dayanabilir. Aksi takdirde, alacaklı kendi edimi olan «teslim» durumunu kanıtlayama-mış olduğu için, itirazın kaldırılması isteminin reddedilmesi gerekecektir. Aynı şekilde, bir kira sözleşmesine dayanılarak kira be-delinin ödenmesi için yapılan icra takibinde «alacaklının kiralananı borçluya teslim  ettiğini"   İİK.  mad. 68/I'deki belgelerden biri ile kanıtlaması gerekecektir.

 

Bankadan, kredi sözleşmesi gereğince kredi almış olan borçlu, bankanın gönderdiği hesap ö z e t i'ne bir ay içinde itiraz etmezse, alacaklı banka «kredi sözleşmesi ve bununla ilgili itiraz edilmemiş hesap özetleri ile usulüne uygun olarak kendisinin düzenlediği belge ve makbuzlar»a dayanarak icra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteyebilirse (İİK. mad. 68/b) de[181], borçlu eğer kendisine kredi açmış olan bankanın gönderdiği  hesap ö z e t i'ne bir ay içinde itiraz ederse, alacaklı (banka), kredi sözleşmesine ve bu sözleşme gereğince borçluya ödemede bulunduğunu gösteren 'ödeme fişi', 'makbuz' gibi belgelere dayanarak, icra mahkemesinden “itirazın kesin olarak kaldırılmasını” isteyemez…[182]

 

Ayrıca belirtelim ki; takip alacaklısının, takip borçlusuna sadece “bir miktar para verdiğini (ödediğini)” gösteren makbuzlar, İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden sayılmaz.

 

Yüksek mahkeme;

 

-“Havale dekontu”nun,[183]

 

-“Banka havale makbuzu”nun,[184]

 

-“Para makbuzu”nun,[185]

 

-“Salma parası alındığını gösteren makbuz”un,[186]

 

-“Banka dekontu”nun,[187]

 

-“Banka makbuzu”nun,[188]

 

-“Makbuz”ların[189]

İİK. mad. 68/I’de sayılan belgelerden  o l m a d ı ğ ı n ı  belirtmiştir…

 

Alacaklı, usulüne uygun olarak (TK. mad. 82 - 85) tutmuş olduğu ticari defterlerindeki kayıtlara dayanarak itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteye­mez. Başka bir deyişle, ticari defterler, İİK. mad. 68/I'de öngörülen belgelerden sayıl­maz.

 

Ancak, alacaklının ticari defterindeki kayıtsız şartsız borç ikrarı altında ayrıca borç­lunun imzası varsa,[190] o zaman alacaklı bu imzalı borç ikrarına dayanarak, itirazın kesin olarak kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyebilir...

 

2)Belirli bir para borcu kabulünü içeren noterlikçe düzenlenen senetler : Bilin­diği gibi noterler iki şekilde senet düzenlerler :

 

aa-Düzenleme suretiyle (= re'sen) düzenlenen noter senetleri : Bu senetler doğru­
dan doğruya noterler tarafından düzenlenirler (Noterlik K. mad. 84, 89, 72, 82/II). Bu
şekilde düzenlenen senetler, koşulsuz olarak borç kabulünü (ikrarını) içeriyorsa bunlar İİK. mad. 38'e göre «ilâm hükmünde» olduğundan, ilamlı takibe konu olabilirler. Bu nedenle bu maddede bahsedilen «noter senetleri» bunlar değildir. Ancak hemen belirtelim ki, bu senetlere dayanılarak da ilamsız icra yoluna gidilebilir. Borçlunun itirazı ha­linde bu itiraz «kesin olarak» kaldırılır. Fakat bu senetler, alacaklıya tanıdığı avantajlar bakımından genellikle «ilamlı takibe» konu yapılır.[191]

 

bb-İmzası noterlikçe onanan senetler : Bu senetler noterler tarafından düzenlenmeyip taraflarca dışarıda hazırlanıp, sadece notere onama için sunulur. Noter, dışarıda düzenlenen senedi ilgililere imzalatır (veya ilgili imza atmasını bilmiyorsa mühür ya da parmak bastırır) ve bu imzanın önünde atıldığını onaylar (Noterlik K. mad. 60/4, 75, 90, 93). İşte, İİK. mad. 68/I'de bahsedilen «noterlikçe tasdik edilen senetler» bu senetlerdir.[192] Noter tarafından yapılan bu imza onaylaması, onaylanan imzanın ilgiliye ait oluşunu belgelendirme niteliğinde olup, hukukî işlemin içeriğini kapsamaz. Bu işlemlerde imza ve tarih sahteliği kanıtlanıncaya kadar geçerlidir (Noterlik K. mad. 82/3). Yani, borçlunun noterlikçe onaylanmış senet altındaki imzayı inkâr etmesi, alacaklının bu belgeye dayanarak icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemesine engel olmaz. Çünkü, icra mahkemesi, borçlunun ileri sürdüğü sahtelik iddiasını incelemeye yetkili değildir. Borçlu, “noterlikçe onaylanmış olan imzanın kendisine ait olmadığını” ancak açacağı 'sahtelik davası' (İİK. mad. 72) ile kanıtlayabilir (HUMK. mad. 314).

 

İmzası noterlikçe onaylı senedin, itirazın kesin olarak kaldırılmasını sağlayabilmesi için «koşulsuz borç kabulünü içermesi» ve «belirli bir paraya ilişkin olması» gere­kir.[193]

 

3)Resmi dairelerin ya da yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri makbuz ve belgeler:Hemen belirtelim ki, bu «belge» ve «makbuzlar» resmi daireler ya da yetkili makamlar tarafından düzenlenmiş olduklarından, bunlarda borçlunun imzası bulunmaz.

 

Resmi dairelerin veya yetkili makamların verdikleri hangi “belge” ve “makbuz”ların icra mahkemesinde itirazın kesin olarak kaldırılmasını sağlayabileceği ya kanun­da açıkça belirtilmiştir[194] veya içtihatlarla kabul edilmiştir.

 

A-a)Özel bir hükümle, itirazın kesin olarak kaldırılmasını sağlayıcı nitelikte bir  b e l g e  olduğu kabul edilmiş olan belgelere örnek olarak şunlar gösterilebilir:

 

√ “Borç ödemeden aciz belgesi”[195] (İİK. mad. 143/II, 105/I, 251/I.c.3),

 

√ “Kesin rehin açığı belgesi”[196]  (İİK. mad. 152/IV),

 

√ “S.S.K. tarafından düzenlenen ve işverenin prim borcunu gösteren belgeler”[197] (506 s. K. mad. 81),

 

√ “Bağ-kur tarafından düzenlenen sigorta prim borcunu gösteren belgeler (prim bildirgeleri[198] (1479 s. K. mad. 54),

 

√ “Çiftçi Mallarını Koruma Kanunu uyarınca verilen ve kesinleşen ‘tazminat kararları’ ”[199] (4081 s. K. mad. 10, 26),

 

√ “Çiftçi Mallarını Koruma Kanunu uyarınca köy ihtiyar heyetince -köy merasında otlatılan koyunlar hakkında- verilen ve kesinleşen para cezalarına ilişkin kararlar”[200] (4081 s. K. mad. 31),

 

√ “Türkiye Sigorta ve Reasürans Şirketleri Birliğinin masraflarının, iştirak paylarının ödenmesine dair kararlar” (7397 s. Sigorta Murakabe K. mad. 36/x)

 

√ “Kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve banka tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar”[201] (İİK. mad. 68b)

 

√ “Kesinleşmiş işletme projesi veya kat malikleri kurulunun işletme giderleri ile il­gili kararları” (634 s. Kat Mülkiyeti K. mad. 37/son).

 

Yüksek mahkeme; -634 sayılı- Kat Mülkiyeti Kanununa göre “İİK.nun 68. maddesinde yazılı belgeler niteliğinde olan” kararlarla ilgili olarak;

 

√ “Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca gider ve avans payının tamamını gününde ödemeyen kat malikinin ödemede geciktiği günler için aylık %10 oranında gecikme tazminatı ödemek zorunda olduğunu (Kat malikinden, %10’dan fazla gecikme tazminatı istenebilmesi için kat malikinin önceden bunu kabul etmiş olmasının zorunlu olduğunu, çoğunlukla alınmış  -borçlu kat malikinin katılmadığı- kat malikleri kurulu kararının yeterli olmadığını)”[202]

 

√ “Borçlu tarafından sulh hukuk mahkemesinde açılacak dava ile kat malikleri kurulu kararı iptal edilmedikçe, geçerliliğini koruyacağını (ve bu konuda sulh hukuk mahkemesinde dava açılmış olmasının tek başına ‘itirazın kaldırılması isteminin reddine’ karar verilmesini gerektirmeyeceğini)”[203]

 

√ “Kat mülkiyetinin ancak tek parsel üzerinde kurulabileceğini, birden fazla parsel üzerinde kurulu sitedeki yapıların malikleri arasında yönetim planı düzenlenmiş olması halinde, bundan doğacak uyuşmazlıkların genel hükümlere göre çözümlenmesi gerekeceğini”[204]

 

√ “İşletme giderleriyle ilgili kat malikleri kurulu kararının takip konusu yapılabilmesi için ilgilisine tebliğine gerek bulunmadığını, kararın alındığı andan itibaren geçerli olduğunu”[205]

 

√ “İşletme projesinin sulh hukuk mahkemesince iptal edilmediği sürece geçerliliğini koruyacağını ve borçluya tebliğle kesinleşeceğini”[206]

 

√ “Kat malikleri kurulunun ancak ‘işletme giderleri ile ilgili kararları’nın 68/I maddede yazılı belgelerden sayılacağını (‘İşletme giderleri dışındaki  -otopark ücreti, yüzme havuzu masrafları, plaj tanklarına su verilmesi, spor faaliyetleri, elektrik kabloları değiştirilmesi vb.- kararları’nın bu nitelikte olmadığını)”[207]

 

√ “Kat malikleri kurulunun ancak belirli bir alacağı içeren ve likit nitelikteki kararlarının İİK. 68/I maddesinde sayılan belgeler niteliğinde olduğunu”[208]

 

√ “Kat irtifakı kurulmuş gayrımenkullerde yapı tamamlanmış veya bağımsız bölümlerin 2/3 kısmı fiilen kullanılmaya başlanmış ise kat mülkiyetine geçilmemiş olsa dahi taşınmaz yönetiminde kat mülkiyeti hükümlerinin uygulanacağını”[209]

 

√ “ ‘Kat malikleri kurulu kararı’nın  -borçlunun imzasını içermese, toplantıda borçlu hazır bulunmamış olsa dahi- İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belgeler niteliğinde olduğunu”[210]

 

√ “Ancak ‘kesinleşen’ işletme projelerinin (veya kat malikleri kurulunun işletme giderleri kararlarının) İİK. 68/I maddesinde yazılı belgelerden sayıldığını”[211]

 

√ “Kat malikinin payına düşecek gider ve avans borcundan ve gecikme tazminatından bağımsız bölümlerin birinde kira akdine bağlı olarak oturan kiracının da yönetime karşı kat malikiyle birlikte müteselsilen sorumlu olduğunu”[212]

 

√ “Yöneticinin, kat malikine karşı aynen vekil gibi sorumlu olduğunu”[213]

 

√ “Takip dayanağı belgelerin takip talebine eklenmemiş olması halinde takip talebinde belirtilen kat malikleri kurulu kararı ve işletme projesini ibraz etmesi için alacaklıya icra hakimliğince süre verilmesi gerekeceğini”[214]

 

√ “ ‘İşletme projesi’ için öngörülen kesinleşme koşulunun, ‘kat malikleri kurulu kararlarında’ aranmayacağını”[215]

 

√ “Yönetici ile kat malikleri arasında yönetim giderlerinden doğan uyuşmazlıklarda görevli mahkemenin ana taşınmazın bulunduğu yerin sulh hukuk mahkemesi olduğunu”[216]

 

√ “Kat mülkiyeti kanunundan doğan uyuşmazlıklarda, basit bir hesaplamayı gerektiren hususlar için bilirkişi incelemesine gerek bulunmadığını”[217]

 

√ “İşletme projesine yapılan itiraz üzerine kat malikleri kurulunca verilen kararın kanuna uygun olarak alınmadığı iddiasının icra mahkemesinde incelenemeyeceğini”[218]

 

√ “ ‘İşletme projesi’nin, kat maliklerine veya bağımsız bölümden yararlananlara imzaları karşılığında bildirilmesi gerektiğini”[219]

 

√ “Bağımsız bölümden fiilen yararlanan borçlunun işletme projesine itiraz etmemesi halinde alacaklının bu belgeye dayalı olarak takip yapmasında bir usulsüzlük bulunmadığını”[220]

 

√ “Kat irtifakına veya kat mülkiyetine geçilen kooperatiflerde de genel kurul kararlarının İİK. 68/I’de sayılan belgeler niteliğinde olduğunu”[221]

 

√ “Kat malikinin satın alma tarihinden itibaren yönetim giderlerinden sorumlu olduğunu”[222]

 

√ “Tapu kaydına göre 100 bağımsız bölümün kat irtifakının kooperatif adına kayıtlı olduğu, ferdi mülkiyete geçilmediği durumlarda, Kat Mülkiyeti Kanununun 37/son maddesinin uygulanamayacağını”[223]

 

√ “Aidat borcunun tahsili için yönetici ve kat maliki tarafından takip yapılabileceğini”[224]

 

√ “Kat malikleri kurulu adına vekaleten hareket eden yöneticinin şahsen sorumlu tutulamayacağını”[225]

 

√ “ ‘Kesinleşen işletme projesi’ ile ‘kat malikleri kurulu kararları’ İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belgelerden olduğundan, bu belgelere dayanan takiplerde ‘itiraz’ üzerine doğan uyuşmazlıkların icra mahkemesinde çözümleneceğini, ‘görevsizlik kararı’ verilemeyeceğini”[226]

 

√ “Kesinleşen ‘işletme projesi’nin, bir kısım daireleri hakkında ‘yapı kullanma izni’ (iskan ruhsatı) alınmamış olsa dahi, apartmanın tümü hakkında  -İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belge niteliğini taşıması nedeniyle- uygulanacağını”[227]

 

√ “Yönetici seçimi ve işletme projesinin iptali konusunda açılan davanın, işletme projesine dayanılarak yapılan takibi etkilemeyeceğini”[228]

 

√ “ ‘Kat malikleri kurulu kararı’nın, dairesi boş olan malikler bakımından da İİK.nun 68/I. maddesinde öngörülen belge niteliğinde olduğunu”[229]

b e l i r t m i ş t i r …

 

b) İçtihatlarla, itirazın kesin olarak kaldırılmasını sağlayıcı nitelikte bir  b e l g e  olduğu kabul edilmiş olan belgelere örnek olarak şunlar gösterilebilir :

 

√ “Kira farkından dolayı yapılan ilamsız takiplerde, sulh hukuk mahkemelerinin kesinleşmiş olan kira tesbitine ilişkin kararları»[230],

 

«Kira parasının (bedelinin) tesbiti»ne ilişkin -kesinleşmiş- kararların  yargılama giderlerine (ve bu arada; vekalet ücretine) ilişkin bölümü «eda hükmünü» içerdiğinden, ilamlı takibe konu edilebildiği halde, kira parasına (farkına) ilişkin bölümü «eda hükmünü» içermediğinden, ilamlı takip konusu yapılamaz.[231] Kiracı, «kira tesbit kararı» ile tesbit edilen kira farkını -bu kararın kesinleşmesine rağmen- ödemezse, kiralayan kiracı hakkında kira alacağının ödenmesini sağlamak için «eda davası» açacak -ve alacağı ilâmı, ilamlı takibe konu yapacak- yerde, -uygulamada genellikle tercih edildiği gibi-  ilamsız takip de yapabilir. Kiracının örnek: 49 ya da 51 ödeme emrine itiraz etmesi halinde, alacaklı (kiralayan) elindeki kira tesbit ilâmına dayanarak «borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasını» icra mahkemesinden isteyebilir. Çünkü, kira bedelinin tesbitine yönelik mahkeme kararı da, İİK. mad. 68/1 anlamında «resmi dairelerin yetkileri dahilinde ve usulüne göre ver­dikleri belgeler» niteliğinde sayılır.[232]

 

√ “Rücu belgesi”ne dayanarak, dosya borcunu ödeyen müşterek / müteselsil borçlu (kefil), diğer müşterek / müteselsil borçlu (kefil) hakkında genel haciz yoluyla takip yapamazken[233] [234] kefil tarafından, “asıl borçlu” hakkında genel haciz yoluyla takip yapılabilir ve borçlunun takip konusu borca itiraz etmesi halinde, alacaklı elindeki “rücu belgesi”ne dayanarak icra mahkemesinden “itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını” isteyebilir…[235] [236]

 

Yüksek mahkeme;

 

-“Usulen -HUMK. mad. 297 uyarınca- tasdik edilmiş dahi olsa  p a r m a k  i z i  senetler”in,[237]

 

-“Usulen  -HUMK. mad. 297 uyarınca- tasdik edilmiş dahi olsa  m ü h ü r l ü  senetler”in,[238]

 

İİK. 68/I'de öngörülen «resmi dairelerin ve yetkili makamların usulüne göre düzenledikleri belgeler» niteliğinde bulunmadığını belirtmiştir...

 

Yüksek mahkemenin HUMK. mad. 297’ye göre -ihtiyar heyeti tarafından- onaylanmış olan mühürlü ve parmak izli senetleri, İIK. mad. 68/I’de öngörülen belgeler niteliğinde görmemesi doktrinde eleştiri konusu olmuştur. Buraya kadar açıkladığımız
İİK. mad. 68/I'de; «HUMK. mad. 297'ye göre düzenlenen senetlerden» bahsedilme­miştir. Anımsanacağı gibi, HUMK. mad. 297; «…imza vâzına muktedir olmayan veya yazı bilmeyen şahsın heyeti ihtiyariye ve mahallince maruf iki kişi tarafından tasdik edilmiş ve el ile yapılmış bir işaret veya mühür istimal etmesi caizdir» hükmünü taşımaktadır. Bu durumda, HUMK. mad. 297'ye göre düzenlenmiş bulunan -yani, usulüne göre onaylanmış olan- senetlere ve özellikle mühürlü senetlere dayanılarak icra mahkemesinde «itirazın kesin olarak kaldırılmasına» karar verilebilecek midir? Eğer karar verilebilecek ise, bu senetler, İİK. mad. 68/I'de sayılan 3 tür belgeden hangisinin gurubuna sokularak bu sonuca varılacaktır?

 

Yargıtay, eski içtihatlarında[239] «tasdikli senetlerin İİK. mad. 68'de gösterilen resmi belgelerden sayılması gerektiğini, bu nedenle, alacağın ödendiği belgelendirilmediği tak­dirde, itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar verilmesi» gerektiğini -bu senetlerin İİK. mad. 68/I'de sayılan 3 belgeden hangisine girdiğini açıklamaksızın- belirtmişken, yeni içtihatlarında[240], «mühürlü ve parmak izli senetlerin İİK. mad. 68/I'de belirtilen belgeler nite­liğinde kabul edilmeyeceğini» bildirmiştir.

 

Doktrinde, bâzı yazarlar[241]; «HUMK.'nun 297. maddesine dayanılarak düzenlen­miş senetler, maddenin birinci fıkrasında gösterilen belgelerden sayılır» demekle yetin­mişken, bâzıları[242] konu ile daha yakından ilgilenip, «buradaki durum, imzası noter ta­rafından onaylanmış senetlere benzemektedir. Nasıl ki noterlikçe onaylanmış imzanın borçlu tarafından inkârı halinde, icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar veriyor ve imza inkârını inceleyemiyorsa, burada da HUMK. mad. 297’ye göre onaylanmış olan bir mühürlü senetteki mührün inkârı halinde, icra mahkemesinin gene itirazın kesin olarak kaldırılmasına karar vermesi gerekir» demişlerdir.

 

Kanımızca, HUMK. mad. 297'ye göre onaylanmış bulunan mühürlü senetlerin İİK. mad. 68/I’de sayılmamış olması önemli bir noksanlıktır. Alacaklının elindeki bu senede dayanarak, icra mahkemesinde «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» isteyemeyeceğini savunmak HUMK. mad. 297 hükmünü anlamsız kılar ve kötüniyetli borçluların kullandıkları mühürleri inkâr ederek verdikleri senetlerin değerini -icra mahkemesinde- hiçe indirmelerine yol açar. Bu nedenle yüksek mahkemenin «takip konusu senet mühürle (ya da parmak izi ile) düzenlenmiştir. HUMK. mad. 297'ye göre mühür (ya da parmak izi)nin inkârı halinde bu işaret üzerinde inceleme yapılamaz. Çünkü, İİK. mad. 68, im­zası ikrar ve noterlikçe onaylanmış senetlerin ilamsız takip konusu yapılabileceğini açıklamıştır. Bu cihetler düşünülmeden ve işin yargılamayı gerektireceği düşünülmeden itirazın kaldırılması isabetsizdir» şeklindeki -yukarıda, dipn. 237, 238'de yolla­ma yapılan içtihatlarındaki- görüşüne katılamıyoruz. Kanımızca, maddeye açıklık geti­rilinceye kadar, bu senetleri, İİK. mad. 68/I'de sayılan «yetkili makamların yetkileri da­hilinde ve usulüne göre verdikleri belgeler» olarak yorumlamak uygun olacaktır…

 

Yüksek mahkeme[243] “âmalara ait usulen tasdik edilmiş senetlerin -BK. 14/son uyarınca- İİK. 68/I’de öngörülen belgelerden olduğunu” kabul etmiştir.

 

Fakat; HUMK. mad. 297’ye göre onaylanmamış dahi olsa, senetteki parmak izi veya mührünü borçlu ikrar ederse, bu senet «kesin delil» sayılır[244] ve bu durumda senet İİK. mad. 68/I’de öngörülen belge niteliğini kazanır, icra mahkemesinin de alacaklının talebini kabul edip «itirazın kesin olarak kaldırılmasına» karar vermesi gerekir. Yüksek mahkeme[245] de bu doğrultuda karar vermiştir.

 

B-Maddede bahsedilen «resmi makbuzlar»a örnek olarak, posta makbuzlarını, banka makbuzlarını, tarım kredi kooperatiflerince verilen makbuzları gösterebiliriz. Bunların İİK. mad. 68/I anlamında bir belge sayılabilmesi için, diğer belge ve senetlerle tamamlanmaları gereklidir.

 

4)Kredi kurumları (bankalar) tarafından düzenlenen «kredi sözleşmeleri», «kre­di sözleşmeleri ile ilgili süresinde itiraz edilmeyen hesap özetleri» ve «usulüne uygun düzenlenmiş belge ve makbuzlar» (mad.68b).[246]

 

V-Buraya kadar, İİK. mad. 68/I’de öngörülen «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» sağlayan belge ve makbuz'ları inceledik.

 

Doktrinde[247], yasada ayrıca öngörülmemiş olmasına rağmen, «borçlunun resmî dai­reler veya memurlar huzurunda borç ikrarında bulunmuş olması» halinde, alacaklı­nın bu ikrara dayanarak “itirazın kesin olarak kaldırılması”nı isteyebileceği ileri sürül­müştür. Örneğin; icra tutanağında -özellikle ihtiyati haciz tutanağında- «borçlu olduğunu» kabul eden borçlunun, daha sonra ödeme emrinin tebliği üzerine «borçlu ol­madığını» ileri sürmesi halinde, alacaklının icra mahkemesine başvurup “itirazın kaldırıl­ması”nı isteyebileceği belirtilmiştir. Yüksek mahkeme[248] de, bu durumda alacaklının «itirazın kaldırılması» talebinin kabulüne karar verilmesi gerekeceğini vurgulamıştır...

 

Borçlu, icra mahkemesindeki duruşma sırasında, alacaklının dayandığı -fakat İİK. mad. 68'de öngörülen nitelikte bulunmayan- belge altındaki imzasını ikrar ederse, icra mahkemesinin bu durumda da «itirazın kaldırılması» istemini kabul etmesi gerekir.[249] [250]

 

VI-İcra ve İflâs Kanunu dışında bazı özel kanunlarda da «itirazın kesin olarak kaldırılması» kararına dayanak olabilecek resmi belgeler gösterilmiştir. 506 sayılı Sosyal Si­gortalar Kanunu mad. 81* [251], 1479 sayılı Bağkur Kanunu mad. 54** [252] bu düzenlemeye örnek ola­rak gösterilebilir.

 

VII-Kanunda sayılan ve yukarıda ayrıntıları ile açıklanan belgelerin dışında, bir belgenin İİK. mad. 68/I anlamında «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» sağlayabilecek bir belge niteliğinde olup olmadığını saptamak, icra hakiminin takdirine kalmıştır. Böyle bir belge, koşulsuz olarak bir borç kabulünü içeriyorsa ve belirli bir paraya ilişkinse, o zaman, İİK. mad. 68/I'in koşullarına uyuyor demektir.

 

VIII-A-İcra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» k i m ya da k i m 1 e r isteyebilir ?

 

İcra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» ancak alacaklı sıfatını taşıyan kimse isleyebilir. Bu kişi, «alacaklının kendisi» olabileceği gibi, alacaklıdan «ta­kip konusu alacağı devralmış» kimse ya da «alacaklının mirasçısı» da olabilir...

 

Bu konu ile ilgili uyuşmazlıklarda, yüksek mahkeme;

 

“Acentenin yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda, acentenin aktif ve pasif husumet ehliyetine sahip olduğunu”[253]

 

“İştirak halinde mülkiyette, mirasçıların tek başına takipte -ve itirazın kaldırılması isteminde- bulunamayacağını”[254]

 

“Mirasbırakan lehine takdir edilen vekalet ücretini, mirasçıların, ‘hisseleri oranında’ takip konusu yapabileceklerini”[255]

 

“Senet lehtarının ölmesi halinde, ‘mirasçılarının hepsinin birlikte’ veya ‘miras şirketine tayin ettirecekleri temsilci’ vasıtasıyla bu senedi icraya koyabileceklerini (veya itirazın kaldırılmasını isteyebileceklerini)”[256]

 

“ ‘Bono’ niteliğini taşımayan belgenin yazılı şekilde yapılacak ‘temlik beyanı’ ile başkasına devredilebileceğini, ‘ciro’ ile el değiştiremeyeceğini”[257]  

 

“Takip alacaklısının, alacağını iki borçludan birisine temlik etmiş olması halinde, temellük edenin (alacağı devralanın) takip konusu alacağın yarısını takip edebileceğini”[258]

 

“Adi senedin (bono niteliğini taşımayan senedin) ciro suretiyle el değiştiremeyeceğini”[259]

 

“İki kişi lehine düzenlenen bir adi senetteki alacağın ancak yarısını, alacaklılardan birisinin takip edebileceğini”[260]

 

“Senet alacaklısının senet bedelini kendisine temlik ettiğini belgelendiren senet borçlularından birinin, diğer senet borçlularını  -payları oranında- takip edebileceğini”[261]

 

“Tanzim tarihi bulunmayan kambiyo senedini ciro yoluyla ele geçiren kimsenin alacaklı sıfatı ile o senede dayanarak takipte bulunamayacağını”[262]

 

“İtiraz tarihinde alacağın başkasına temlik (devir) edilmiş olduğunun anlaşılması halinde, alacağı temellük edenin (devir alanın) da duruşmaya çağrılması gerekeceğini”[263]

 

“Yöneticinin, işletme projesi dışında ve kat malikleri kurulunca alınmış bir karara dayanmadan yaptığı masraflar için ilamsız takip yapamayacağını”[264]

 

“Takip tarihinde ölü olan kişi adına takip yapılamayacağını”[265]

 

“Ölü borçlunun mirasçıları hakkında takipte bulunabilmek için alacaklının ‘veraset ilamı’ vermesine gerek bulunmadığını”[266]

b e l i r t m i ş t i r …

 

B-İcra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılması» kim ya da      k i m l e r   hakkında istenebilir?

 

İcra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılması», icra dairesinde  borca itiraz etmiş olan borçlu hakkında (borçluya karşı) istenebilir. Bu kişi, «borçlu­nun kendisi» olabileceği gibi, “borçlunun -mirası red etmemiş olan- mirasçıları” da olabilir.

 

Bu konu ile ilgili uyuşmazlıklarda, yüksek mahkeme;

 

“Takip tarihinde borçlunun ölü olduğunun anlaşılması halinde, sadece bu nedenle ‘itirazın kaldırılması isteminin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[267]

 

“İtirazın kaldırılması duruşmasında ıslah yoluyla taraf değiştirilemeyeceğini”[268]

 

“Acentenin yaptığı sözleşmelerden doğan uyuşmazlıklarda acentenin aktif ve pasif husumet ehliyetinin bulunduğunu”[269]

 

“İcra mahkemesindeki duruşma sırasında borçlunun ölmüş olduğunun anlaşılmış olması halinde, alacaklıların ‘takibi tereke hakkında devam ettirmesi’ ya da ‘muris (mirasbırakan) hakkındaki takibi mirasçılara yöneltmesi’ için işlem yapmak üzere icra mahkemesince ‘konusu kalmayan itirazın kaldırılması isteminin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[270]

 

“İtirazın kaldırılması duruşmasında, borçlunun itiraz ettikten sonra iflas etmiş olduğunun anlaşılmış olması halinde, husumetin iflas idaresine yöneltilmesinin sağlanması gerekeceğini”[271]

 

“Takip tarihinde ölü olan borçlu hakkında takip yapılamayacağını ve yapılmış olan böyle bir takibe aynı dosyadan mirasçılara ödeme emri gönderilerek devam edilemeyeceğini”[272]

 

“Mirasbırakanın borçlarından dolayı, mirasçıların tümü hakkında takip yapılmadan sadece birisi hakkında takip yapılabileceğini”[273]

 

“Düzenleme tarihini taşımadığı için 'bono' niteliğini taşımayan bir senedi 'kefil' sıfatıyla imzalamış olan kişinin "âdi kefil" gibi -BK.'nun 486. maddesindeki koşullar 

çerçevesinde- sorumlu olacağını”[274]

 

“Müşterek ve müteselsil kaydı bulunmayan bir âdi senetteki borçluların her biri­nin borcun yarısından sorumlu olacağını”[275]

 

“BK.’nun 486. maddesindeki koşullar gerçekleşmeden âdi kefilin takip edilemeyeceğini”[276]

 

“Alacaklının, 'kollektif şirket’ aleyhine yaptığı takibin 'şirketin aczi’ veya 'her ne suretle olursa olsun şirketin sona ermesi’ halinde, ortakları takip edebileceğini”[277] [278]

 

“Limited şirket ortaklarının, şirket alacaklıları tarafından doğrudan doğruya takip (ve dava) edilemeyeceklerini”[279] [280]

 

“Alacaklının komandit şirket aleyhine yaptığı takibin 'şirketin aczi’ nedeniyle semeresiz kalması halinde, 'taahhüt ettiği sermaye tutarı ile sınırlı olmak koşulu ile’ takibin komanditer ortağa yöneltilip, ödeme emri gönderilebileceğini”[281] [282]

 

“Âdi ortaklık adına düzenlenen senetten dolayı, âdi ortaklığın değil, ortakların takip edilebileceğini”[283] [284]

 

“Kollektif şirketten çıkan veya çıkarılan ortağın, durumun tescil ve ilanına kadar yapılan şirket işlemlerinden, üçüncü kişilere karşı sorumlu olacağını”[285]

 

“Takip dayanağı senet ve taahhütnameyi başkanı olduğu kooperatif adına imzalayan kişi hakkında, kişisel olarak takip yapılamayacağını”[286]

 

“Sigortalıların çalıştığı işyerini devir alan kişilerin[287] -ve işyerindeki payını devreden ortağın[288]- sigorta primi ve gecikme zammı borçlarından sorumlu olduğunu”

 

“Kat maliklerinin payına düşen 'gider’, 'avans’ borcu ile 'gecikme tazminatı’ndan, bağımsız bölümden kira akdine veya başka bir sebebe dayanarak faydalanan kişinin kat maliki ile birlikle, müşterek ve müteselsilen sorumlu olduğunu”[289]

 

“Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat malikinin, ödemede geciktiği günler için, aylık %10 oranında gecikme tazminatı ödemek zorunda olduğunu”[290]

 

“Kat maliklerini temsilen, yönetici hakkında düzenlenen prim tahakkuk ve takip belgesine dayanılarak, kat malikleri hakkında takip yapılamayacağını”[291]

 

“Tüzel kişiliği bulunan kuruluşların üst düzeydeki yönetici ve yetkililerinin, SSK.’na karşı, müştereken ve müteselsilen sorumlu bulunduklarını[292]

 

“Yetkisiz olduğu halde vekil sıfatıyla senet imzalayan kimsenin, senetteki borçtan kişisel olarak sorumlu olacağını[293]

 

“Hazinenin tereke borcundan dolayı ancak kendisine intikal eden mallar oranın­da sorumlu olacağını[294]

 

“Vatandaşlıktan çıkarılan borçlu hakkında da icra takibi yapılabileceğini”[295]

belirtmiştir.

C - «İtirazın kesin olarak kaldırılması» hangi  mahkemeden istenebilir?

Borçlunun icra dairesi tarafından gönderilen ödeme emrine karşı “borca itiraz”da bulunması üzerine; alacaklı icra mahkemesine başvurarak itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını isteyebilir. Yani bu konuda “genel mahkeme”ler değil, “icra mahkeme”leri görevlidir.

Yüksek mahkeme;  g ö r e v  konusu ile ilgili olarak;

“ ‘Kredi kartı sözleşmesi’ne dayalı genel haciz yoluyla takipte borca itiraz edilmesi üzerine ‘itirazın kaldırılması’nın tüketici mahkemesinden değil, ‘icra mahkemesi’nden istenebileceğini”[296]

“Takip dayanağı alacağın 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanuna göre tahsil edilebildiği durumlarda, bu alacağın İİK.na göre icra dairelerinde takibe konulmuş olması ve borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi halinde, alacaklının icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılması’nı isteyemeyeceğini”[297]

“İcra mahkemesince, ‘alacağın tahsilinin gerekip gerekmediğinin yargılama yapılmasına bağlı olduğu’nun saptanması halinde, ‘görevsizlik kararı’ değil, ‘İtirazın kaldırılması isteminin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[298]

“ ‘İtirazın kaldırılması isteminin reddi’ni içeren bir icra mahkemesi kararının, ‘görevsizlik kararı’ niteliğinde bulunmadığını”[299]

“ ‘İtirazın kaldırılması’ istemi hakkında, icra mahkemesinin ‘görevsizlik kararı’ veremeyeceğini (Bu konuda ‘itirazın kaldırılması isteminin kabulüne’ veya ‘reddine’ şeklinde karar vermesi gerekeceğini)”[300]  

“6183 s. Kanun uyarınca yapılan iki ihale arasında doğan farkın, İcra ve İflas Kanunu hükümlerine göre tahsil edilemeyeceğini, icra mahkemesince ‘icra dairesine yapılan itirazın kaldırılması talebinin reddine’ karar verilmesi gerekeceğini”[301]

“Para cezasıyla ilgili encümen kararı icra dairesinde takip konusu yapılamayacağından, borçlunun itirazı üzerine ‘itirazın kaldırılmasına’ karar verilemeyeceğini”[302]

“İcra mahkemesince ‘uyuşmazlığın dar yetkili icra mahkemesinde çözümlenemeyeceği’ gerekçesiyle ‘görevsizlik kararı’ verilemeyeceğini”[303]

“ ‘Uyuşmazlığın yargılama ile çözülebileceğini’ saptayan icra mahkemesinin bu nedenle verdiği ‘görevsizlik kararı’nı gerçekte ‘itirazın kaldırılması isteminin reddi’ niteliğinde bir karar olduğunu, HUMK.nun 193. maddesi anlamında bir ‘görevsizlik kararı’ olmadığından, daha sonra on günlük yasal süreden istifade edilerek bu davaya asliye hukuk mahkemesinde devam edilemeyeceğini”[304]

“Borçlunun ‘görev’e ilişkin itirazının ‘hakkında ilamsız takip yapılmayacağı’ savını da içereceğini”[305]

b e l i r t m i ş t i r …

            D-“İtirazın kesin olarak kaldırılması”  h a n g i  icra mahkemesinden istenebilir?

İcra takibine yönelik «itirazın kaldırılması» istekleri, icra takibinin yapıldığı icra dai­resinin bağlı olduğu icra mahkemesi tarafından incelenir. İcra mahkemesinin bu yetkisi ka­mu düzeni ile ilgilidir. Bu nedenle, icra mahkemesi kendiliğinden «kendisinin yetkili olup olmadığını» inceler.[306]

İcra mahkemesi, kendisini -kendiliğinden veya borçlunun ileri sürdüğü yetki itirazını
haklı görerek- yetkisiz bulması halinde «yetkisizlik nedeniyle dosyanın istek halinde
yetkili  …icra mahkemesine gönderilmesine»  şeklinde karar vermesi gerekir.[307]

Yüksek mahkeme; icra mahkemesinin yetkisi (yetkili icra mahkemesi) konusunda;

“Yetkisiz icra dairesince gönderilen ödeme emrine karşı ileri sürülen yetki itirazının alacaklı tarafından kabul edilerek yetkili icra dairesi tarafından borçluya yeniden ödeme emri gönderilmesi sağlandıktan sonra borçlunun bu ödeme emrine de itiraz etmesi halinde, alacaklının yeni ödeme emrini göndermiş olan icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılmasını’ isteyebileceğini”[308]

“Borçlu tarafından ‘borca’ ve ‘yetki’ye itiraz edilmiş olması halinde, icra mahkemesince öncelikle ‘yetki itirazı’ konusunda karar verilmesi gerekeceğini”[309]

“Para borcuna dayalı takiplerde, borçlunun icra dairesinin yetkisine yönelik itirazın, HUMK. 10 ve BK. 73 çerçevesinde değerlendirilerek sonuçlandırılması gerekeceğini”[310]

“Yetki itirazında, yetkili olmaları koşuluyla, ‘birden fazla icra mahkemesinin (dairesinin) yetkili olduğu’nun bildirilebileceğini”[311]

“Borçlunun, itirazında birden fazla yerin yetkili olduğunu belirtmiş ve bunlardan birisini tercih etmemiş olması halinde, icra mahkemesince bu konudaki tercih hakkını alacaklıya sorması gerekeceğini”[312]

“Borçlunun ‘icra dairesinin yetkili olmadığına’ ilişkin itirazının haklı bulunması halinde, icra mahkemesince ‘yetkili icra dairesinin neresi olduğu’ kesin biçimde belirtilerek, ‘icra dosyasının yetkili …icra dairesine gönderilmesine’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini”[313]

“İcra mahkemesinin, kendisinin yetkisine yönelik itirazı haklı bulması halinde, ‘yetkisizlik nedeniyle dosyanın istek halinde yetkili …icra mahkemesine gönderilmesine’ şeklinde karar vermesi gerekeceğini”[314]

“Yetki itirazının yerinde olmadığına (kaldırılmasına) dair merci kararının temyiz edilebileceğini”[315]

“Takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili bulunmadığının -alacaklının, borçlunun yetki itirazını kabul etmesi veya alacaklının bu konudaki ‘itirazın kaldırılması’ talebini reddetmesi suretiyle- anlaşılması halinde, yetkili icra dairesine dosyanın gönderilmesi ve oradan borçluya ‘yeniden’ ödeme emri gönderilmesi gerekeceğini”[316]

“Yetki itirazının, ‘senet metininden anlaşılan’ bir itiraz sebebi olmadığını”[317]

b e l i r t m i ş t i r …

E-İcra mahkemesi «itirazın kesin olarak kaldırılması» isteklerini  n a s ı l  inceler?

I-İcra mahkemesinin bu isteği, basit yargılama usulüne göre (HUMK. mad. 507-511) ve mutlaka duruşma yaparak inceleyeceği İİK. mad. 70'de «açıkça belirtilmiş olduğun­dan»[318]     icra mahkemesi «evrak    üzerinde»inceleme ile yetinerek karar veremez.[319]

İcra hakimi, itirazın kaldırılması istemi üzerine, bir taraftan ilgili takip dosyasının kendisine gönderilmesini icra dairesinden isterken, diğer taraftan duruşma gününü belirterek taraflara  -“dayandıkları kanıtları duruşma günü getirmeleri, duruşmaya gelmemeleri halinde yokluklarında karar verileceğini” belirterek- ihtarlı davetiye gönderir[320] (İİK. mad. 18/III).

Takibe vekili vasıtasıyla itiraz eden borçlu hakkında açılan «itirazın kaldırılması»
davasına ait davetiyenin, borçluya değil, takibe itiraz etmiş olan borçlu vekiline gönde
rilmesi gerekir.[321]

Yüksek mahkeme d u r u ş m a  d a v e t i y e s i  k o n u s u n d a;

“Duruşma davetiyesinin borçluya cezaevinde tebliğ edilmiş olması halinde, C. Savcılığı’na teskere yazılıp ‘borçlunun duruşmada hazır bulundurulması’nın istenmesi gerekeceğini”[322]

“İtirazın kaldırılması dilekçesinde vasi gösterilmemiş dahi olsa, vasiye icra mahkemesince tebligat yapılması gerekeceğini”[323]

“Mazereti alacaklı vekilince kabul edilen borçluya, sonraki duruşma gününün ayrıca davetiye ile bildirilmesi gerekirken, ‘borçlunun duruşma gününü kalemden öğrenmesine’ şeklinde karar verilemeyeceğini”[324]

“Saat gösterilmeksizin çıkarılan çağrı kağıdı üzerine duruşmanın çalışma saati sonuna kadar bekletilmesi gerekeceğini”[325]

“Taraflara okunaklı biçimde ihtarlı davetiye gönderilmesi gerektiğini”[326]

b e l i r t m i ş t i r …

Taraflardan birisi duruşmaya gelmezse, onun yokluğunda gerekli karar verilir.

İki tarafın da -mazeret bildirmeden- duruşmaya gelmemesi halinde icra mahkemesince -“duruşmaya gelmeyen taraf(lar) yokluklarında karar verilmesini” istemiş dahi olsa(lar)-[327] “dosyanın işlemden kaldırılmasına” karar verilmesi gerekir.[328]

II-İcra mahkemesi, alacaklı tarafından verilen dilekçede açıkça «itirazın kesin olarak kaldırılması» istenmeyip «itirazın iptali»[329] ya da «icra takibinin devamına karar verilmesi»[330] istenmiş dahi olsa, yine bu isteği «itirazın kesin olarak kaldırılması isteği» olarak kabul edip incelemelidir.

III-«İtirazın kesin olarak kaldırılması» isteminde bulunan alacaklının yabancı uyruklu olması halinde, icra mahkemesinin bu isteği incelemeye geçmeden «alacaklının -2675 sayılı MÖHUK'na göre- teminat göstermek zorunda olup olmadığını» araştırması gerekir.[331]

IV-«İtirazın kaldırılması» istemini inceleyen icra mahkemesinin, borçlunun takipten önce ölmüş -mirasçıları tarafından takibe itiraz edilmesi nedeniyle alacaklının kendisine başvurmuş- olduğunu tesbit etmesi üzerine, kendiliğinden -4.5.1978 T. ve 4/5 s. İçt. Bir. K. uyarınca[332]- «itirazın kaldırılması» isteğini reddetmesi gerekir.[333]

İcra mahkemesindeki duruşma sırasında borçlunun ölmesi halinde, alacaklıya «takibi tereke hakkında devam ettirmesi» ya da «muris (mirasbırakan) hakkındaki takibi mirasçılara yöneltmesi» için gerekli işlemleri yapmak üzere, «konusu kalmayan itirazın kaldırılması isteminin reddine» karar verilmesi gerekir.[334]

V-Borçlu, itiraz süresi geçtikten sonra -icra dairesine- itirazda bulunmuşsa, alacaklı -ortada icra takibini durduran geçerli bir itiraz varmış gibi- bu itirazın (kesin olarak) kaldırılmasını icra mahkemesinden isterse, icra mahkemesinin ne şekilde (ne doğrultuda) karar vermesi gerekir?

Bu konunun doktrinde tartışmalı olduğunu ve kanımızca “bu durumda icra mahkemesinin yapılan başvuruyu ‘hukuki yarar’ nedeniyle reddetmesi gerektiğini” -daha önce-[335] belirtmiştik… Yüksek mahkeme de, «icra mahkemesinin ancak geçerli olan -yani; 7 gün içinde ve icra dairesine yapılan- itirazın kaldırılması isteğini inceleyebileceğini, bu nedenle, alacaklının 'borçlunun süresinde icra dairesine usulüne göre itiraz etmemesi veya süresinden  sonra yaptığı (geçersiz) itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceği’ gibi[336], 'ödeme emri gönderilmemiş (tebliğ edilmemiş) olan’[337] ya da ‘hakkında takip talebi bulunmadığı halde hatalı olarak ödeme emri gönderilmiş olan’[338] ‘borçlunun itirazının kaldırılmasını’ da isteyemeyeceğini, keza 'itiraz tarihinde şir­keti temsil yetkisi bulunmayan kimsenin, şirket hakkında başlatılan takibe yaptığı itira­zın geçersiz olduğunu', bu nedenle 'alacaklının bu itirazın kaldırılmasını isteyemeyeceğini'[339] bütün bu durumlarda, icra mahkemesinin 'itirazın kaldırılması isteğinin reddine' ka­rar vermesi gerektiğini» belirtmiştir.

VI-İcra mahkemesinin, «itirazın kesin olarak kaldırılması» istemini önce usul yönünden (yani; buraya kadar açıklamaya çalıştığımız özel durumları gözönünde bulundurarak, itirazın kaldırılmasını isteyenin «alacaklı», karşı tarafın da «borçlu» sıfatını taşıyıp taşımadığını, istemin İİK. mad. 67/IV'de öngörülen «altı aylık süre içinde» yapılmış olup olmadığını, kendisinin «yetkili» olup olmadığını[340], itirazın kaldırılmasını isteyen alacaklının “yabancı uyruklu” olması halinde teminat göstermesi gerekip gerekmediğini,[341] borçlunun ileri sürmüş olması halinde alacağın zamanaşımına uğramış olup olmadığını[342])  incelemesi ve istemin usul yönün­den yerinde bulunduğunu tesbit ettikten sonra «itirazın kesin olarak kaldırılması» iste­mini esas yönünden (esastan) incelemesi gerekir. Bunun için önce alacaklının İİK. mad. 68/I'de öngörülen bir belgeye sahip olup olmadığını araştırması ve eğer alacaklı böyle bir belgeye dayanmıyorsa «itirazın kaldırılması isteminin reddine» karar vermesi gerekir. Alacaklının alacağını, İİK. mad. 68/I'deki belgelerden birisi ile ispat etmesinden sonra, borçludan “itirazlarını ispat etmesini” istemesi gerekir.

            Ayrıca belirtelim ki; alacaklı daha önce, “takip talebi” ile birlikte takip dayanağı senet aslını icra dairesine vermemişse, “itirazın kaldırılması”nı isterken veya en geç ilk duruşmada senet aslını vermesi gerekir…Bu durumda, ilk kez duruşmada senet aslını gören borçlu senet altındaki imzasını inkar ederse, icra mahkemesinin imza inkarını incelemesi gerekir… Fakat alacaklı, “takip talebi”nde alacağının senede (belgeye) dayandığını bildirmemiş ve icra dairesine de hiçbir belge vermemişse, borçlunun ödeme emrine itiraz etmesi üzerine, alacaklı takip talebinde göstermediği ve icra dairesine vermediği bir belgeye dayanarak icra mahkemesinden “itirazın kaldırılmasını” isteyemez…[343]

VII-«İtirazın kaldırılması istemi», icra mahkemesince sadece «borçlunun itiraz ettiği kısma ilişkin olarak» incelenip karara bağlanır.[344] Bu nedenle, eğer borçlu, borç doğuran hukuki ilişkiyi kabul edip, itirazını sadece «ödeme» olgusuna dayandırırsa, icra mahkemesince, alacaklının dayandığı belgenin 68/I'de belirtilen belgelerden olup olmadığı­nın araştırılmasına gerek kalmaz.[345] İcra mahkemesindeki önceki davada, takip dayanağı belge altındaki imzasını kabul eden borçlu, daha sonra aynı belge ile ilgili olarak açılan ikinci davada, imzasını inkâr edemez.[346] Borçlu, takip konusu borç hakkında «olumsuz tesbit davası» açmış ve bu dava reddedilmişse, icra mahkemesinin, red kararının ke­sinleşmesini beklemeden «itirazın kaldırılmasına» karar vermesi gerekir.[347] Fakat, ka­nımızca icra mahkemesi, açılan olumsuz tesbit davasının sonucunu bekletici mesele ya­pamaz.

VIII-Borçlu, icra mahkemesindeki «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sırasında, takip konusu belge hakkında hukuk mahkemesinde “sahtelik davası” açmış olduğunu bildirirse, icra mahkemesi, açılan davanın sonucunu «bekletici mesele» yapmak zorunda mıdır? Takip konusu belge hakkında borçlunun hukuk mahkemesinde açmış olduğu «sahtelik davası» gerçekte, «olumsuz tesbit davası» (İİK. mad. 72) niteliğinde olan bir da­vadır. Bu nedenle, «borçlunun, hakkında başlayan icra takibinden sonra açmış olduğu bu olumsuz tesbit davası niteliğindeki sahtelik davası nedeniyle takibin durdurulmasını isteyemiyeceği» çünkü «İİK. mad. 72/III gereğince, icra takibinden sonra açılan olumsuz tesbit davasına bakan mahkemenin ihtiyati tedbir yolu ile icra takibinin durdurulmasına karar veremeyeceği» düşünülebilir. Ancak, böyle bir düşünce hem pratik gereksinme­lere ve hem de açılan sahtelik davalarının hukuki sonuçlarını düzenleyen HUMK. mad. 317 hükmüne aykırı olur. Gerçekten, sahte bir belgeye dayanarak icra takibi yapılması halinde, borçlu, alacaklı olduğunu ileri süren kimsenin elinde kendisini borçlu gösteren sahte bir belge olduğunu önceden bilemeyeceği için, bu kişi hakkında icra takibinden önce İİK. mad. 72/I'e göre olumsuz tesbit davası açıp, mahkemeden «icra takibinin dur­durulması» konusunda bir ihtiyati tedbir kararı alamaz. Borçlu, alacaklı olduğunu ileri süren kişinin, kendisini borçlu gösteren sahte bir belge düzenlemiş olduğunu ancak, hakkında icra takibine geçildikten sonra öğrenebilir ve sahtelik (olumsuz tesbit) davasını da ancak -ve zorunlu olarak- icra takibinden sonra açabilir. Bu halde, «borçlunun açacağı sahtelik (olumsuz tesbit) davasının icra takibine etkisinin ne olacağı İİK. mad. 72/III hükmüne göre belirlenir» denilirse, kendisine karşı sahte bir belge ile icra takibi yapılan ve her nasılsa ödeme emrine itiraz etmemiş ya da itirazında imzayı inkâr ettiğini ayrıca ve açıkça bildirmemiş olan borçlunun durumu çok ağırlaşmış olur. Bu nedenle, takip konusu belge hakkında hukuk mahkemesinde açılan sahtelik davasının icra taki­bine etkisini İİK. mad. 72'ye göre değil, HUMK. mad. 317 hükmüne göre incelemek doğru olur.[348] [349] Bu hükme göre, sahtelik davasına bakan mahkeme, sahteliği ileri sürülen belge (senet) hakkında bilirkişi incelemesi yapılmasına ve senedin yazıldığını gören ta­nıkların dinlenmesine karar vermiş -ve borçlu «ceza davasına» şahsi hak bakımından müdahalede bulunmuş-[350] ise, sahteliği ileri sürülen senet (belge) «sahtelik davası» sonuçlanıncaya kadar hiçbir işleme dayanak yapılamaz.

Sahtelik davasına bakan mahkemenin bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verdiği sırada, sahteliği ileri sürülen senede dayanarak yapılan icra takibi henüz kesinleşmemişse, bundan sonra takibin kesinleşmesi için bir işlem yapılamaz yani, itirazın kaldırıl­ması istemini inceleyen icra mahkemesinin, sahtelik davasının sonuçlanmasını «bekletici mesele» yapması gerekir. Sahtelik davasında bilirkişi incelemesi yapılmasına karar ve­rildiği anda icra takibi kesinleşmiş durumda ise, bundan sonraki işlemler yapılamaz, örneğin; borçlunun malları haczedilemez, daha önce haczedilmiş ise satılamaz.[351]

Ayrıca, borçlu tarafından icra takibinden önce olumsuz tesbit davası açılmış, mahkeme borçlunun talebi üzerine ‘icra takibinin durdurulması’ için ihtiyati tedbir kararı vermişse, o zaman icra mahkemesinin, ‘borçlunun itirazının kaldırılmasına” karar vermeyip açılan olumsuz tesbit davasının sonuçlanmasını “bekletici mesele” yapması gerekir…[352] [353]

Borçlu, icra mahkemesindeki «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sırasın­da, «asıl borçlunun mirasbırakan olduğunu (yani kendisinin mirasçı sıfatı ile takip edilmekte olduğunu) ve  terekenin borca batık olduğunu (MK. mad. 545) ileri sürerse, icra mahkemesi borçluya bu konuda dava açıp ilâm getirmesi için uygun bir süre verir (mad. 68/IV). Borçlu, verilen süre içinde mahkemede dava açar ve bu hususu belirtir belgeyi icra mahkemesine verirse, icra mahkemesi bu davayı bekletici mesele yapar.[354] Borçlunun, mahkemeden «terekenin borca batık olduğuna (ve mirasın hükmen reddedilmiş bulunduğuna) dair ilâm getirmesi halinde icra mahkemesi «itirazın kesin olarak kaldırılması talebinin reddine», aksi takdirde, «itirazın kesin olarak kaldı­rılmasına» karar verir.

Açıklanan İİK. mad. 68/IV hükmü, 538 sayılı Kanun ile -1965 yılında- yapılan değişiklikle bu şekli almıştır. Değişiklikten önce bu hususta açık bir hüküm bulunmadığı için, çeşitli iddia ve savunmalar «bekletici mesele» yapılıyordu. Örneğin; «borçlunun haklarını kullanma yeteneği olmadığı için kısıtlanması gerektiği», «takibin dayandığı belgenin iptali hakkında takipten önce mahkemede dava açıldığı» gibi iddiaların araştırılması bekletici mesele sayılıyordu...[355]

Yüksek mahkeme, bu konu ile ilgili olarak ayrıca;

“İcra mahkemesince, mirasçılar tarafından ‘mirası red konusunda’ açılan davanın sonucunun ‘bekletici mesele’ yapılması gerektiğini”[356]

“Borçlu terekesi hakkında defter tutma işleminin devam ettiğinin anlaşılması halinde, bunun sonucunun icra mahkemesince bekletici mesele yapılması gerekeceğini”[357]

“İş mahkemesinde açılan olumsuz tesbit davasında, mahkemenin ‘icra takibinin dava sonuna kadar durdurulması’ konusunda verdiği ihtiyati tedbir kararının, icra mahkemesindeki ‘itirazın kaldırılması’ davasında, işin esasının incelenmesini önlemeyeceğini (bekletici mesele sayılmayacağını)”[358]

b e l i r t m i ş t i r …

 

            IX-«İtirazın kaldırılması» isteği  dava olmadığından, icra mahkemesinde borçlu tarafından  t a h k i m  iddiası 'nda (alacaklının hakeme başvurması gerektiği iddiasında) bulunulamaz.[359]

 

            X-İcra mahkemesindeki “itirazın kaldırılması” duruşmasında ne alacaklı ve ne de borçlu iddia ve savunmasını tanık dinleterek,[360] karşı tarafa  yemin teklif ederek[361] [362] veya ticarî defter kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasını isteyerek[363] kanıtlayamaz.

 

            Yüksek mahkeme; “bilirkişi incelemesi” konusunda;

 

            “Herhangi bir belgedeki imza ve yazının, atfedildiği kişiye ait olup olmadığı hususunda yapılacak bilirkişi incelemesinin, konunun uzmanınca ve yeterli teknik donanıma sahip bir laboratuvar ortamında optik aletler ve o incelemenin gerektirdiği diğer cihazlar kullanılarak grafolojik ve grafometrik yöntemlerle yapılması gerekeceğini”[364]

 

            “İcra mahkemesince, borçlunun sunduğu ödeme belgeleriyle takip konusu alacak arasında bağlantı olup olmadığı araştırılarak, bağlantı varsa İİK. 68/II, V uyarınca alacaklının beyanı alınıp gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini”[365]

 

            “Alacaklının, borçlu tarafından ibraz edilen ödeme belgesindeki ‘kasa ödeme fişindeki’ imzanın kendisine ait olup olmadığını ileri sürmesi halinde icra mahkemesince imza incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekeceğini”[366]

 

            “İcra takibinden önce borçluya gönderilen hesap kat ihtarındaki borca itiraz edilmeyip sadece faize itiraz edilmiş olması halinde, borç miktarının kesinleşeceğini ancak hesap kat ihtarının kesinleşme tarihinden takip tarihine kadar tahakkuk ettirilen faiz tutarının denetlenmesi gerekeceğini”[367]

 

            “ ‘Kayıtsız şartsız borç ikrarı’nı içeren kısmın ‘seneden sonradan ilave edildiğinin’ ileri sürülmesi halinde, bu hususun bilirkişi incelemesi yaptırılarak araştırılması gerekeceğini”[368]

 

            “Alacaklı bankanın ‘takip talebi’nde, ‘hesap kat ihtarnamesi’nde belirttiği alacağın çok üstünde alacak talep etmiş olması halinde,  -borçlu tarafından hesap kat ihtarnamesine itiraz edilmemiş dahi olsa- takip konusu yapılan alacak miktarının banka kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi de yaptırılarak icra mahkemesince araştırılması gerekeceğini”[369]

 

            “Borçlunun icra dosyasına verdiği itiraz dilekçesine eklediği makbuzların  -duruşmalara katılmamış dahi olsa- itirazın kaldırılması ve temyiz aşamasında gözönünde bulundurulacağını”[370]

 

            “İcra mahkemesinin, borçlunun ibraz ettiği ‘mirasın reddine’ ilişkin mahkeme kararını geçersiz sayarak, tahkikata devam edip borçlu aleyhine karar veremeyeceğini”[371]

 

            “ ‘Takip dayanağı senedin kayıtsız şartsız borç ikrarını içermediğini, bu hususun senet arkasına şerh verildiğini’ ileri süren borçlunun bu iddiasının, senet arkasındaki pulların sökülerek bilirkişi incelemesi de yaptırılarak araştırılması gerekeceğini”[372]

 

            “Senet arkasındaki pulların altında ‘borcun sebebini açıklayan bir ibarenin bulunduğu’nun borçlu tarafından ileri sürülmesi halinde icra mahkemesince uzman bilirkişi aracılığıyla pulların kaldırtılarak altında böyle bir ibarenin bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceğini”[373]

 

            “Hakimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişi incelemesi yaptırılamayacağını”[374]

 

            “Borçlunun faize itirazı üzerine, bilirkişi incelemesi yaptırılarak, uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekeceğini”[375]

 

            “İcra hakiminin, kendi gözlemine dayanarak, tahrifat iddiasını çözümleyemeyeceğini, bu iddiayı bilirkişilere incelettirmesi gerekeceğini”[376]

 

            “Senetteki tahrifat iddiasının, mutlaka senet aslı üzerinden bilirkişilere yaptırılabileceğini, senet fotokopisi üzerinden bilirkişi incelmesi yaptırılamayacağını”[377]

b e l i r t m i ş t i r …

 

            Yüksek mahkeme; itirazın kaldırılması duruşması sırasında, icra mahkemesine sunulabilecek kanıtlar hakkında;

 

            √ “Borçlunun, ‘borcunu ödediği konusunda İİK.nun 68. maddesi kapsamında bir belge ibraz edememiş olması halinde icra mahkemesince ‘itirazın kaldırılmasına’ karar verilmesi gerekeceğini”[378]

 

            “Borçlunun âma olması ve imzasının tasdik edilmemiş olması halinde, takip dayanağı senetle ilgili işleme vakıf olduğunun da kanıtlanmaması halinde, senette yazılı borçtan sorumlu tutulamayacağını”[379]

 

            “Asliye ceza mahkemesince verilmiş olan ‘beraat kararının’ borçlu hakkında iftira suçundan açılan ceza davasına ilişkin olması nedeniyle, bu kararın ‘senedin teminat senedi olduğu’ hususunda delil olarak kabul edilemeyeceğini”[380]

 

            “Borçlunun faize yönelik itirazının Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasından sorularak alınacak sonuca göre değerlendirilmesi gerekeceğini”[381]

 

            “Takip talebinde dayanılmayan bir belgenin icra mahkemesine sunularak, ‘itirazın kaldırılması’ talebinde bulunulamayacağını”[382]

 

            “ ‘Yabancı resmi belgelerin onaylanması zorunluluğunun kaldırılması sözleşmesi’ uyarınca noter senetlerinin, diplomasi veya konsolosluk temsilciliklerince onaylanması zorunluluğunun kaldırılmış olduğunu”[383]

 

            “Borçlar Kanununun 53. maddesi gereğince hukuk hakimini bağlamayacak olan beraat kararının suçun işlendiğini isbata yeter delil bulunmaması sebebiyle verilmiş olan beraat kararı olduğunu, buna karşın ceza hakiminin yaptığı inceleme sonucunda ‘suçun işlenmediğine kati olarak kanaat getirilmesi’ sonucunda verilmiş olan beraat kararının hukuk hakimini de bağlayacağını”[384]

 

            “Senedin imza ve pul kısmının yırtılmış olmasının senedin ödendiğine karine teşkil edeceğini”[385]

 

            “Borçlunun duruşmaya gelmemiş olmasının, icra dosyasındaki ‘ödeme belgesi’nin incelenmesine engel teşkil etmeyeceğini”[386]

 

            “Üzerinde tahrifat yapıldığı anlaşılan ibra belgelerine dayanılarak borçlu lehine karar verilemeyeceğini”[387]

 

            “ ‘Kartvizit arkasındaki beyanının hükümsüz olduğuna’ dair alacaklının gazete ile yapacağı duyurunun, belgeyi tek başına geçersiz kılmayacağını”[388]

 

            “Borçlunun ‘senedi boş olarak imzaladığını’ ya da ‘senedin ödendiğini’ yazılı belgelerle isbat etmesi gerekeceğini”[389]

 

            “Senetlerin borçlunun elinde bulunmasının ve yırtılmış olmasının, ‘ödendiğine’ karine teşkil edeceğini”[390]

 

            “Senedin, bir kimsenin kendi aleyhine delil teşkil etmek üzere düzenlenmiş bir belge olup, medeni usul hukukunda bir isbat vasıtası olduğunu”[391]

 

            “Borçlunun, senetli borcunu ‘postayla gönderdiğini’ savunması halinde, alacaklının ‘bu ödemenin başka bir alacak için gönderildiğini’ isbat etmesi gerekeceğini”[392]

 

            “Birden fazla borcu bulunan borçlunun yaptığı ödemenin BK. 84, 85 ve 86. maddelerine göre değerlendirilmesi gerekeceğini”[393]

b e l i r t m i ş t i r …

 

İcra mahkemesindeki itirazın kaldırılması duruşması sırasında, «borçlunun ehliyetsiz olduğu» ileri sürülürse isbat yükü kime ait olacaktır? Bir hukukî işlemin ehliyetsizlik (MK. mad. 14-16) nedeniyle geçersiz olduğunu ileri süren kimse, bunu isbatla yüküm­lüdür.[394]

 

XI-Alacaklının İİK. mad. 68/I’de öngörülen belgelerden birisine dayanarak itirazın kesin olarak kaldırılmasını istemiş olması halinde; icra dairesinde  borca itiraz et­miş olan borçlu, icra mahkemesindeki duruşmada; a) İtirazını haklı gösterecek hiçbir belge gösteremezse, «itirazın kesin olarak kaldırılmasına» karar verilir, b) İtirazını ha­klı gösterecek belge sunarsa;

 

aa) Bu belgeler, İİK. mad. 68/I'de gösterilen nitelikte bir belgeye ya da makbuz ise, o zaman icra mahkemesi, «itirazın kaldırılması isteminin reddine» karar verir. Burada, borçlunun itirazını haklı göstermek için sunduğu belgelerle alacaklının «itirazın kaldırılması» için sunduğu belgeler arasında fark gözetilmemiştir. Bu nedenle, borçlu itirazında «borcu ödediğini, alacaklının kendisine süre tanıdığını» bildirmişse, bu savunmalarını ancak alacaklının verdiği ve «imzası alacaklı tarafından kabul edilen ya da noterlikçe onaylanmış bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri belge veya makbuz» ile kanıtlayabilirse, alacaklının «itirazın kaldırılması isteminin reddine» karar verilir.

 

Burada şu hususu da belirtelim ki, borçlu İİK. mad. 63 gereğince, itirazında bildir­diği sebeplerle bağlı olduğundan, ancak itirazında bildirdiği itiraz sebeplerini kanıtlamak için belge gösterebilir. Örneğin; borçlu itirazında «borcu ödediğini» bildirmişse, itirazın kaldırılması duruşmasında ancak bunu kanıtlamak için belge gösterebilir. Ödemeyi, -sayılan nitelikteki belgelerle- kanıtlayamaması halinde, bir başka itiraz sebebi hak­kında -örneğin, alacaklının kendisine süre tanıdığına ilişkin- belge sunamaz.

 

Yine belirtelim ki, borçlu senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerini -itirazında başka sebepler bildirmiş dahi olsa-[395] kanıtlamak için, icra mahkemesine İİK. mad. 68/I anlamında bir belge vermek zorunda değildir. Örneğin; borçlu, alacaklının takip konusu yaptığı senet metninden anlaşılan «zamanaşımı»nı, «senetteki koşulun gerçekleşmediği”ni, «borcun vâdesinin gelmediği»ni, herhangi bir belge sunmadan ileri sürebilir.

 

İcra mahkemesinin; «senedin borçlunun elinde olmasını, yırtılmış olmasını» ödendiğine karine olarak kabul etmesi gerekir.[396]

 

İcra mahkemesinin, «senedin rakamla belirtilen miktarında tahrifat (değişiklik) yapıl­mış olması halinde, yazı ile gösterilen miktara itibar edilemeyeceğini»[397] ve «senetteki eklentilerin borç altına giren tarafından ayrıca imzalanmış olmadıkça borçluyu bağlamayacağını» (HUMK. mad. 298)[398] dikkate alması gerekir.

 

bb)Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza da alacaklı tararından inkâr edi­lirse, icra mahkemesi, İİK. mad. 68a gereğince inceleme yaparak sonuçta, inkâr edilen imzanın;

 

aaa- «Alacaklıya ait olduğu» kanısına varırsa alacaklının «itirazın kaldırılması isteminin reddine» karar verir ve alacaklıyı, «haksız yere inkâr ettiği imza için, sözü geçen belgenin taallûk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına» mahkûm eder. «Alacaklı, genel mahkemede dava açarsa, bu para cezasının infazı, dava sonuna kadar ertelenir ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar» (mad. 68/V).

 

Bu şekilde hükmedilen para cezası, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkındaki Kanun hükümlerine göre alacaklıdan tahsil olunur.

 

Ayrıca belirtelim ki, alacaklı tarafından genel mahkemede «ne süre içinde» dava açıldığı takdirde, «para cezasının infazının erteleneceği» hususunda maddede bir açıklık bulunmadığından, alacaklının «para cezası»na ilişkin hükmün kesinleşmesinden hemen sonra genel mahkemede dava açması gerekir...

 

«Alacaklı, duruşmada bizzat (kendisi) bulunmayıp da, -borçlunun gösterdiği belge (makbuz) altındaki imza- vekili tarafından reddolunmuşsa, vekil sonraki oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı, borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki 'itirazın kaldırılması' talebinden vazgeçmiş sayılır» (mad. 68/VI).

 

Alacaklı, duruşmanın yapıldığı icra mahkemesinin yargı çevresi dışında ise; yine o icra mahkemesinde hazır bulunmak zorunda mıdır? Maddede bu konuda bir açıklık bulunmamakla beraber, kanımızca bu halde İİK. mad. 68a/II hükmünü örnekseme yoluyla uygulayarak, alacaklının talimat ile ifadesinin alınmasına karar vermek gerekir.

 

bbb- İcra mahkemesi, «inkâr edilen imzanın alacaklıya ait olmadığı» kanısına varırsa, «itirazın kesin olarak kaldırılması”na karar verir.

 

XII-İcra mahkemesi, «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşmasında ne alacaklı­nın ve ne de borçlunun  yargılamayı gerektirecek iddia ve savunmaları hakkında inceleme yapamaz.[399] Örneğin; «bir senedin yırtılarak parçalara ayrıldıktan sonra, parçalarının bir araya getirilerek yapıştırılmış olması»[400], «senedin alt köşesindeki imzanın atıldığı pul kısmının yırtılıp bantla yapıştırılmış olması»[401] halinde, «bu yırtıl­manın niteliğini ve ödeme nedenine dayanıp dayanmadığını tesbit etmenin yargılama yapılmasını zorunlu kılacağını, bu nedenle böyle bir uyuşmazlığı icra mahkemesinin çözemeyeceğini» belirten yüksek mahkeme, bu durumda «alacaklının itirazın kaldırılması is­teminin reddine» karar verilmesi gerekeceğini belirtmiştir.[402]

 

XIII-Başkasını (başka bir gerçek ya da tüzel kişiyi) temsil yetkisine sahip olan kimse, bu kişiyi temsilen kendi lehine bir senet düzenlerse, bu senet temsil edilen kimse bakımından geçerli olur mu? Alacaklı böyle bir senedi -ilamsız icra yolu ile- takibe koyarsa borçlu «bu senetten doğan uyuşmazlığın yargılamayı gerektireceğini, alacaklının mahkemeden ilam almadan bu alacağın ödenmesini isteyemeyeceğini» ileri sürerse, icra mahkemesinin ne doğrultuda karar vermesi gerekecektir?

 

Yukarıdaki şekilde senet düzenlenmesi durumuna doktrinde[403] «temsilcinin kendi kendisi ile işlem yapması» denilmekte ve «temsilci ile temsil edilen arasında bir çıkar çatışması bulunmaması» ya da «temsil edilenin o konuda açıkça temsilciye önceden yetki veya sonradan icazet vermesi» halinde, yapılan işlemin temsil edileni de bağlayacağı kabul edilmektedir. İsviçre Federal Mahkemesi[404] ile Yargıtay 11 Hukuk Dairesinin[405] içtihatları da bu doğrultudadır.

 

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi[406] -açılan «senet iptali» (olumsuz tesbit davaları) bakımından- «kural olarak temsilcinin kendisi ile sözleşme yapması geçersiz bulunması­na göre, sözleşmenin, dolayısı ile bonoların geçerli olduğunu, diğer bir deyimle temsil edilenin (olayda; davacı şirketin) izni bulunduğunu veya maddi bir zarara uğramadığını, binnetice olayda senetlerin geçerli ve gerçek bir borç için düzenlendiğini i s b a t  k ü l feti temsilci durumundaki davalıya düşmektedir...» demiş olduğu halde, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi[407] bir kararında; -aynı iddia ile, borçlu-temsil edilenin, icra mahkemesine başvurarak «borca itiraz»da bulunması üzerine- bu iddia (itiraz sebebi) üzerinde hiç durmayarak, «bu tür uyuşmazlığın icra mahkemesinde çözümlenemeyeceğini, yani bu itirazı incelemenin icra mahkemesinin görevi içine girmeyeceğini» açık olmayarak (zımnen) belirtirken, diğer bir kararında; «komandit şirketi temsile münferiden (tek başına) yetkili olduğu anlaşılan, takip alacaklısı İ. Ö.'nün, şirketi borçlu göstermek suretiyle, kendi lehine senet tanziminde yasal yönden bir usulsüzlük bulunmadığı halde, itirazın kaldırılması isteminin reddine karar verilmesi isabetsizdir»[408] diyerek, böyle bir senedin ilamsız icra yolu ile takip edilebileceğini açıkça kabul etmiştir.

 

Kanımızca da, yüksek mahkemenin bu görüşü isabetlidir. Borçlunun (temsil edilenin) bu itirazını «borca itiraz» yolu ile -genel haciz yolu ile takiplerde 'icra dairesi'ne, kambiyo senetlerine mahsus hacız yolu ile takiplerde 'icra mahkemesi'ne- bildirmeyip mahkemede «olumsuz tesbit davası» (senet iptal davası) açarak ileri sürmesi -bu konuda yapılacak bilirkişi incelemeleri bakımından- daha isabetli olur...[409]

 

XIV-“İtirazın kesin olarak kaldırılması” duruşmasında buraya kadar açıkladığımız gibi, «yargılamayı gerektiren» uyuşmazlıkları çözemeyen icra mahkemesi, takip konusu alacağa faiz yürütülüp yürütülemeyeceği, yürütülecekse bu faizin başlangıcı, oranı (miktarı) konularında çıkan uyuşmazlıkları kendisi çözümleyebilir.

 

Nitekim yüksek mahkeme, bu konu ile ilgili olarak;

 

“Faiz alacağının kamu bankalarınca fiilen bir yıllık mevduata uyguladıkları faiz oranlarına göre hesaplanması gerekeceğini (hesaplanan azami faiz oranlarını gösteren TC. Merkez Bankası yazısına göre yapılamayacağını)”[410]

 

“Temelde faiz alacağı niteliğinde olan alacak kalemlerine tekrar faiz uygulanamayacağını”[411]

 

“Kural olarak BK.nun 101. maddesine göre kesin vadeli sözleşmelerde temerrüt tarihinin banka tarafından tüketiciye gönderilen son hesap özetinde belirtilen tarih olduğunu ancak kredi kartı borçlarının BK.nun 102/II. maddesinde öngörülen miktarı önceden belli olan kesin vadeli borç niteliğinde olmadığını, bu nedenle kredi kartı borçlarında temerrüt tarihi bakımından anılan maddenin uygulama yeri bulunmadığını, kredi kartı sözleşmelerinin özelliği nedeniyle borçlunun temerrüdünün banka tarafından akdi ilişkinin sona erdirilip hesap kat edildikten sonra borçluya gönderilen ihtarnamenin tebliğinden veya ihtarnamede ödeme için süre verilmişse, bu sürenin bitiminden itibaren oluşacağını”[412]

 

“Kefalet tarihinden sonra icra kefilinin temerrüde düşmesi halinde, temerrüt faizi uygulanacağını”[413]

 

“Takip konusu yabancı para alacağına, ‘devlet bankalarının yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödenen en yüksek faiz oranının uygulanması gerekeceği’ sonucuna varan icra mahkemesinin, bu faiz oranının ne olduğunu TC.  Merkez Bankasından sorması gerekeceğini”[414]

 

“ ‘Takipte istenen faizin kanun, usul ve mevzuata aykırı olduğunu’ ileri süren borçlunun, ‘faize faiz istendiğini’ de ileri sürmüş sayılacağını”[415]

 

“ ‘Vade farkı’ faiz olmadığından, ‘vade farkı’nın ‘işlemiş faiz’ adı altında talep edilemeyeceğini”[416]

 

“ ‘Gecikme zammı’nın faiz olarak kabul edilemeyeceğini”[417]

 

“Borçluya gönderilen hesap kat ihtarında belirtilen ödeme süresi dolduktan sonra borçlunun temerrüde düşeceğini ve bu tarihten itibaren temerrüt faizi istenebileceğini”[418]

 

“Takip talebinde takip konusu yabancı para alacağının takip tarihi itibariyle Türk parasına çevrilerek  -fiili ödeme günündeki kur üzerinden tahsil hakkı saklı tutulmamış olan- alacaklının yabancı paraya uygulanan faiz oranı üzerinden talepte bulunamayacağını”[419]

 

“Takip talebinde ve ödeme emrinde vade tarihi ile takip tarihi arasında işlemiş temerrüt faizini yabancı para olarak hesaplayıp takip tarihindeki kur üzerinden Türk parası olarak yazmamış olan alacaklının itirazın iptali ve kaldırılması davalarında yargı mercileri bu talep ile bağlı olduklarından, artık vade tarihi ile takip tarihi arasında alacaklının alacağına yabancı para faizi yürütülemeyeceğini, takip tarihinden sonra ise kambiyo senedinde yazılı alacağa avans faizi yürütüleceğini”[420]

 

“Banka kredi sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda, alacaklının hesabın kat edilip usulünce tebliğ edildiği tarihe ve ödeme için varsa tanınan sürenin sonuna kadar olan dönem içinde TTK.nun 8. maddesi ve sözleşme hükümlerine göre hesaplanacak faizin fer’ileriyle birlikte tahsilini talep edebileceğini, talep edilecek bu faizin ‘akdi faiz’ olduğunu, hesabın kat edilip bu hususun usulüne uygun bir şekilde borçluya bildirilmesinden sonra ise temerrüt faizinin işlemeye başlayacağını”[421]

 

“Faize faiz yürütülemeyeceğini, bu durumun BK.nun 104/son maddesine aykırı olacağını”[422]

 

“Takip konusu yapılan faizin ‘hesap katından sonra, takip tarihine kadar işlemiş faiz’ mi olduğu yoksa ‘hesap katına kadar işleyen faiz’ mi olduğu araştırılarak oluşacak sonuca göre itirazın kaldırılması hakkında karar verilmesi gerekeceğini”[423]

 

“Takip tarihine kadar olan asıl alacak ve işlemiş faizin itirazdan sonra ödendiğinin anlaşılması halinde, icra mahkemesince ‘takip tarihinden sonra işleyecek faizin BK.nun 84. maddesi gözönünde bulundurularak icra müdürlüğünce hesaplanmasına’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini”[424]

 

“Alacaklının takip talebinde faize faiz yürütülmesini istemiş olduğunun saptanması halinde, icra mahkemesince ‘icra müdürünce yapılacak hesaplamada, takipten sonra işleyecek faizin asıl alacak ve eklentileri üzerinde yürütülmesi gerektiğine’ şeklinde karar verilmesi gerekeceğini”[425]

 

“Faize faiz yürütülmesi kural olarak yasak ise de bankalar, tasarruf sandıkları ve tarım kredi kooperatifleri tarafından yapılan takiplerin saklı olduğunu”[426]

 

“BK. 84 uyarınca, borçlu tarafından yapılan ödemelerin önce faiz ve masraflara mahsup edilmesi gerektiğinden, ‘borçlunun ne kadar borcu kaldığı’ konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekeceğini”[427]

 

“İcra takibinden önce borçlusunu temerrüde düşürdüğüne ilişkin herhangi bir belge ibraz etmemiş olan alacaklının, ancak takip tarihinden itibaren temerrüt faizi talep edebileceğini”[428]

 

“Hesap kat tarihinden, takip tarihine kadar işleyen faizin, icra mahkemesince, bilirkişi aracılığıyla saptanması gerekeceğini”[429]

 

“Sözleşmede daha yüksek akdi veya gecikme faizi kararlaştırılmadığı hallerde takip konusu yabancı para borcuna ‘devlet bankalarının o yabancı para ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı’nın uygulanacağını”[430]

 

“Alacaklının borçluya yazılı başvuru tarihi tesbit edilerek BK. 101 uyarınca temerrüt tarihi belirlenmeden ‘itirazın kaldırılması’ istemi hakkında bir karar verilemeyeceğini”[431]

 

“Yabancı para alacağının tahsil tarihindeki kur değeri üzerinden tahsilini talep etmiş olan alacaklının senedin vade tarihinden takip tarihine kadar 3095 sayılı Kanunun 4/a maddesi doğrultusunda yabancı para faizi isteyebileceğini”[432]

 

“Takip konusu yapılan toplam alacak içerisinde ‘işlemiş faiz’ de bulunması halinde icra mahkemesince ‘faize faiz yürütülemeyecek şekilde takibin sürdürülmesini sağlayacak biçimde’ karar verilmesi gerekeceğini”[433]

 

“Takip konusu yapılan ve takipten itibaren faiz istenilen alacak içerisinde ‘işlemiş faiz’ de bulunması halinde borçlunun ‘faize faiz istendiği’ şeklindeki itirazının yerinde olacağını”[434]

 

“Alacaklının borçluyla arasındaki bayilik sözleşmesinde öngörülen ‘akdi faizi’ borçludan talep edebileceğini”[435]

           

“Alacaklının vade tarihiyle takip tarihi arası için kademeli olarak avans/reeskont faizi oranında faiz talep edebileceğini” [436]

           

“Ticari alacaklarda reeskont (şimdi; avans) faiz oranının kademeli olarak hesaplanması gerekeceğini”[437]

 

“Senette yer alan ‘bu borca karşılık faiz ödenmeyeceği’ne ilişkin kaydın, vade tarihinden itibaren faiz istenmesini engellemeyeceğini”[438]

 

“ ‘İşlemiş faizleri ayrıca talep hakkını’ saklı tutmaksızın anaparasını alan alacaklının, daha sonra işlemiş faizler için ayrı takip açamayacağını”[439]

 

“Alacağı devralan kişinin (alacağı devredenin haklarına halef olduğundan) alacağı devreden gibi reeskont (avans) faizi isteyebileceğini”[440]

 

“Faiz hesaplamalarında, yılın (360 gün) ayın ise (30) gün olarak kabul edilmesi gerekeceğini”[441]

 

“Faize yönelik itirazların incelenmesi sırasında, ‘faiz oranının ne olduğu’nun icra mahkemesince TC. Merkez Bankasından sorularak uyuşmazlığın çözümlenmesi gerekeceğini”[442]

 

“Borçluya daha önce ihtar gönderilmiş olmadıkça, alacaklının ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren gecikme faizi isteyebileceğini”[443]

 

“Ticari işlerde, alacaklının TC. Merkez Bankasının kısa vadeli krediler için öngördüğü avans faiz oranına göre faiz isteyebileceğini”[444]

 

“İcra mahkemesinin alacaklı ile borçlu arasındaki anlaşma çerçevesinde ‘itirazın kaldırılmasına’ karar vermesi gerekeceğini”[445]

 

“Kira tesbit kararına dayanılarak yapılan takiplerde ‘takip tarihi’nden itibaren değil, ‘kira tesbit kararının kesinleştiği tarihten itibaren -tesbit edilen kira farkı için- faiz istenebileceğini”[446]

 

“ ‘Temerrüt faizi’nin ayrı takip konusu yapılamayacağını”[447]

 

“Genel kredi sözleşmesinde öngörülen faiz oranlarının taraflar için bağlayıcı olduğunu”[448]

 

“Tesbit ilamına dayalı takiplerde de faiz istenebileceğini”[449]

 

“Geçmiş günler (temerrüt) faizine, faiz istenemeyeceğini”[450]

 

“Takip talebinde temerrüt faizinin başlangıç tarihi ve miktarının gösterilmemiş olması halinde alacaklının takip tarihinden itibaren faiz isteyebileceğini”[451]

 

“Alacağın temliki halinde, gecikme faizlerinin de yeni alacaklıya devredilmiş olacağını”[452]

 

“Sadece ‘cari hesaplar’ ile ‘borçlu yönünden ticari iş niteliğini taşıyan ödünç sözleşmesi’nde, faizin anaparaya eklenerek, tekrar faiz yürütülebileceğini”[453]

 

“İcra mahkemesinin ‘faiz oranı’na yapılan itirazı -tarafların sıfatına göre- çözümlemesi, ‘cezai şart’ yönünden yapılan itiraz hakkında da, -uyuşmazlığın çözümü yargılamayı gerektirdiğinden- ‘itirazın kaldırılması talebinin reddi’ doğrultusunda karar verilmesi gerekeceğini”[454]

 

“Asıl borca, ödeme tarihine kadar faiz yürütülmesi gerekeceğini”[455]

 

“ ‘Faiz oranı’ konusunda alacaklıyla borçlu arasında daha önce yapılmış olan anlaşmanın tarafları bağlayacağını”[456]

 

“Borçlunun faize itiraz etmiş olması halinde, vade tarihi ile takip tarihi arasında geçen süre için alacaklının istediği faizin, yasa açısından istenebilecek faizden fazla olup olmadığının araştırılması gerekeceğini”[457]

 

“Kamulaştırma bedelinden dolayı yapılan takiplerde icra mahkemesinde ‘idarenin fiilen taşınmaza el koyduğu’ veya ‘malikin taşınmazdan yararlanmasına engel olunduğu’ tarihin araştırılarak, bu tarihten itibaren gecikme faizinin başlatılabileceğini”[458]

 

“Alacağın aslı için yapılan takip sırasında ‘faiz’ istenmemiş olması halinde, asıl alacak tahsil edilinceye kadar, faizin ayrı bir takip konusu yapılabileceğini”[459]

 

“Senetli takiplerde, alacaklının takip talebinde ‘vade tarihinden itibaren’ faiz isteyebileceğini”[460]

 

“ ‘İşlemiş faizleri ayrıca talep hakkını’ saklı tutmaksızın anaparasını alan alacaklının, daha sonra, işlemiş faizler için ayrı takip açamayacağını”[461]

 

“Talep tarihinden itibaren faiz istenmesi halinde, vadeden itibaren faiz hesaplanamayacağını”[462]

b e l i r t m i ş t i r…

 

XV-İcra mahkemesi, «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşmasında; takip konusu alacağın zamanaşımına uğramış olup olmadığını ve zamanaşımının ne zaman ve nasıl kesilmiş olacağını inceleyebilir. Nitekim, yüksek mahkeme «zamanaşımı süresi» ile ilgili olarak;

 

“ ‘Senetlerin zamanaşımına uğradığı’nın -talep (itiraz) olmadan- doğrudan doğruya icra mahkemesince gözetilemeyeceğini” [463]  

 

“ ‘Borcun zamanaşımına uğradığı’ itirazının, ‘senet metninden anlaşılan itiraz’ olduğu, bu itirazın senedin ibraz edildiği oturumda icra mahkemesine bildirilmesi gerekeceğini (İİK. mad. 62/IV)”[464]    

 

“Muhataba ibraz edilmemiş olan çekin çek niteliğini taşımayacağını ancak borçlunun itirazında borcu kabul ederek ödediğini beyan etmesi halinde alacaklının genel haciz yoluyla takip yapmasında usulsüzlük bulunmadığını, bu durumda olaya temel ilişkiye ait 10 yıllık genel zamanaşımı süresinin uygulanması gerekeceğini”[465]

 

“İcra kefilleri hakkındaki zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu”[466]

 

“Borçlunun itiraz sebepleri ile bağlı olduğunu, icra mahkemesince zamanaşımı itirazının doğrudan doğruya nazara alınamayacağını”[467]

 

“Zamanaşımı süresi dolmadan borçlu tarafından açılan menfi tesbit davasının zamanaşımı süresini keseceğini ve dava devam ettiği sürece bu sürenin işlemeyeceğini”[468]

 

“Prim alacağının on yıllık zamanaşımına bağlı olduğunu”[469]

 

“Bononun genel haciz yolu ile takip edilmesi halinde de, yine TTK.nun bonolar hakkındaki zamanaşımı hükümlerinin uygulanacağını”[470]

 

“Takip dayanağı belgenin ‘çek’ sayılmaması halinde Ticaret Kanunundaki çeklere ait zamanaşımı hükümlerinin uygulanamayacağını”[471]

 

“Asıl alacağın eklentisi niteliğinde bulunan ‘temerrüt faizi’nin, asıl alacağın bağlı olduğu zamanaşımına tabi olduğunu”[472] [473]

 

“Tanzim tarihi bulunmayan bonolarda yer alan alacağın on yıllık zamanaşımına bağlı olduğunu”[474]

 

“ ‘Alacaklının istediği zamanda borcun ödeneceği’ kaydını içeren bir senedin, BK. 128. maddesi uyarınca senedin düzenleme tarihinin ertesi gününden itibaren on sene geçince zamanaşımına uğrayacağını”[475]

b e l i r t m i ş t i r …

 

Ve, «zamanaşımı süresinin kesilmesi» ile ilgili olarak da;

 

“ 'İcra takibi ile'[476] ve 'icra takibindeki her işlem ile'[477] zamanaşımının kesileceğini”

 

“Prim borçları ait olduğu ayı izleyen ayın son günü muaccel olduğundan, zamanaşımının bu tarihten itibaren işlemeye başlayacağını ve ancak B.K.’nun 132. maddesinde öngörülen sebeplerle kesilebileceğini”[478]

 

“Asıl borçluya karşı kesilen zamanaşımının kefile karşı da kesilmiş olacağını”[479]

 

“Ölü kişi hakkında yapılan takibin zamanaşımını kesmeyeceğini”[480]

 

“Takip konusu alacağa ilişkin temliknamenin icra dosyasına konulmuş olmasının, zamanaşımını kesmeyeceğini”[481]

belirtmiştir...

 

XVI-Alacaklı «tarih» içermeyen bir senede dayanarak takipte bulunmuş, borçlu da «borcun zamanaşımına uğradığını» ileri sürmüşse, alacaklı icra mahkemesinden «itirazın kesin olarak kaldırılmasını» -takip dayanağı tarihsiz senede dayanarak- isteyebilir mi? «Borçlunun senedi tarihsiz bırakması kendi ihmalinin bir sonucudur, bu nedenle kendisinin korunması gerekmez... 'Borcun zamanaşımına uğradığını' ileri süren borçlunun bu hususu -ve senedin tarihini- İİK. mad. 68/I’deki belgelerle isbat etmesi gerekir» mi denilecektir? Yoksa, «alacaklı itirazın kaldırılmasını ancak İİK. mad. 68/I'de öngörülen belgelere dayanarak isteyebilir. Bu durum da, alacaklının tarih taşıyan bir senede dayanmasını zorunlu kılar» şeklinde mi düşünülecektir? Bu konu doktrinde tartışmalıdır. Bir görüşe göre[482], “hak düşüren vakıanın (olayın) ondan kendi lehine so­nuç doğuran borçlu tarafından isbatı gerekir. İcra hukuku normları bu esasta bir değişiklik yapmaz. İcra hukuku, alacaklıyı, hakkının doğumuna engel olan veya hakkını düşüren vakıaların yokluğunu dahi isbat etmekle yükümlü tutmamıştır. Bu konu­da isbat yükünü takip borçlusu taşır...» Buna karşın diğer bir görüşe göre[483] ise, “ilamsız icradaki şekil kuralları, itirazın kaldırılması isteminde, mahkemedeki çözümden farklı bir çözümün benimsenmesini gerektirir. Çünkü alacaklı, itirazın kaldırılması safhasında alacağını her türlü delillerle değil, belirli nitelikteki senetlerle isbat etmek durumundadır. Alacaklının alacağını 68. madde normlarına uygun bir senetle itirazın kaldırılması duruşmasında isbat zorunluluğu, onun tarih taşıyan bir senede dayanmasını gerektirir. Hiç olmazsa, borçlunun zamanaşımı def’iinde bulunması halinde, senedin tarihi bu def’inin yerinde olmadığını ortaya koymalıdır.... Bu nedenle, böyle bir durumda, icra mahkemesi, ,tarihsiz bir senede dayanan alacaklının itirazın kaldırılması isteminin red­dine karar vermelidir...”

 

Kanımızca, icra mahkemesinden itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyen alacaklının alacağının «kesin» bir belgeye dayanması gerekir. Alacağın varlığı -doğumu ve sona ermesi- konusunda hiçbir kuşku bulunmamalıdır. Bu nedenle biz, tarih taşımayan bir senede dayanan alacaklının, icra mahkemesinden «itirazın kaldırılmasını» değil, mahkemeden «itirazın iptalini» istemesini (ya da “alacak (eda) davası” açmasını) daha doğru buluyoruz. Bu nedenle, icra mahkemesinin, borçlunun zamanaşımı itirazı ile şüpheli du­ruma düşen alacaklının alacağı hakkında, «itirazın kesin olarak kaldırılması isteğinin reddine» karar vermesi daha uygun olacaktır.

 

XVII-Borçlu, ödeme emrine karşı  borca itirazda bulunurken açıkça «borcun zamanaşımına uğradığını» bildirmiş yahut sadece «itiraz ediyorum» demekle yetinmişse -yani; sebep bildirmeden borca itiraz etmişse- alacaklının dayandığı senet metninden anlaşılan bir itiraz sebebi olan «zamanaşımı itirazı»nı icra mahkemesindeki itirazın kaldırılması duruşması sırasında ileri sürebilirse de, «sebep bildirerek -ör­neğin; borcunu ödediğini bildirerek- borca itiraz etmiş» olan borçlu, icra mahkemesindeki itirazın kaldırılması duruşmasında «borcun zamanaşımına uğradığını» ileri sürebi­lir mi? Doktrinde[484] “bu durumda da, borçlunun zamanaşımı itirazında bulunabileceği” ileri sürülmesine rağmen, yüksek mahkeme -4949 sayılı Kanun ile 17.7.2003 tarihinde, İİK.nun 62/V ve 63. maddesinde yapılan değişiklikten önce- aksi görüşte idi.[485] 4949 sayılı Kanun ile, İİK.nun 63. maddesinde atıf yapılan 62/IV fıkrası -değişiklik sonucunda- yürürlükten kaldırılmış olduğundan, itirazın kaldırılması duruşmasında, itiraz eden borçlunun itiraz sırasında sebep bildirmiş olup olmadığına bakılmaksızın “alacaklının dayandığı senet metininden anlaşılan itiraz sebeplerini” ileri sürmesi mümkün hale gelmiştir…[486]

 

Ödeme emrine itiraz ederken «borcun zamanaşımına uğradığını» bildirmemiş olan borçlu, bu itirazını icra mahkemesindeki ilk duruşmada ileri sürmelidir (İİK. mad. 70, 18/I, HUMK. mad. 511, 202/I). Daha sonra borçlu zamanaşımı itirazını ancak alacaklı­nın (açık ya da kapalı) onayı ile ileri sürebilir (HUMK. mad. 202/II).[487]

 

XVIII- İcra dairesine yapılan ve senet metninden anlaşılan bir itiraz sebebi olmayan[488] yetki itirazı da icra mahkemesi tarafından incelenir (İİK. mad. 50/II).[489] İcra mahkemesi, önce “yetki itirazı”nı çözümler. Bunu çözümlemeden esasa ait itirazlarını inceleyemez (İİK. mad. 50/II).[490]

 

İcra mahkemesi, yetki itirazını doğru bulursa doktrine göre[491] «itirazın kaldırılması ta­lebinin reddine» Yargıtay'a göre[492] ise «takip dosyasının yetkili .... İcra Dairesine gön­derilmesine» şeklinde karar vermesi gerekir... İcra mahkemesi, yetki itirazını doğru bulmazsa (haksız bulursa) «yetki itirazının kaldırılmasına» karar verir. Eğer borçlu yetki itirazı ile birlikte esasa da itiraz etmişse -yani; borca veya imzaya da itiraz etmişse- yetki itirazını reddeden icra mahkemesi borçlunun esasa ilişkin itirazını incelemeye geçer...

 

Takibin yapıldığı icra dairesinin yetkili bulunmadığının -alacaklının, borçlunun yetki itirazını kabul etmesi veya icra mahkemesinin, alacaklının bu konudaki «itirazın kaldırılması» talebini reddetmesi suretiyle- anlaşılması halinde, yetkili icra dairesine dosyanın gönderilmesi ve oradan borçluya yeniden ödeme emri gönderilmesi gerekir.[493]

 

XIX-İcra mahkemesindeki «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşmasında, borçlu daha önce ödeme emrine itiraz ederken bildirmediği ve alacaklının dayandığı senet metninden de anlaşılamayan itiraz sebeplerini -örneğin; borcu ödediğini- alacaklının muvafakati ile ileri sürebilir mi? Bir görüşe göre,[494] HUMK. 202/II ve III icra ve iflâs hukukunda uygulanmaz. Bu nedenle, borçlu, alacaklının muvafakati ile dahi, itiraz sebeplerini değiştiremez, genişletemez... Buna karşın, katıldığımız diğere bir görüşe göre[495] ise, HUMK. mad. 202, basit yargılama usulünde de uygulanır. İtirazın kaldırılması talebi basit yargılama usulüne göre incelendiğinden, burada da bu hüküm uygulanır. Kaldı ki, İİK. mad. 62/IV ve 63'deki «itiraz sebeplerini değiştirme ve genişletme yasağı» alacaklı lehine konulmuş olduğundan, alacaklı kendi lehine olan bu yasaktan vazgeçebilir. Yüksek mahkeme[496] de, ikinci görüşü benimsemiştir...

 

XX-İcra mahkemesindeki, «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sırasında, borçlu, takip konusu senedin 'hata', 'hile', 'korkutma' sonucu düzenlenmiş olduğunu -İİK.mad. 68'de belirtilen belgelerle bu durumu kanıtlayamayacağı için- icra mahkemesinde ileri süremeyeceği gibi, takip konusu senedin bu nedenle hükümsüz olduğu» ge­rekçesiyle iptali için genel mahkemede dava açtığını belirtip, bunun icra mahkemesinde «bekletici mesele» sayılmasını isteyemez.[497]

 

XXI-İcra mahkemesi, «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sonucunda; ya «itirazın kesin olarak kaldırılmasına» ya da «itirazın kesin olarak kaldırılması is­teminin reddine» şeklinde karar verebilir. Bunların dışında «görevsizlik kararı» verme yetkisi yoktur.[498] [499] İcra mahkemesinin bu isimle verdiği karar -yani «görevsizlik kararı» şeklinde verdiği karar- gerçekte 'itirazın kabulü', 'takibin durdurulması' sonu­cunu doğuran «itirazın kaldırılması isteğinin reddi kararı»dır...[500]

 

Ayrıca belirtelim ki; alacaklı tarafından “itirazın kesin olarak kaldırılması” istendikten sonra itiraz konusu borç ödenir (veya itirazdan sonra takipten feragat edilirse), “itirazın kesin olarak kaldırılması” talebi konusuz kalacağından, mahkemece “konusu kalmayan talep hakkında karar verilmesine yer olmadığına”[501] karar verilirken, alacaklının / borçlunun haklı olup olmadığı araştırılarak, haklı olan taraf lehine inkar tazminatına,[502] yargılama giderine ve vekalet ücretine de hükmedilir…[503]

 

A-İtirazın kesin olarak kaldırılması kararı: İcra mahkemesi, «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sonucunda,  alacaklıyı haklı bulursa;

 

1-“İtirazın kesin olarak kaldırılmasına” karar verir. Bu karar yerine “davanın kabulüne”  ş e k l i n d e  karar veremez.[504] Yüksek mahkeme; bu durumda; “itirazın ‘kesin’ yerine ‘geçici olarak’ kaldırılmasına karar verilmiş olmasının -aleyhe temyiz olmaması halinde- bozma nedeni olmayacağını”[505] ifade etmiştir…

 

2-İtirazın kaldırılması dilekçesinde (veya tutanağında)[506] [507] ayrıca talep edilmişse, ve itirazın kaldırılması talebi esasa ilişkin nedenlerle kabul edilmişse;[508] borçlu aleyhine, haksız olarak itiraz ettiği alacağın yüzde kırkından aşağı olmamak üzere tazminata hükmeder.

           

Yüksek mahkeme; icra inkar tazminatı konusunda;

 

            √ “İtirazın kaldırılması talebinin kabulü halinde borçlunun, bu talebin reddi halinde alacaklının, diğer tarafın istemi üzerine % 40’dan aşağı olmamak üzere tazminata mahkum edileceğini”[509]

 

            √ “ Yabancı para alacağına dayalı takiplerde, yabancı para üzerinden değil, yabancı paranın takip tarihindeki Türk parası karşılığı üzerinden inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğini”[510]    

 

            √ “Takip borçlusu / alacaklısı tarafından genel mahkemede dava açılması halinde, tazminatın tahsilinin dava sonuna kadar ertelenmesine (tehirine) karar verme görevinin icra mahkemesine ait olduğunu”[511]     

 

            √ “Alacaklının talebinin kısmen kabul edilip, borçlunun itirazının kaldırılması halinde, talebi de bulunan alacaklı yararına icra mahkemesince İİK. 68/son uyarınca inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğini” [512]

 

            √ “ ‘İtirazın kaldırılması’ istemine ilişkin duruşma sonunda, istem olmadan icra mahkemesince ‘% 40 tazminat’a hükmedilemeyeceğini”[513]   

            √ “İcra inkar tazminatına itiraz edilen ‘asıl alacak’ üzerinden hükmedileceğini (‘Asıl alacak’ + ‘işlemiş faiz’in toplamı üzerinden hükmedilemeyeceğini)”[514] [515]  

 

            √ “İİK. 68/son’da borçlunun ‘menfi tespit ve istirdat davası’ açması halinde hükmolunan tazminatın tahsilinin -dava sonuna kadar- tehir olunacağı öngörülmüş olmasına rağmen alacaklının -hangi davayı açması gerektiği ayrıca belirtilmediğinden- genel mahkemede dava açması halinde hükmolunan tazminatın tahsilinin tehiri sonucunu doğuracağından alacaklının açtığı ‘alacağın tespiti davası’nın da alacaklı aleyhine hükmolunan tazminatın tahsilinin tehirini gerektireceğini” [516]     

 

            √ “İİK. 68’de -tıpkı; 67, 68a , 168  ve 170’de olduğu gibi- tazminat talebi için bir süre öngörülmemiş olduğundan, son oturumda dahi tazminat istenebileceği, bu konuda ‘iddianın (savunmanın) genişletilmesi yasağı’       nın sözkonusu olmayacağını”[517]     

 

            √ “Alacaklının ‘itirazın kaldırılması’nı istemesinden sonra, borçlunun itirazından vazgeçmesinin, borçlu aleyhine ve alacaklının itirazın kaldırılması isteminden vazgeçmesinin, alacaklı aleyhine % 40 tazminata hükmedilmemesini gerektirmeyeceğini”[518] [519]    

 

            √ “İcra mahkemesince ‘alacağın likit olmadığı’ndan bahisle inkar tazminatına hükmedilmesinden kaçınılamayacağını”[520]

 

            √ “Ticaret mahkemesinde dava açılmış olmasının, icra mahkemesince inkar tazminatına hükmedilmesine engel teşkil etmediğini”[521]

 

            √ “Borcun bir kısmına itiraz edilmiş olması yani ‘itirazın kısmi olması’ ve itirazın kısmen kabul edilmiş olması halinde, reddedilen kısım için, alacaklı yararına inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğini (Borçlunun itirazında kısmen haklı çıkması halinde ‘itirazın kısmen kaldırılması ve bu miktar üzerinden borçlu lehine tazminata hükmedilmesi’ gerekeceğini)”[522]

 

            √ “İcra mahkemesince borçlu hissesine düşen alacak miktarı üzerinden inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğini”[523]

 

            √ “İİK. 68/son uyarınca aleyhine tazminata hükmedilen alacaklının açtığı davada verilen karar kesinleşinceye kadar -icra mahkemesince- ‘tazminatın tahsilinin tehirine’ karar verilmesi gerekeceğini”[524]

 

            √ “ ‘Tazminatın tahsilinin açılan dava sonuna kadar tehir olunması’ konusundaki istemin ayrıca icra dairesinden de talep edilebileceğini”[525]

 

            √ “Sadece ‘faiz’e itiraz edilmiş olması halinde ‘asıl alacak’ (alacağın tümü) üzerinden değil, ‘kaldırılmasına karar verilen faiz miktarı’ üzerinden %40 tazminata hükmedilmesi gerekeceğini”[526]

 

            √ “Takibe itiraz eden mirasçı  -borçlunun, kötüniyeti belgelendirilmiş olmadıkça- icra mahkemesince borçlu (mirasçı) aleyhine ‘inkar tazminatı’na hükmedilemeyeceğini”[527]

 

            √ “Alacaklı aleyhine tazminata hükmolunabilmesi için ‘alacaklının takip yaparken kötüniyetli olması’ hususunun maddede koşul olarak öngörülmemiş olduğunu”[528]

 

            √ “İnkar tazminatına  -‘ticari’ değil- ‘yasal faiz’ istenebileceğini”[529]

 

            √ “Aynı takipte borçlu sıfatıyla birden fazla kişi tarafından itirazda bulunulması ve alacaklının itirazın kaldırılması talebinin kabulü halinde borçluların her biri hakkında ayrı ayrı %40 tazminata hükmedilemeyeceğini (Hükmedilecek %40 tazminatın borçlulardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesi gerekeceğini”[530]

 

            √ “ ‘İtirazın kaldırılması talebinin kabulü’ halinde kötüniyetli olmasa dahi, borçlu aleyhine %40 tazminata hükmedilmesi gerekeceğini”[531]

 

            √ “ ‘Gerekçeli karar’da, ‘kısa karar’a uygun biçimde inkar tazminatına hükmedilmesi gerekeceğini”[532]

 

            √ “Bozmadan önce verilen ve borçlu yararına tazminat içermeyen kararın borçlu tarafından temyiz edilmemiş olması halinde alacaklı yararına kazanılmış hak doğuracağını, bozmadan sonra borçlu yararına tazminata hükmedilemeyeceğini”[533]

 

            √ “Genel haciz yolu ile takibin ‘şikayet’ yoluyla iptalinde, alacaklı yararına %40 tazminata hükmedilemeyeceğini”[534]

 

            √ “İnkar tazminatının tahsili için kararın kesinleşmesinin gerekmediğini”[535]

 

            √ “ ‘Uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirmesi’ nedeniyle ‘itirazın kaldırılması isteminin reddi’ halinde, alacaklı aleyhine inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini”[536]

 

            √ “İcra dairesine itirazda bulunarak, alacaklının ‘itirazın kaldırılması’  için icra mahkemesine başvurmasına neden olan borçlunun, daha sonra borç ve fer’ilerini ödemiş olmasının, alacaklı lehine inkar tazminatına hükmedilmemesini gerektirmeyeceğini”[537]

 

            √ “Takibe itiraz eden borçlunun daha sonra icra mahkemesindeki duruşmada borcu kabul etmiş olmasının borçlu aleyhine inkar tazminatına hükmedilmesine engel teşkil etmeyeceğini”[538]

 

            √ “Duruşmada (veya ‘cevap dilekçesi’nde) ‘lehine tazminata hükmedilmesini’ istememiş olan borçlunun Yargıtay’ın bozma kararından sonra tazminat isteyemeyeceğini”[539]

 

            √ “Borçlunun itirazın geçersiz olmasına rağmen, alacaklının icra mahkemesinden ‘itirazın kaldırılmasını’ istemiş olması halinde, borçlunun ‘%40 tazminat ve yargılama gideriyle’ sorumlu tutulamayacağını”[540]

 

            √ “Alacaklı lehine inkar tazminatına noksan hükmedilmiş olmasının borçlu tarafından temyiz sebebi yapılamayacağını”[541]

 

            √ “68. maddede yazılı belgeye dayanmayan alacaklar hakkında, icra mahkemesince ‘itirazın kaldırılmasına’ karar verilemeyeceğini”[542]

 

            √ “İcra mahkemesince inkar tazminatına hükmedilmemiş olmasının, aleyhe temyiz olmadıkça ‘bozma’ sebebi teşkil etmeyeceğini”[543]

 

            √ “İstenilen miktardan daha fazla icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceğini”[544]

b e l i r t m i ş t i r…

 

3-Yargılama giderleri ile -alacaklı, kendisini bir vekille temsil ettirmişse- üzerinden itiraz kaldırılan alacak miktarına göre Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde icra mahkemesi için öngörülen maktu vekalet ücretini aşmayacak şekilde,  n i s b i  vekalet ücretine hükmeder.

 

Yüksek mahkeme; vekalet ücreti konusunda;

 

√ “Borçlunun, yapılan takibe ‘BK.nun 104/son maddesi hükmüne aykırı olarak faize faiz yürütüldüğünü’ ileri sürerek itirazda bulunması üzerine, icra mahkemesinde yapılan yargılama sırasında alacaklının ‘borçlunun isteminin reddini’ istemesi halinde, mahkemece borçlu yararına masraf ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceğini”[545]

 

√ “İtirazın kesin (veya geçici) olarak kaldırılması duruşması sonucunda, maktu avukatlık ücreti yerine nisbi avukatlık ücretine hükmedilemeyeceğini”[546]

 

√ “İtirazın kaldırılması isteminin kısmen kabul edilmesi halinde, alacaklı lehine maktu avukatlık ücretinden daha az ücrete hükmedilemeyeceğini”[547] 

 

√ “ ‘İtirazın kaldırılması isteği’nin kısmen reddedilmesi halinde, vekille temsil edilen borçlu lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekeceğini”[548]

 

√ “Takibe itiraz eden ve ayrıca cevap dilekçesi veren borçlu vekili duruşmaya gelmemiş dahi olsa, itirazında haklı çıkan borçlu yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerekeceğini”[549]  

b e l i r t m i ş t i r…

 

            Ayrıca belirtelim ki; İİK. mad. 68’de öngörülmemiş olduğu için, icra mahkemesi -“itira-zın kesin olarak kaldırılması’ kararı ile birlikte- borçlu aleyhine para cezasına hükmedemez.[550] “İtirazın kesin olarak kaldırılması kararı”nın tefhim veya tebliğinden itibaren, borçlu üç gün içinde mal beyanında bulunmak zorundadır (İİK. mad. 75).

 

            İcra mahkemesi, duruşmada tefhim ettiği kısa karara aykırı gerekçeli karar yazamaz.[551] Kararın bu şekilde yani, tefhim edilen kısa karara aykırı biçimde gerekçeli karar yazılmış olması halinde, bu karara karşı temyiz süresi, kararın tebliğinden itibaren işlemeye başlar.[552]

 

Senette tahrifat yapıldığının -örneğin; 200.000.000 liralık senedin 2.000.000.000 liralık senet ha­line getirildiğinin- saptanması halinde, icra mahkemesi «senedin tümüne ilişkin takibin iptaline» karar veremez. Bu durumda «tahrif edilmemiş (gerçek) senet kısmına ilişkin takibe yönelik -örneğin; verdiğimiz örnekte, takibin 200.000.000 liralık kısmına ilişkin- itira­zın kaldırılması isteminin kabulüne» karar verilmesi gerekir.[553] [554] [555]

 

Alacaklı, «itirazın kesin olarak kaldırılmasına ilişkin icra mahkemesi kararını -bu karar borçlu tarafından temyiz edilmiş olması nedeniyle kesinleşmemiş dahi olsa- icra dosyasına koyarak, haciz isteminde bulunabilir. Ancak, bu karar kesinleşme­den, haciz ettirdiği malların satışını isteyemez (İİK. mad. 364/III)...

 

İcra mahkemesinin «itirazın kesin olarak kaldırılması kararı» takip konusu alacağın miktarına göre -kararın tefhim veya tebliğinden itibaren on gün içinde-  temyiz edilebilir (İİK. mad. 363/3). Yüksek mahkeme[556] «yetki itirazının kaldırılması”na ilişkin kararın da temyiz edilebileceğine -oyçokluğu ile- karar ver­miştir.

 

İcra mahkemesinin, «itirazın kesin olarak kaldırılması”na ilişkin kararları temyiz edilince, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinde «evrak üzerinde» incelenmekte, duruşmalı (murafaalı) inceleme istekleri -«HUMK. hükümleri müsait olmadığı» gerekçesiyle- kabul edilmemektedir.[557]

 

İcra mahkemesinin «itirazın kesin olarak kaldırılması» kararı sadece o ilamsız takip bakımından tarafları bağlar ve takip hukuku bakımından “kesin hüküm” teşkil eder.[558] Fa­kat bu karar, maddi hukuk bakımından «kesin hüküm» (HUMK. mad. 237) teşkil et­mez.[559] Bu nedenle, itirazı kesin olarak kaldırılan borçlu, bu karar kesinleşmiş dahi olsa, genel mahkemede, takip konusu borcu ödemeden «olumsuz tesbit davası» (İİK. mad. 72/III) ve borcu ödedikten sonra da «geri alma davası» (İİK. mad. 72/VII) açabilir...

 

“İtirazın kesin olarak kaldırılması” kararı, alacaklı tarafından ilgili takip dosyasına ibraz edilerek uygulanır ve borçluya aynı dosya üzerinden ‘asıl alacak ve eklentileri (fer’ileri)’ için ayrıca ‘icra emri’ gönderilemez. Sadece bu kararda yazılı yargılama giderleri ve tazminat için icra emri gönderilmesi gerekir.[560] [561]

 

B-İtirazın kesin kaldırılması talebinin reddi kararı: İcra mahkemesi «itirazın kesin olarak kaldırılması» duruşması sonucunda,  borçluyu   haklı bulursa;

 

1)«İtirazın kaldırılması talebinin reddine» karar verir.

 

Bu karar yerine “takibin iptaline” karar veremez.[562]

 

2)Borçlu tarafından ayrıca  -kanımızca; (ilk oturumda[563] yazılı veya sözlü olarak)- talep edilmiş olması ve itirazın kaldırılması talebi esasa ilişkin nedenlerle reddedilmiş ise;[564] itiraza uğrayan borcun yüzde kırkından az olmamak üzere tazminata hükmeder. Borçlunun, lehine hükmedilen tazminatın alacaklı aleyhine  -“itirazın kesin olarak kaldırılması kararı”nın kesinleşmesini beklemeden- ilamlı takip yapması gerekir…

 

3)Alacaklı, borçlunun ibraz ettiği belge altındaki imzayı inkar etmiş ve bilirkişi incelemesi sonunda imzanın alacaklıya ait olduğu anlaşılmışsa, o belgeye ilişkin miktarın %10’u oranında para cezasına mahkum edilir (İİK. mad. 68/V).

 

4)Yargılama giderleri ile -borçlu kendisini bir vekille temsil ettirmişse- kaldırılması istenen itiraz konusu alacağın miktarına göre -Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde icra mahkemesi için öngörülen maktu vekalet ücretini aşmayacak şekilde-  n i s b i  vekalet ücretine hükmeder.

 

Alacaklı, borçlunun icra dairesine yaptığı «yetki itirazının kaldırılmasını» istemiş ve icra mahkemesi de bu isteği yerinde (haklı) bulmuş ise, «yetki yönünden takibin iptaline» değil, «yetkisizlik nedeniyle dosyanın istek halinde yetkili    icra dairesine gönderilme-sine»  ş e k l inde karar verilmesi gerekir.

 

İcra mahkemesi, itirazın kaldırılması duruşması sonucunda, duruşmada tefhim ettiği kısa karara aykırı gerekçeli karar yazamaz.[565]

 

İcra mahkemesinin, «itirazın kaldırılması talebinin reddi kararı» da, takip konusu alacağın miktarına göre -kararın tefhim ya da tebliğinden itibaren on gün içinde- temyiz edilebilir (İİK. mad. 363/3). Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, bu ka­rarların temyizini «evrak üzerinde» incelemekte -«HUMK. müsait olmadığı» gerekçesiyle- duruşmalı inceleme isteklerini kabul etmemektedir...[566]

 

İcra mahkemesinin verdiği «itirazın kaldırılması isteğinin reddi kararı» sadece o takip bakımından tarafları bağlar ve takip hukuku bakımından “kesin hüküm” sayılır.[567] Bu kararla, icra takibi sona erer ve alacaklı bir daha aynı alacak için, yeni bir ilamsız takip yapamaz. Fakat, bu karar, maddi hukuk bakımından «kesin hüküm» (HUMK. mad. 237) sayılmadığından,[568] alacaklı aynı alacak için genel mahkemede bir «itirazın iptali davası» (İİK. mad. 67) veya «alacak (eda) davası» (İİK. mad. 67/son) açabilir.

 

 

 


 


[1] AKYAZAN, S. İcra ve İflas Kanununun 68. Maddesi Üzerine Bir İnceleme (Ad. D. 1955/11, s:1047)

(*) Madde 68 – “Talebine itiraz edilen alacaklının takibi, imzası ikrar veya noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren bir senede yahut resmi dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belgeye müstenitse, alacaklı itirazın kendisine tebliği tarihinden itibaren altı ay içinde itirazın kaldırılmasını isteyebilir. Bu süre içerisinde itirazın kaldırılması istenilmediği takdirde yeniden ilâmsız takip yapılamaz.

                Borçlu itirazını varit gösterecek hiçbir belge ibra edemezse icra mahkemesi itirazın kaldırılmasına karar verir.

                İtiraz birinci fıkrada gösterilen senet veya makbuz yahut belgeye müstenit ise itirazın kaldırılması talebi reddolunur.

                Borçlu murisine ait bir alacak için takip edilmekte olup da, terekenin borca batık olduğunu ileri sürerse bu hususta ilâm getirmesi için kendisine münasip bir mühlet verilir. Bunun dışında itirazın kaldırılması talebinin kabul veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar bekletici mesele yapılamaz.

                Borçlunun gösterdiği belge altındaki imza alacaklı tarafından inkâr edilirse hâkim, 68a maddesinde yazılı usule göre yaptığı inceleme neticesinde imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği takdirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği değer veya miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkûm eder. Alacaklı genel mahkemede dâva açarsa, bu para cezasının infazı dâva sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu dâvada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını isbat ederse bu ceza kalkar.

                Alacaklı duruşmada bizzat bulunmayıp da imza vekili tarafından reddolunduğu takdirde vekil müteakip oturumda müvekkilini imza tatbikatı için hazır bulundurmaya veya masraflarını vererek davetiye tebliğ ettirmeye mecburdur. Kabule değer mazereti olmadan gelmeyen alacaklı borçlunun dayandığı belgede yazılı miktar hakkındaki itirazın kaldırılması talebinden vazgeçmiş sayılır.

                İtirazın kaldırılması talebinin esasa ilişkin nedenlerle kabulü hâlinde borçlu, talebin aynı nedenlerle reddi hâlinde ise alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine yüzde kırktan aşağı olmak üzere tazminata mahkûm edilir. Borçlu, menfi tesbit ve istirdat dâvası açarsa, yahut alacaklı genel mahkemede dâva açarsa, hükmolunan tazminatın tahsili dâva sonuna kadar tehir olunur ve dâva lehine sonuçlanan taraf için, daha önce hükmedilmiş olan tazminat kalkar.”

[2] KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:320 – KURU, B. İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2004, s:236 – KURU, B. / ARSLAN, R. / YILMAZ, E. İcra ve İflas Hukuku (Ders Kitabı), 2003, s:185 – BERKİN, N. İcra Hukuku Rehberi, 1980, s:426 – POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:190 – ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s:112 vd. – YILDIRIM, K. İcra Hukuku Ders Notları, 2002, s:54 – ULUKAPI, Ö. İcra ve İflas Hukuku, 2001, s:58 – UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, 1990, s:176, 524 – ARAR, K. İcra ve İflas Hükümleri, 1944, C:I,  s:142 – ÇİÇEK, H. Son Değişiklikler Çerçevesinde Ana Hatları ile İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması ve İtirazda Adres Bildirme Zorunluluğu (Legal Huk. D. Kasım/2004, s:3160) – PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZKAN, M. S. / ÖZEKES, M. İcra ve İflas Hukuku, 2004, s:113 – ÖZKAN, Y.  İcra İflas Hukukunda İtirazın İptali Davası, 2004, s: 38

[3] ÖNEN, E. İnşai Dava, 1981, s:135 vd.

[4] UMAR, B. KURU/ARSLAN/YILMAZ’ın İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı Üzerine Gözlemler (Prof. Dr. Baki Kuru Armağanı, 2004, s:702 vd.)

[5] KİRAZ, Ö. Genel Haciz Yolu ile Takipte Ödeme Emrine İtirazın Kesin Olarak Kaldırılması, 1997, s:70 vd.

[6] Bknz: 12. HD. 1.4.2004 T. 3209/7769; 5.5.2003 T. 6754/9998; 18.2.2003 T. 330/2766

[7] Bknz: 12. HD. 24.2.2004 T. 26947/3913; 24.2.2003 T. 125/3218; 9.12.2002 T. 24085/25961 vb.

[8] Ayrıntılı bilgi için bknz: İleride: AÇIKLAMA: IV

[9] Bknz: 12. HD. 23.9.2004 T. 15215/20110; 8.6.2004 T. 9487/14568; 6.5.2004 T. 7078/11394 vb.

[10] Bknz: 12. HD. 24.2.2004 T. 2003-26947/3913; 24.2.2003 T. 125/3218; 9.12.2002 T. 24085/25961 vb.

[11] Bknz: 12. HD. 11.11.2003 T. 23008/22226; 21.3.2000 T. 3338/4314

[12] Bknz: 13. HD. 28.3.2003 T. 2002-12176/3621; 17.2.2003 T. 2002-29340/2578

[13] Bknz: 12. HD. 7.3.2002 T. 3722/4575

[14] Bknz: 12. HD. 26.4.2002 T. 7420/8764

[15] Bknz: 12. HD. 21.3.2000 T. 3486/4269; 30.11.1998 T. 13173/13640; 10.6.1998 T. 6612/7073

[16] Bknz: 12. HD. 14.2.2000 T. 1308/2202

[17] Bknz: 12. HD. 27.5.1999 T. 6399/6961

[18] Bknz: 12. HD. 1.5.1997 T. 3527/4989

[19] Bknz: 12. HD. 28.1.1997 T. 150/697

[20] Bknz: 12. HD. 2.6.1994 T. 6294/7249

[21] Bknz 12. HD. 23.10.1992 T. 5345/12545

[22] Karş: 12. HD. 12.9.1990 T. 6311/8359; 14.5.1990 T. 1989-13081/5570

[23] Bknz: 12. HD. 5.2.1991 T. 1990-8250/1241; 6.10.1989 T. 2945/11806

[24] Bknz: 12. HD. 20.1.1989 T. 1988-9860/613

[25] Bknz: 12. HD. 3.10.1988 T. 1987-13324/10683

[26] Bknz: 12. HD. 3.11.1985 T. 4860/10391

[27] Bknz: 12. HD. 1.11.1984 T. 8440/11065

[28] Bknz: 12. HD. 21.6.1984 T. 5389/7934

[29] Bknz: 12. HD. 31.3.1983 T. 10318/2488

[30] Bknz: 12. HD. 11.10.1982 T. 6668/7110; İİD. 26.4.1966 T. 4740/4469

[31] Bknz: 12. HD. 13.6.1980 T. 3842/5152

[32] Bknz: 12. HD. 7.11.1979 T. 8572/8975

[33] Bknz: 12. HD. 23.3.1976 T. 1213/3228; HGK. 8.3.1978 T. 1977-12-499/212

[34] Bknz: İçt. Bir. K. 7.12.1955 T. 18/77

[35] UMAR, B. Postacıoğlu’nun  538 sayılı Kanuna Göre Yazdığı “İcra Hukuku Esasları” Kitabının Tahlili (İHFM. 1968/3-4, s:347) – UMAR, B. Medeni Yargılama ve İcra – İflas Hukukunun Uygulama Yönünden Önemli Bazı Sorunları (İz. Bar. D. 1983/2, s:50) – KURU, B. age. s:261 – KİRAZ, T. Ö. age. s:92

[36] Aynı doğrultuda: 12. HD. 14.11.2002 T. 22239/23451; 20.6.2002 T. 12280/13182; 18.6.2002 T. 11739/13136 vb.

[37] Karş: POSTACIOĞLU, İ. age. s:167, 179 vd.

[38] KURU, B. age. s:281 – BERKİN, N. age. s:420 – POSTACIOĞLU, İ. age. s:178 – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:105 – YÜKSEL, K. İtirazın İptali ve Alacağın Tahsili Davasının Açılış Şekli, Süresi ve Doğurduğu Sonuçlar Bakımından Uygulamada Çıkan Boşluk Hakkında Bir İnceleme (Ad. D. 1988/3, s:21) – KİRAZ, H. Ö. age. s:92

[39] Bknz: 19. HD. 3.7.2003 T. 4267/7322

[40] KURU, B. age. s:282 – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:105 – KİRAZ, T. Ö. age. s:92, dipn. 119

[41] Aynı doğrultuda: İİD. 18.11.1960 T. 8022/7981 (İBD. 1961/3-4, s:107 vd.)

[42] Bknz: 12. HD. 30.1.2003 T. 28281/1514; 30.9.2002 T. 18044/19142

[43] Bknz: 12. HD. 24.10.1989 T. 3369/12712

[44] KURU, B. El Kitabı, s:236 vd. – PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZKAN, M. S. / ÖZEKES, M. age. s:114

[45] Bknz: 12. HD. 10.9.2004 T. 14672/18908

[46] Bknz: 12. HD. 23.6.2004 T. 12749/16511; 1.5.2003 T. 7175/9780; 9.9.2002 T. 15344/15761

[47] Bknz: 12. HD. 22.6.2004 T. 12634/16444

[48] Karş: 12. HD. 21.3.1988 T. 1986-8461/3367

[49] Bknz: 12. HD. 28.10.2003 T. 17216/21116

[50] Bknz: 12. HD. 30.6.2003 T. 13128/15577; 25.5.2001 T. 8084/9322; 25.1.2001 T. 2000-20651/939 vb.

[51] Bknz: 12. HD. 21.3.2003 T. 3003/5988

[52] Bknz: 12. HD. 4.6.2002 T. 11052/11921

[53] Karş: 12. HD. 18.10.1994 T. 12118/12493; 17.10.1994 T. 11487/12448 

[54] Bknz: 12. HD. 6.2.2001 T. 882/1995; 17.9.1996 T. 9878/10470

[55] Bknz: 12. HD. 9.10.1997 T. 9898/10433

[56] Bknz: 12. HD. 12.12.1994 T. 15678/15926

[57] Bknz: 12. HD. 17.9.1991 T. 1884/9202

[58] POSTACIOĞLU, İ. age. s:192 – KURU, B. age. s:343

[59] Bknz: İİD. 1.4.1969 T. 3618/3468

[60] POSTACIOĞLU, İ. age. s:177

[61] Bknz: 12. HD. 12.12.1989 T. 12484/15378

[62] KURU, B. age. s:334

[63] ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:112

[64] KONURALP, H. Medeni Usul Hukukunda Yazılı Delil Başlangıcı, 1988, s:63

[65] DOMANİÇ, H. Kıymetli Evrak Hukuku ve Uygulaması, 1990, s:473

[66] Bknz: 12. HD. 9.4.1997 T. 4175/4362; 23.10.1995 T. 14226/14157; 20.10.1989 T. 3441/12598

[67] Karş: KONURALP, H. age. s:66

[68] Bknz: 12. HD. 26.2.2004 T. 27147/4088; 30.1.2004 T. 23912/1892

[69] Ayrıntılı bilgi için bknz: KONURALP, H. age. s:53 vd.

[70] PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZKAN, M. S. / ÖZEKES, M. age. s:115

[71] UYAR, T. İcra Hukukunda Kambiyo Senetleri, C:1, s:847

[72] Bknz: HGK. 25.9.1996 T. 12-362/620 – 12. HD. 26.9.1995 T. 11957/12131; 21.1.1993 T. 15619/865; 17.11.1992 T. 7379/14155

[73] POSTACIOĞLU, İ. age. s:163, dipn. 29a

[74] UMAR, B. Postacıoğlu’nun 538 sayılı Kanuna Göre Yazdığı İcra Hukukunun Esasları Kitabının Tahlili  (İHFM. 1968/3-4, s:346 vd.) – UMAR, B. Medeni Yargılama…… (İz. Bar. D. 1983/1, s:11 vd.)

[75] REİSOĞLU, S. Banka Teminat Mektupları ve Kontrgarantiler, 2001, s:344

[76] REİSOĞLU, S. age. s:344

[77] Karş: KURU, B. age. C:1, s:340 vd. – POSTACIOĞLU, İ. age. s:193 – KİRAZ, Ö. T. age. s:133

[78] KURU, B. age. s:341 – REİSOĞLU, S. age. s:360

[79] Aynı doğrultuda: 12. HD. 18.2.1992 T. 7680/1514; 15.3.1990 T. 27/2681; 28.4.1989 T. 11445/6554

[80] Bknz: 12. HD. 14.9.2004 T. 14486/19254

[81] Bknz: 12. HD. 30.4.2004 T. 6275/10892

[82] Bknz: 12. HD. 15.4.2004 T. 4319/9299

[83] Bknz: 12. HD. 5.4.2004 T. 5347/8131

[84] Bknz: 12. HD. 20.2.2004 T. 27375/3443

[85] Bknz: 12. HD. 30.12.2003 T. 22688/26763; 11.3.2003 T. 2454/4965; 4.7.2002 T. 12935/14579 vb.

[86] Bknz: 12. HD. 17.10.2003 T. 15786/20203; 8.4.2003 T. 5155/7562; 1.10.2002 T. 19589/19296 vb.

[87] Bknz: 12. HD. 4.4.2003 T. 4236/7388; 22.3.2002 T. 3685/5961; 5.3.2002 T. 3518/5106

[88] Bknz: 12. HD. 3.3.2003 T. 2002-29180/4078

[89] Bknz: 12. HD. 8.5.2000 T. 6961/7555; 18.3.1997 T. 3007/3784

[90] Bknz: 12. HD. 25.12.1997 T. 14406/14561

[91] Bknz: 12. HD. 17.10.1995 T. 12431/13759

[92] Bknz: 12. HD. 1.6.1995 T. 7567/8061; 16.5.1994 T. 6090/6663

[93] Bknz: 12. HD. 23.3.2995 T. 3908/4136

[94] Bknz: 12. HD. 18.4.1994 T. 4764/4875

[95] Bknz: 12. HD. 18.2.1992 T. 1991-7680/1514; 15.3.1990 T. 27/2681

[96] Bknz: 12. HD. 21.11.1990 T. 4693/11851; 27.2.1987 T. 1986-7241/2820; 9.3.1976 T. 464/2494

[97] Bknz: 12. HD. 15.10.1987 T. 13452/10212

[98] Bknz: 12. HD. 29.4.1987 T. 3329/5901

[99] Bknz: 12. HD. 10.11.1986 T. 1637/11872; 28.1.1986 T. 1985-7100/885

[100] Bknz: 12. HD. 20.2.1986 T. 1985-8313/2006; 1.7.1985 T. 880/6494

[101] Bknz: 12. HD. 6.11.1984 T. 8408/11316

[102] Bknz: 12. HD. 16.4.1984 T. 1843/4655

[103] Bknz: 12. HD. 20.1.1983 T. 1982-9519/186; 7.7.1980 T. 4406/5943; 19.12.1980 T. 7534/9116

[104] Bknz: 12. HD. 17.12.1982 T. 854/1136

[105] Bknz: 12. HD. 19.10.1982 T. 7041/7431

[106] Bknz: 12. HD. 14.5.1981 T. 3242/4873

[107] Bknz: 12. HD. 22.4.1981 T. 1255/4284

[108] Bknz: 12. HD. 28.5.1979 T. 4590/4809

[109] Bknz: 12. HD. 22.2.1979 T. 977/1478

[110] Bknz: 12. HD. 28.11.1978 T. 9180/9620

[111] Bknz: 12. HD. 15.10.2004 T. 16270/21026; 19.12.2002 T. 25571/27016; 5.7.2001 T. 10989/12293 vb.

[112] Bknz: 12. HD. 11.10.2004 T. 16925/21409; 11.6.2004 T. 10129/14910; 27.2.1995 T. 2596/2590

[113] Bknz: 12. HD. 10.9.2004 T. 15037/18924

[114] Bknz: 12. HD. 23.5.2003 T. 9132/11851

[115] Bknz: 12. HD. 17.4.2003 T. 5287/8502

[116] Bknz: 12. HD. 28.1.2003 T. 2002-28174/1262

[117] Bknz: 12. HD. 8.11.2002 T. 19877/22939

[118] Bknz: 12. HD. 25.3.2002 T. 4921/6099

[119] Bknz: 12. HD. 22.2.2001 T. 2432/3353

[120] Bknz: 12. HD. 15.6.2000 T. 9195/9927

[121] Bknz: 12. HD. 8.2.1999 T. 397/929

[122] Bknz: 12. HD. 5.11.1998 T. 10692/12219

[123] Bknz: 12. HD. 30.6.1998 T. 7482/7929

[124] Bknz: 12. HD. 21.4.1998 T. 3887/4393

[125] Bknz: 12. HD. 17.9.1997 T. 8117/8753

[126] Bknz: 12. HD. 28.11.1995 T. 16894/16824

[127] Bknz: 12. HD. 23.12.1994 T. 16381/16696

[128] Bknz: 12. HD. 22.3.1994 T. 3100/3810

[129] Bknz: 12. HD. 14.7.1993 T. 8866/12803

[130] Bknz: 12. HD. 22.9.1992 T. 3007/10585; 4.5.1992 T. 1991-13125/5981

[131] Bknz: 12. HD. 17.9.1992 T. 3321/10411

[132] Bknz: 12. HD. 18.2.1992 T. 1991-10037/1567

[133] Bknz: 12. HD. 6.11.1990 T. 3583/11050

[134] Bknz: 12. HD. 14.12.1989 T. 12686/15463

[135] Bknz: 12. HD. 7.12.1989 T. 6093/15149

[136] Bknz: 12. HD. 10.11.1989 T. 11239/13712

[137] Bknz: 12. HD. 16.5.1989 T. 1988-12249/7286

[138] Bknz: 12. HD. 13.4.1989 T. 2830/5390; 24.3.1989 T. 1988-6549/4143

[139] Bknz: 12. HD. 11.4.1988 T. 1987-7050/4617; 26.4.1984 T. 2872/5143

[140] Bknz: 12. HD. 10.3.1988 T. 1987-5428/2835

[141] Bknz: 12. HD. 1.3.1988 T. 1987-3919/2348

[142] Bknz: 12. HD. 21.9.1987 T. 1986-12429/9091

[143] Bknz: 12. HD. 25.6.1987 T. 1986-7797/7690

[144] Bknz: 12. HD. 2.4.1987 T. 1986-8711/4703

[145] Bknz: 12. HD. 13.3.1987 T. 1986-13829/3552

[146] Bknz: 12. HD. 12.3.1987 T. 1986-7806/3469

[147] Bknz: 12. HD. 1.11.1984 T. 8440/11065

[148] Bknz: 12. HD. 20.1.1984 T. 1983-12466/373

[149] Bknz: 12. HD. 19.12.1983 T. 9563/10675

[150] Bknz: 12. HD. 5.7.1983 T. 4114/5587

[151] Bknz: 12. HD. 27.12.1982 T. 10067/9858

[152] Bknz: 12. HD. 12.1.1981 T. 8127/10

[153] Bknz: 12. HD. 20.12.1979 T. 9137/9793

[154] Bknz: 12. HD. 13.3.1979 T. 961/2118

[155] Bknz: İİD. 14.10.1960 T. 7655/6678

[156] Bknz: İİD. 16.4.1957 T. 2459/2777

[157] AKYAZAN, S. agm. s:1048

[158] KURU, B. age. C:1, s:331, dipn. 40; s:415 vd.

[159] Bknz: 12. HD. 24.5.2004 T. 8247/13104; 16.2.2004 T. 25381/2884; 24.4.2002 T. 7162/8346 vb.

[160] ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:113

[161] Eğer, bu belgenin altındaki imza, borçlu tarafından inkar edilirse, alacaklı “itirazın geçici olarak kaldırılmasını” isteyebilir.

[162] ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:114 vd. – KURU, B. age. s:335 vd. – POSTACIOĞLU, İ. age. s:192

[163] Bknz: 12. HD. 10.6.2003 T. 11229/13598; 30.1.2003 T. 28549/1473 vb.

[164] Bknz: 12. HD. 26.3.2004 T. 2511/7267; 7.2.1994 T. 1154/1516

[165] Bknz: 12. HD. 21.10.2002 T. 20425/21302; 14.2.2002 T. 1642/3227; 7.2.2002 T. 1382/2647 vb.

[166] Bknz: 12. HD. 8.2.2002 T. 1453/2673

[167] Bknz: 12. HD. 19.10.2000 T. 14065/15315

[168] Bknz: 12. HD. 5.6.2000 T. 8705/9274; 1.11.1999 T. 12614/13210; 31.5.1999 T. 6906/7061 vb.

[169] Bknz: 12. HD. 8.2.1998 T. 1179/1707; 21.9.1995 T. 11202/11865

[170] Bknz: 12. HD. 20.11.1997 T. 12747/12969; 30.1.1996 T. 265/1107; 27.12.1993 T. 16260/20255

[171] Bknz: 12. HD. 18.3.1997 T. 2995/3274

[172] Bknz: 12. HD. 21.4.1994 T. 4037/5068

[173] Bknz: 12. HD. 10.12.1992 T. 5005/16048

[174] Bknz: 12. HD. 13.3.1987 T. 13829/3552

[175] Bknz: 12. HD. 24.12.1984 T. 10298/13392

[176] Bknz: 12. HD. 5.7.1983 T. 4114/5587

[177] Bknz: 12. HD. 12.1.1981 T. 8127/10

[178] Bknz: 12. HD. 20.12.1979 T. 9137/9793

[179] KURU, B. age. C:1, s:335 vd. – POSTACIOĞLU, İ. age. s:192 vd.

[180] UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İİK. C:1, s:1322

[181] UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, 2. Bası, s:510 vd.

[182] Bknz: 12. HD. 11.10.2004 T. 16925/21409; 11.6.2004 T. 10129/14910 vb.

[183] Bknz: 12. HD. 30.9.2004 T. 16052/20543

[184] Bknz: 12. HD. 29.6.2004 T. 1246/17209

[185] Bknz: 12. HD. 10.11.2003 T. 19072/22097

[186] Bknz: 12. HD. 15.6.2000 T. 9209/9941

[187] Bknz: 12. HD. 13.7.1994 T. 9123/9804

[188] Bknz: 12. HD. 20.5.1993 T. 5582/9653

[189] Bknz: İİD. 1.4.1969 T. 3618/3468

[190] Bknz: İİD. 29.6.1951 T. 3508/3563

[191] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda İlamlı Takipler, 2. Bası, 1991, s:90 vd.

[192] Bknz: 12. HD. 28.11.1978 T. 9180/9620

[193] VURAL, P. İcra ve İflas Kanunu ve Noterlik Kanunu Açısından Noterlik Senetleri (İcra ve İflas Kanunu Uygulamasında Güncel Sorunlar Sempozyumuna Sunulan Tebliğ), 1978

[194] Bknz: 12. HD. 9.3.2004 T. 255/5412

[195] Bknz: 12. HD. 10.11.1993 T. 13311/17553

[196] Bknz: 12. HD. 29.3.2004 T. 1810/7454

[197] Bknz: 12. HD. 7.2.1995 T. 899/1493

[198] Bknz: 12. HD. 20.1.1983 T. 9519/186; 7.7.1980 T. 4406/5943; 25.12.1980 T. 8810/9350

[199] Bknz: 12. HD. 12.12.1994 T. 15383/15379

[200] Bknz: 12. HD. 15.11.1994 T. 12392/14329; 15.4.1985 T. 13438/3540

[201] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İtiraz, s:510 vd.

[202] Bknz: 18. HD. 5.7.2004 T. 4781/5666; 12. HD. 15.1.2004 T. 2003-23142/270; 28.2.2002 T. 3396/4125 vb.

[203] Bknz: 12. HD. 7.6.2004 T. 9302/14391; 1.12.2003 T. 20046/23242; 6.5.2003 T. 7654/10143 vb.

[204] Bknz: 12. HD. 2.4.2004 T. 3108/8062; 23.9.2003 T. 15251/18232; 17.2.2003 T. 399/2475 vb.

[205] Bknz: 12. HD. 3.11.2003 T. 17720/21548; 24.10.2003 T. 16885/20849; 30.6.2003 T. 13156/15564 vb.

[206] Bknz: 12. HD. 31.10.2003 T. 22226/21355; 21.10.2003 T. 16807/20580; 6.10.2003 T. 15627/19275 vb.

[207] Bknz: 12. HD. 7.10.2003 T. 15433/19379; 5.5.2003 T. 6767/10018; 3.3.2003 T. 2002-28125/4047 vb.

[208] Bknz: 12. HD. 6.6.2003 T. 10671/13405; 15.5.2001 T. 7748/8575; 9.6.1997 T. 6388/6749 vb.

[209] Bknz: 12. HD. 18.4.2003 T. 5605/8699; 8.4.2003 T. 5198/7707; 10.12.2002 T. 25071/26126 vb.

[210] Bknz: 12. HD. 3.3.2003 T. 1786/4026; 7.3.1988 T. 1987-4910/2550; 4.10.1984 T. 952/10016

[211] Bknz: 12. HD. 10.12.2002 T. 25071/26126

[212] Bknz: 12. HD. 27.6.2002 T. 12613/13901; 1.2.2002 T. 650/1967

[213] Bknz: 12. HD. 27.5.2002 T. 10382/11132

[214] Bknz: 12. HD. 4.2.2002 T. 1545/2173

[215] Bknz: 12. HD. 1.2.2002 T. 932/2054; 9.6.1998 T. 6050/6996; 3.7.1995 T. 9511/9960

[216] Bknz: 12. HD. 1.11.2000 T. 15399/16392; 23.10.2000 T. 13596/15652; 9.5.2000 T. 6417/7649

[217] Bknz: 12. HD. 10.10.2000 T. 13763/14765

[218] Bknz: 12. HD. 27.5.1999 T. 6406/6968

[219] Bknz: 12. HD. 22.4.1999 T. 4373/5227

[220] Bknz: 12. HD. 1.2.1999 T. 104/489

[221] Bknz: 12. HD. 5.2.1998 T. 416/944; 17.3.1997 T. 2786/3208

[222] Bknz: 12. HD. 10.10.1996 T. 11685/12142

[223] Bknz: 12. HD. 6.6.1995 T. 7513/8270

[224] Bknz: 12. HD. 8.6.1993 T. 6796/10444

[225] Bknz: 12. HD. 12.3.1991 T. 2671/3023

[226] Bknz: HGK. 27.4.1988 T. 1987-12-813/360; 12. HD. 25.4.1988 T. 1987-8052/5466

[227] Bknz: 12. HD. 18.2.1988 T. 1987-3962/1695

[228] Bknz: 12. HD. 24.1.1985 T. 1984-9808/497

[229] Bknz: 12. HD. 25.12.1984 T. 10493/13537

[230] Bknz: 12. HD. 4.4.2000 T. 4392/5110; İçt. Bir. K. 12.11.1979 T. 1/3

[231] UYAR, T. Para ve Teminat Verilmesine İlişkin İlamların İcrası (Yasa D. 1980/4, s:502 vd.)

[232] UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İİK. Şerhi, C:2, 2004, s:3163 vd.

[233] Bknz: 12. HD. 31.5.2004 T. 9284/13783; 19.4.2004 T. 5316/9631; 16.1.2004 T. 22984/469 vb.

[234] Karş: 12. HD. 3.6.1997 T. 6199/6501; 21.3.1996 T. 3666/3859; 8.2.1996 T. 1753/1878 vb.

[235] Bknz: 12. HD. 16.3.2004 T. 1461/6141; 1.7.2003 T. 11919/15722; 31.10.1997 T. 10793/11967 vb.

[236] Karş: 12. HD. 19.4.2004 T. 5316/6931; 6.5.2003 T. 7569/10240; 15.4.2003 T. 5625/8270

[237] Bknz: 12. HD. 26.11.1992 T. 7999/14768; 20.10.1983 T. 6087/7768; 12.5.1983 T. 2609/3793; 17.2.1976 T. 11560/1585

[238] Bknz: 12. HD. 30.9.1994 T. 10715/11398; 14.1.1986 T. 6572/1

[239] Bknz: İİD. 23.3.1956 T. 1714/1543 (KÖYMEN, H. / OLGAÇ, S. Kazai ve İlmi İçtihatlarla İcra ve İflas Kanunu, s:515) – 17.9.1951 T. 4288/4276 (DOĞRUER, T. / GÜLERYÜZLÜ, A. / AYAN, Ş. İcra ve İflas Kanunu, s:112)

[240] Bknz: Yuk. dipn. 237, 238

[241] ÖĞÜTÇÜ, A. T. İcra ve İflas Kanunundaki Yenilikler, s:58 – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:117 – AKYAZAN, S. agm. s:1146 – PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZKAN, M. S. / ÖZEKES, M. age. s:116

[242] KURU, B. Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, C:2, s:2147; 2151 vd. – KURU, B. El Kitabı, s:249 – BERKİN, N. İcra Hukuku Rehberi, s:431 vd. – KİRAZ, T. Ö. age. s:163

[243] Bknz: 12. HD. 10.11.1986 T. 1637/11872; 28.1.1986 T. 7100/885

[244] KURU, B. Usul, C:2, s:2148 vd. – KONURALP, H. age. s:74 – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:118

[245] Bknz: 12. HD. 21.11.1990 T. 4693/11851; 27.2.1987 T. 7241/2820; 9.3.1976 T. 464/2494

[246] UYAR, T. İtiraz, s:510 vd.

[247] KURU, B. age. C:1, s:350

[248] Bknz: 12. HD. 29.4.1987 T. 3329/5901

[249] Aynı görüşte: UMAR, B. ag tahlil (İHFM. 1968/3-4, s:349)

[250] Karşı görüşte: POSTACIOĞLU, İ. age. s:207

(*) Madde 81 – “Bu kanuna göre alınacak sigorta primleri ve para cezalarının ödenmesi için kurumca işverene yapılacak bildiri üzerine prim borçları ve para cezaları ödenmezse kurumca düzenlenen prim borcunu ve para cezasını gösteren belgeler resmi dairelerin usulüne göre verdikleri belgeler hükmünde olup, icra ve iflas dairelerince bunların tabi oldukları hükümlere göre işlem yapılır.”

[251] Bu konuda  -özellikle; 506 s. Kanunun 80. maddesinde 29.7.2003 tarih ve 4958 s. Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki dönem hakkında- ayrıntılı bilgi için bknz: KURU, B. Sosyal Sigortalar Kurumunun Prim Alacaklarının İlamsız İcra Yolu ile Tahsili (Prof. H. Furgoç’a Armağan, 1974, s:369-390) – UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, 1990, s:513-519 – KİRAZ, T. Ö. age. s:144 vd.

(**) Madde 54 – “Bu kanuna göre alınacak sigorta primleri ve para cezalarının ödenmesi için kurumca sigortalıya yapılacak bildiri üzerine prim borçları ödenmezse, kurumca düzenlenen ve sigortalının prim borcunu gösteren belgeler, resmi dairelerin usulüne göre verdikleri belgeler hükmünde olup, icra ve iflas dairelerince bunların tabi oldukları hükümlere göre işlem yapılır.

[252] Bu konuda ayrıca bknz: KURU, B. Bağ-Kur Prim Alacaklarının İlamsız İcra Yoluyla Tahsili (Prof. N. Koloğlu’na Armağan, 1975, s:679-686)

[253] Bknz: 12. HD. 13.3.1992 T. 9443-3040; 22.2.1982 T. 533/1370

[254] Bknz: 12. HD. 20.1.1980 T. 7751/367

[255] Bknz: 12. HD. 3.11.1988 T. 609/12576

[256] Bknz: 12. HD. 26.2.1987 T. 7230/2769 – 20.5.1986 T. 12122/5958 – 18.4.1984 T. 4230/4813

[257] Bknz: 12. HD. 1.5.1986 T. 11270/5157 – 10.9.1979 T. 6005/6677

[258] Bknz: 12. HD. 25.12.1985 T. 6165/11610

[259] Bknz: 12. HD. 1.5.1986 T. 11270/5157; 10.9.1979 T. 605/6677 – 17.12.1984 T. 5247/11218

[260] Bknz: İİD. 14.11.1963 T. 1643/11935

[261] Bknz: 12. HD. 19.1.1989 T. 5019/489

[262] Bknz: 12. HD. 3.6.1986 T. 11959/6662 – 26.11.1985 T. 3990/10095

[263] Bknz: 12. HD. 19.2.1987 T. 6976/2286

[264] Bknz: 12. HD. 5.5.1986 T. 10291/5305

[265] Bknz: 12. HD. 24.2.1981 T. 35/1756

[266] Bknz: 12. HD. 13.5.1980 T. 2684/4303; 16.9.1976 T. 7575/9137

[267] Bknz: 12. HD. 16.3.2004 T. 1474/6110; 9.6.1997 T. 6389/6750

[268] Bknz: 12. HD. 30.4.2002 T. 8110/9048; 26.10.1999 T. 13554/13007

[269] Bknz: 12. HD. 13.3.1992 T. 9443/3040; 22.2.1982 T. 533/1370

[270] Bknz 12. HD. 4.3.1991 T. 140/2643; 11.9.1989 T. 1699/10302; 20.4.1989 T. 10822/5480

[271] Bknz: 12. HD. 17.3.1988 T. 2358/3125

[272] Bknz: İçt. Bir. K. 4.5.1978 T. 4/5

[273] Bknz: 12. HD. 26.12.1984 T. 14428/13579; 15.4.1982 T. 3191/3197

[274] Bknz: İİD. 21.12.1967 T. 12081/11979

[275] Bknz: 12. HD. 27.4.1982 T. 3391/3677

[276] Bknz: İİD. 21.5.1968 T. 5534/5386

[277] Bknz: 12. HD. 23.5.1988 T. 4142/6495; 19.1.1988 T. 1822/116

[278] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda Haciz, 2. Bası, s:401 vd.

[279] Bknz: 12. HD. 13.3.1989 T. 7806/3482; 4.5.1988 T. 9889/5978

[280] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. Haciz, s:440 vd.

[281] Bknz: 12. HD. 18.2.1986 T. 8290/1838; 17.2.1986 T. 8290/1838

[282] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. Haciz, s: 426 vd.

[283] Bknz: 12. HD. 3.5.1984 T. 3073/5597

[284] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. Haciz, s:461

[285] Bknz: 12. HD. 13.10.1987 T. 12625/10107

[286] Bknz: 12. HD. 17.6.1987 T. 5414/7622

[287] Bknz: 12. HD. 14.3.1988 T. 5455/2980 – 10.2.1986 T. 7007/1378 – 18.1.1983 T. 10099/152

[288] Bknz: 12. HD. 26.1.1987 T. 4113/656

[289] Bknz: 12. HD. 18.5.1989 T. 12925/7358 – 11.4.1989 T. 10054/5223

[290] Bknz: 12. HD. 28.6.1988 T. 11525/8765 – 17.5.1984 T. 4062/6241 – 17.5.1984 T. 40354/6221

[291] Bknz: 12. HD. 8.2.1988 T. 3483/1082

[292] Bknz: 12. HD. 16.11.1988 T. 1326/13669 – 20.9.1988 T. 12718/9973

[293] Bknz: 12. HD. 3.2.1981 T. 9039/939

[294] Bknz: İİD. 14.4.1967 T. 3240/3517 – 18.6.1965 T. 7678/7792

[295] Bknz: İİD. 30.6.1955 T. 3575/3875

[296] Bknz: 12. HD. 21.9.2004 T. 15067/19890

[297] Bknz: 12. HD. 1.4.2004 T. 3209/7769; 5.5.2003 T. 6754/9998; 18.2.2003 T. 330/2766 vb.

[298] Bknz: 12. HD. 18.12.2003 T. 21712/25636

[299] Bknz: 12. HD. 27.2.1997 T. 1434/2147

[300] Bknz: 12. HD. 2.12.1994 T. 15397/15388; 30.1.1986 T. E:1985-7620/983

[301] Bknz: 12. HD. 4.6.1992 T. 710/7815

[302] Bknz: 12. HD. 10.10.1991 T. 2305/10371

[303] Bknz: 12. HD. 9.2.1988 T. 1987-2981/1163

[304] Bknz: 13. HD. 3.3.1987 T. 421/1249

[305] BKnz: 12. HD. 30.6.1981 T. 4355/6229

[306] Bknz: 12. HD. 24.6.2003 T. 12473/15036; 18.3.2003 T. 3172/5590

[307] Bknz: 12. HD. 25.11.1998 T. 12764/13439; 22.3.1994 T. 3570/3685

[308] Bknz: 12. HD. 30.3.2000 T. 4062/4845

[309] Bknz: 12. HD. 28.3.2002 T. 4772/6389

[310] Bknz: 12. HD. 1.10.2002 T. 17985/19310; 26.3.2002 T. 5043/6266; HGK. 26.12.2001 T. 12-1162/1191 vb.

[311] Bknz: 12. HD. 27.7.1998 T. 9408/10395; 5.11.1997 T. 12064/12278

[312] Bknz: 12. HD. 11.11.1997 T. 12216/12553; 8.10.1997 T. 8909/10371

[313] Bknz: 12. HD. 21.10.1997 T. 10658/11166

[314] Bknz: 12. HD. 24.4.1989 T. 11529/6090; 6.3.1989 T. 2637/3052

[315] Bknz: 12. HD. 11.5.1987 T. 1986-10036/6315; 5.5.1986 T. 1985-11175/5322

[316] Bknz: 12. HD. 19.6.1986 T. 1985-13179/7093

[317] Bknz: 12. HD. 19.6.1979 T. 5483/5620

[318] UYAR, T. İcra Hukukunda Yetki – Görev ve Yargılama Usulü “Tetkik Mercii”, s:388 – UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, s:529 – UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İİK. Şerhi, C:2, s:1788

[319] Bknz: 12. HD. 24.5.2001 T. 8386/9141; 5.6.2000 T. 8573/9202; 10.3.1999 T. 2401/2943

[320] Bknz: HGK. 8.10.1969 T. İc. İf. – 541/740; İİD. 6.10.1966 T. 9225/9389; 29.5.1962 T. 5708/6242

[321] Bknz: 12. HD. 20.11.2000 T. 17816/17879; 2.5.2000 T. 5997/7347; 19.4.1999 T. 4516/4940

[322] Bknz: 12. HD. 1.4.1986 T. 1985-10028/3662

[323] Bknz: 12. HD. 20.11.1984 T. 8941/12343

[324] Bknz: 12. HD. 11.10.1982 T. 6687/7072

[325] Bknz: 12. HD. 23.10.1971 T. 1970-683/613

[326] Bknz: İİD. 2.2.1968 T. 806/1004

[327] Bknz: 12. HD. 24.3.1989 T. 8768/4123

[328] Bknz: 12. HD. 25.2.2000 T. 1814/3178; 24.3.1989 T. 8764/4150; 21.4.1986 T. 10396/4600

[329] Bknz: 12. HD. 28.11.2002 T. 23553/25402; 9.11.1988 T. 12108/12273; 15.12.1997 T. 13764/13956

[330] Bknz: 12. HD. 27.3.1984 T. 284/3629

[331] Bknz: 12. HD. 18.9.2000 T. 11901/13008; 27.3.1989 T. 8951/4621 vb. – Bu konuda ayrıca bknz: 12. HD. 13.4.2004 T. 5408/9048; 13.4.2004 T. 4973/9047; 10.6.2003 T. 10267/13678 vb. (Yuk. İİK. mad. 18, İçt. No:1, “s:1852 vd.”)

[332] Bknz: RG. 1.6.1978 T. 16303 sayı

[333] Bknz: 12. HD. 2.2.1984 T. 12046/1785

[334] Bknz: 12. HD. 4.3.1991 T. 9140/2643; 11.9.1989 T. 1699/10302; 20.4.1989 T. 10822/5840

[335] Bknz: Yuk. AÇIKLAMA: III-d “dipn. 35, 36, 37 civarı”

[336] Bknz: 12. HD. 14.11.2002 T. 22239/23451; 20.6.2002 T. 12280/13182; 18.6.2002 T. 11739/13136

[337] Bknz: 12. HD. 25.12.1986 T. 4386/15180; 19.11.1984 T. 8867/11941; 21.6.1984 T. 5389/7934

[338] Bknz: 12. HD. 10.12.1985 T. 5864/11565

[339] Bknz: 12. HD. 23.11.1989 T. 5184/14369

[340] Bknz: 12. HD. 15.5.2001 T. 7746/8569; 8.6.1989 T. 13761/8552; 24.6.2003 T. 12473/15036; 18.3.2003 T. 3172/5590 vb. – 10.4.1996 T. 4516/5071

[341] Bknz: 12. HD. 18.9.2000 T. 11901/13008; 27.3.1989 T. 8951/4621

[342] Bknz: 12. HD. 10.4.1996 T. 4616/5071

[343] KURU, B. El Kitabı, s:240

[344] Bknz: 12. HD. 2.11.1982 T. 7457/7923

[345] Bknz: 12. HD. 23.9.2004 T. 15215/20110; 8.6.2004 T. 9487/14568; 6.5.2004 T. 7078/11394

[346] Bknz: 12. HD. 15.10.1981 T. 5922/7522

[347] Bknz: 12. HD. 1.10.1981 T. 6303/7282

[348] KURU, B. Hukuk Muhakemeleri Usulü, C:2, s:2099 vd. – UYAR, T. İcra Hukukunda Olumsuz Tesbit ve Geri Alma Davaları, 2. Bası, s:7, dipn. 16, s:14 vd.

[349] Bknz: 12. HD. 13.11.1997 T. 11683/12668; 1.10.1997 T. 9236/9776; 16.9.1997 T. 8001/8696

[350] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda Kambiyo Senetler, 2. Bası, s:1044 – UYAR, T. Kambiyo Senetlerine İlişkin Suçlar (Ceza Hukukunda Kambiyo Senetleri) (ABD. 1982/4, s:129) – UYAR, T. Olumsuz Tesbit ve Geri Alma Davaları, s:14, dipn. 42

[351] KURU, B. Hukuk Muhakemeleri Usulü, s:1451 vd.

[352] KURU, B. El Kitabı, s:252

[353] Karş: PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZKAN, M. S. / ÖZEKES, M. age. s:118

[354] Bknz: 12. HD. 25.1.1988 T. 2434/407

[355] AKYAZAN, S. age. s:48 – YUNUSOĞLU, T. Adi Senetler ile Kambiyo Senetleri Hakkında Yeni İcra ve İflas Kanunu Tadilatının Getirdiği Yenilikler (İBD. 1965/4-5-6, s:136

[356] Bknz: 12. HD. 27.5.1991 T. 1990-14066/6697

[357] Bknz: 12. HD. 18.2.1988 T. 1987-4035/1652

[358] Bknz: 12. HD. 27.11.1981 T. 1980-12-3317/771

[359] Bknz: 12. HD. 27.2.1990 T. 8745/1848

[360] Bknz: 12. HD. 6.5.2003 T. 7346/10185; 2.5.2002 T. 8490/9130; 20.3.1997 T. 2867/3499

[361] YILMAZ, E. Medeni Yargılama Hukukunda Yemin, s:101

[362] Bknz: 12. HD. 6.5.2003 T. 7346/10185; 20.3.1997 T. 2867/3499

[363] Bknz: 12. HD. 18.6.1987 T. 3301/7665; 17.2.1981 T. 15/1470

[364] Bknz: 12. HD. 8.10.2004 T. 16449/21279

[365] Bknz: 12. HD. 18.4.2004 T. 1564/6366

[366] Bknz: 6. HD. 6.4.2004 T. 5780/5917

[367] Bknz: 12. HD. 2.3.2004 T. 2003-27584/4606

[368] Bknz: 12. HD. 13.11.2003 T. 19239/22485

[369] Bknz: 12. HD. 22.10.2002 T. 20007/21526

[370] Bknz: 12. HD. 29.11.2000 T. 7588/18640

[371] Bknz: 12. HD. 27.11.2000 T. 18079/18374

[372] Bknz: 12. HD. 25.9.2000 T. 12301/13485

[373] Bknz: 12. HD. 18.11.1998 T. 12254/12999

[374] Bknz: 12. HD. 28.1.1997 T. 245/609

[375] Bknz: 12. HD. 30.6.1994 T. 7726/8908

[376] Bknz: 12. HD. 15.2.1993 T. 1992-13417/2722; 23.5.1991 T. 1990-13839/6589; 1.4.1992 T. 1990-11337/4162

[377] Bknz: 12. HD. 21.1.1988 T. 1987-2838/265

[378] Bknz: 12. HD. 5.7.2004 T. 13757/17764

[379] Bknz: 12. HD. 21.12.2000 T. 19579/20406

[380] Bknz: 12. HD. 20.11.2000 T. 17357/17827

[381] Bknz: 12. HD. 24.10.2000 T. 15036/15851; 4.7.2000 T. 10526/11305

[382] Bknz: 12. HD. 3.4.2000 T. 4431/5076; 22.2.2000 T. 1907/2786; 13.12.1999 T. 16034/16281 vb.

[383] Bknz: 12. HD. 9.6.1998 T. 6036/6982

[384] Bknz: 12. HD. 18.9.1997 T. 8178/8771

[385] Bknz: 12. HD. 12.12.1989 T. 12484/15378

[386] Bknz: 12. HD. 8.4.1988 T. 1987-6849/4548

[387] Bknz: 12. HD. 12.3.1987 T. 2929/3485

[388] Bknz: 12. HD. 21.2.1985 T. 1984-12081/1591

[389] Bknz: 12. HD. 16.12.1983 T. 9287/10574

[390] Bknz: 12. HD. 8.11.1982 T. 8713/8133

[391] Bknz: 12. HD. 30.4.1981 T. 1660/4330

[392] Bknz: HGK. 1.11.1972 T. 1971 İc. İf. 905/899

[393] Bknz: İİD. 11.2.1972 T. 1140/1489

[394] UMAR, B. / YILMAZ, E. İsbat Yükü, s:151

[395] Bknz: İİK. mad. 63’e ait Hükümet Tasarısı Gerekçesi

[396] Bknz: 12. HD. 8.11.1982 T. 8713/8133

[397] Bknz: 12. HD. 16.10.1989 T. 1907/12301 – 10.12.1984 T. 9584/12767 – 22.5.1984 T. 4251/649

[398] Bknz: 12. HD. 14.3.1989 T. 1988-8140/3583; 5.6.1984 T. 5035/7172

[399] Bknz: 12. HD. 24.2.2004 T. 26947/3913; 24.2.2003 T. 125/3218; 9.2.2002 T. 24085/25961

[400] Bknz: 12. HD. 11.10.1982 T. 6668/7110 – 26.4.1966 T. 4740/4469

[401] Bknz: 12. HD. 3.11.1985 T. 4860/10391

[402] Bu konuda diğer örnekler için bknz: Yuk. AÇIKLAMA: III-c, dipn. **** civarı

[403] Bknz: FEYZİOĞLU, F. N. Borçlar Hukuku (Genel Hükümler), C:1, s:419 – TEKİNAY, S. S. Borçlar Hukuku, s:238 – ÖZTAN, F. Kıymetli Evrak Hukuku, s:187 – GÜRBÜZ, H. Ticari Senetlerin İptali Davaları ve Ticari Senetlere Özgü Sorunlar, s:718 vd.

[404] Bknz: Fed. Mahkemenin 5.7.1956 tarihli kararı: “…Federal Mahkemenin kökleşmiş içtihatlarına göre, temsilcinin, temsil edilen adına, kendi kendisiyle bir sözleşme yapabilmesi, temsil edilenin çıkarlarıyla temsilcinin çıkarları arasında bir çatışma olmasına ve böylece temsilcinin temsil edilen zararına bir çıkar sağlaması tehlikesinin bulunmamasına bağlıdır. Bu nedenle, temsil edilenin açık izni olmaksızın, mesela piyasa ya da borsa fiyatı olmayan veya satışa tahsis edilmemiş malları temsilcinin kendi kendisine satması temsil edileni bağlamayacaktır (bak. 39 II 568). Bununla birlikte temsilcinin şartları olmadan kendi kendisiyle yaptığı sözleşme, büsbütün hükümsüz ve sonuç yaratmayan bir işlem değildir. Yetkisiz temsilcinin yaptığı sözleşmelere ilişkin Or. 38/BK. 38 bu durumda kıyas yoluyla uygulanır; temsil edilen yapılan işlemi sonradan onaylarsa sözleşme bütün sonuçlarını doğuracaktır (BGE. 63. II 175). “KANETİ, S. İsviçre Federal Mahkemesinin Borçlar Hukuku Kararları, s:64” – “Aynı doğrultuda: İsv. Fed. Mah. 30.9.1963 T. kararı KANETİ, S. age. s:65”

[405] Bknz: 11. HD. 19.10.1981 T. 4359/4309 “Davalılardan C. Y. davacı şirketin müdürü ve ortağı olup, imza sirkülerine göre şirketi diğer ortak R. K. ile birlikte temsil ve ilzama yetkili kılınmışlardır. Dava konusu bonolarda davacı şirket borçlu gösterilerek bunlar şirket adına davalı C. Y. ve R. K. tarafından şeklen ve hukuken geçerli bir şekilde imzalanmış bulunmaktadırlar. Bonolarda lehtar; şirket ortağı temsilcisi ve müdürü olan davalı C. Y. dir. Davada, şirketin C. Y.’a bir borcu bulunmadığı ve adı geçen davalının temsilcilik yetkisini aşarak şirketi borçluya gösterdiği nedenine dayalı olarak şirketin adı geçen davalıya borçlu bulunmadığını tesbiti ile bonoların iptali ve ödenen paraların istirdadı talep edilmektedir.

                Bonolar vadeden ve ödeme süresi geçtikten sonra diğer davalı Hasan’a ciro edilmiş olduğu suretle TTK.’nun 602. maddesi gereğince ciro adi temlik niteliğinde olacağından, davacının BK. 167/I. maddesi gereğince temlik edene karşı haiz olduğu def’ileri temellük eden durumunda bulunan davalı Hasan’a karşı da ileri sürerek işbu davayı açması mümkün bulunmuştur.

                Her ne kadar bonolarda iki temsilcinin imzası varsa da senetler, C. Y. lehine bir nitelik kazanmayacağından, bu durumda temsilcinin kendisiyle işlem yapmış olması hali sözkonusu olup, bunun geçerliliği üstünde durmak gerekir.

                Türk – İsviçre hukukunda temsilcinin sözleşmeyi kendi kendisiyle yapmasını yasaklayan açık bir hüküm yoksa da, öğreti ve uygulamada, kural olarak temsilcinin akdi kendi kendisiyle yapamaması kabul edilmektedir. Ancak buna da bazı istisnalar getirilmiş ve temsilcinin kendisiyle yaptığı sözleşmeye rıza gösterilmiş, icazet verilmiş veya temsil edilen kişi için bir zarara uğramak tehlikesi mevcut değil ise, sözleşmenin geçerliliği kabul edilmektedir (Prof. Dr. Feyzi N. Feyzioğlu, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, C:1, 1976, s:417 vd. – Prof. Dr. Esat Arsebük, Borçlar Hukuku, s:237 – Prof. Dr. Haluk Tandoğan, Borçlar Hukuku, Özel Borç İlişkileri, C:2, s:190 – Prof. Dr. Necip Bilge, Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, s:406 – Nihat Renda – Galip Onursal, Borçlar Hukuku, s:1015 ve 1049).

                Bu durumda ve kural olarak temsilcinin kendi ile sözleşme yapması geçersiz bulunmasına göre, sözleşmenin, dolayısıyla bonoların geçerli olduğunu diğer bir deyimle temsil edilenin (olayda davacı şirketin) izni bulunduğunu veya maddi bir zarara uğramadığını, binnetice olayda senetlerin geçerli ve gerçek bir borç için düzenlendiğini isbat külfeti, temsilci durumundaki davalı C. Y.’a düşmektedir.

                Olayda davanın bu özelliği üstünde durulmadan, dava konusu bonoların karşılıksız olduğunu isbat davacı tarafa yükletilerek ve davacının da bunu isbat edemediği kabul edilerek, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir (GÜRBÜZ, H. age. s:719).

[406] Bknz: Yuk. dipn. 405

[407] Bknz: 12. HD. 29.1.1986 T. 7275/937 (UYAR, T. İcra Hukukunda Kambiyo Senetleri, 2. Bası, s:719)

[408] Bknz: 12. HD. 18.9.1989 T. 1128/10767

[409] UYAR, T. Kambiyo Senetleri, 2. Bası, s:517

[410] Bknz: 12. HD. 18.10.2004 T. 16422/21274

[411] Bknz: 12. HD. 7.10.2004 T. 16712/21146; 16.9.2004 T. 14387/19311; 7.7.2004 T. 13627/17916

[412] Bknz: 12. HD. 1.10.2004 T. 15356/20847; 27.9.2004 T. 15767/20250; 12.4.2004 T. 3639/8837

[413] Bknz: 12. HD. 29.12.2003 T. 22601/26669

[414] Bknz: 12. HD. 13.11.2003 T. 19103/22457

[415] Bknz: 12. HD. 24.10.2003 T. 16891/20836

[416] Bknz: 12. HD. 10.10.2003 T. 15073/19722

[417] Bknz: 12. HD. 1.4.2003 T. 4140/6972

[418] Bknz: 12. HD. 11.3.2003 T. 2441/4926; 18.2.2003 T. 29533/2666; 6.6.2002 T. 11604/11993

[419] Bknz: 12. HD. 21.1.2003 T. 2002-29188/525; 8.10.2002 T. 18529/20218; 30.4.2001 T. 5977/7313 vb.

[420] Bknz: HGK. 18.12.2002 T. 12-1058/1064

[421] Bknz: 12. HD. 14.11.2002 T. 22237/23457

[422] Bknz: 12. HD. 8.10.2002 T. 18823/20293; 11.6.2001 T. 9465/10388

[423] Bknz: 12. HD. 9.7.2002 T. 14053/14926

[424] Bknz: 12. HD. 25.6.2002 T. 12302/13705

[425] Bknz: 12. HD. 21.6.2002 T. 11921/13403; 26.4.2002 T. 7489/8757; 29.3.2002 T. 5349/6559 vb.

[426] Bknz: 12. HD. 7.6.2002 T. 11099/12189; 29.5.2001 T. 8477/9551; 8.3.2002 T. 3111/4839 vb.

[427] Bknz: 12. HD. 2.5.2002 T. 8135/9177; 7.2.1995 T. 1575/1474

[428] Bknz: 12. HD. 11.6.2001 T. 9449/10378

[429] Bknz: 12. HD. 8.6.2001 T. 9276/10267

[430] Bknz: 12. HD. 29.5.2001 T. 8484/9558

[431] Bknz: 12. HD. 13.4.2001 T. 5346/6384

[432] Bknz: 12. HD. 26.10.2000 T. 15140/16067

[433] Bknz: 12. HD. 26.5.1999 T. 6216/6832; 26.2.1996 T. 2382/2403

[434] Bknz: 12. HD. 30.9.1998 T. 8998/9923; 2.2.1998 T. 1997-14753/596; 23.10.1997 T. 10061/11416 vb.

[435] Bknz: 12. HD. 30.10.1997 T. 11248/11831

[436] Bknz: 12. HD. 11.3.1997 T. 2396/2805

[437] Bknz: 12. HD. 1.5.1995 T. 6769/6719

[438] Bknz: 12. HD. 14.3.1995 T. 2994/3472

[439] Bknz: 12. HD. 6.2.1995 T. 1420/1408; 25.1.1994 T. 606/858

[440] Bknz: 12. HD. 2.6.1994 T. 6864/7254

[441] Bknz: 12. HD. 27.12.1993 T. 15901/20222

[442] Bknz: 12. HD. 21.9.1993 T. 9707/13804

[443] Bknz: 12. HD. 11.5.1993 T. 4335/8808

[444] Bknz: 12. HD. 5.11.1992 T. 6105/13182; 17.5.1991 T. 1990-13247/6263

[445] Bknz: 12. HD. 22.6.1992 T. 1294/8478; 18.6.1984 T. 5400/7726

[446] Bknz: 12. HD. 25.5.1992 T. 1991-14062/7143

[447] Bknz: 12. HD. 3.4.1990 T. 1989-10946/3801; 15.6.1989 T. 512/9039

[448] Bknz: 12. HD. 2.3.1990 T. 1989-9023/2056

[449] Bknz: 12. HD. 11.4.1989 T. 3601/5171

[450] Bknz: 12. HD. 27.10.1988 T. 8283/12151; 12.6.1980 T. 3697/5118

[451] Bknz: 12. HD. 21.12.1987 T. 1660/13458; İçt. Bir. K. 11.12.1957 T. 17/29

[452] Bknz: 12. HD. 30.3.1987 T. 1986-8514/4293

[453] Bknz: 13. HD. 20.11.1986 T. 4796/5742

[454] Bknz: 12. HD. 21.10.1985 T. 2388/8399

[455] Bknz: 12. HD. 29.1.1985 T. 1984-11482/510

[456] Bknz: 12. HD. 18.6.1984 T. 5400/7762

[457] Bknz: 12. HD. 28.10.1985 T. 3006/8708

[458] Bknz: 12. HD. 31.3.1983 T. 1472/2470

[459] Bknz: 12. HD. 30.3.1981 T. 1117/3126

[460] Bknz: 12. HD. 16.1.1980 T. 9935/126; 16.4.1979 T. 3185/3527

[461] Bknz: 12. HD. 8.6.1978 T. 5393/5394

[462] Bknz: İİD. 20.3.1958 T. 1820/1745

[463] Bknz: 12. HD. 7.7.2003 T. 13253/15956

[464] Bknz: 12. HD. 8.5.2003 T. 7921/10410; 24.4.1986 T. 1985-11029/4816

[465] Bknz: 12. HD. 26.9.2002 T. 17586/18715

[466] Bknz: 12. HD. 10.4.2001 T. 5208/6114

[467] Bknz: 12. HD. 12.5.2000 T. 7021/7897

[468] Bknz: 12. HD. 26.3.1997 T. 3402/3745

[469] Bknz: 12. HD. 13.2.1990 T. 1989-9547/1100

[470] Bknz: 12. HD. 17.9.1987 T. 1986-11981/8958

[471] Bknz: 12. HD. 25.2.1988 T. 1987-4317/2055; 29.12.1986 T. 4517/15304

[472] Bknz: 11. HD. 31.10.1986 T. 4153/5657

[473] Karş: İİD. 25.6.1968 T. 6562/5579

[474] Bknz: 12. HD. 30.6.1977 T. 2444/2453

[475] Bknz: 12. HD. 20.4.1976 T. 2418/4834; HGK. 26.2.1975 T. 1973-İc. İf  409/242; 12. HD. 11.11.1974 T. 9549/9718

[476] Bknz: 12. HD. 27.3.1980 T. 1036/2875

[477] Bknz: 12. HD. 11.12.1979 T. 9810/9479

[478] Bknz: 12. HD. 4.5.1981 T. 2670/4411; 27.6.1980 T. 4177/5639

[479] Bknz: 12. HD. 15.1.1986 T. 6704/225

[480] Bknz: 12. HD. 19.12.1978 T. 9887/10458

[481] Bknz. 12. HD. 14.12.1987 T. 14236/12948

[482] UMAR, B. ag. tahlil (İHFM. 1968/3-4), s:348

[483] POSTACIOĞLU, İ. age. s:205 – POSTACIOĞLU, İ. Borç İkrarını İhtiva Eden Senede, Borcun Bir Kısmının Ödendiği Hakkında Sonradan Eklenen İbarelerin Senedin İsbat Kuvvetine Tesiri (İz. Bar. D. 1983/3, s:25)

[484] KURU, B. İlamsız İcrada Zamanaşımının İleri Sürülmesi (BATİDER, 1986, C:XIII, S:33-4, s:96) – UYAR, T. İtiraz, 2. Bası, s:93

[485] Bknz: 12. HD. 15.3.1995 T. 3242/3542 (UYAR, T. Gerekçeli İçtihatlı İİK. C:1, s:980 vd.) – 10.3.1986 T. 2514/2523; 31.3.1986 T. 9598/3536; 6.5.1980 T. 1986/4023 (UYAR, T. Haciz, 2. Bası, s:112 vd.)

[486] UYAR, T. 4949 sayılı 17.7.2003 tarihli ve 5092 sayılı 12.2.2004 tarihli ‘İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ların Getirdiği Yenilikler (Manisa Bar. D. 2004/2 Ekim, s:25 – Tür. Bar. Bir. D. Kasım/Aralık–2003, s:168 vd.)

[487] KURU, B. agm. s:96

[488] Bknz: 12. HD. 19.6.1979 T. 5483/5620

[489] Bu konuda ayrıntılı bilgi için bknz: KURU, B. İlamsız İcrada İcra Dairesinin Yetkisine İtiraz (İBD. 1986/7-8-9, s:424 vd.) – ÜSTÜNDAĞ, S. İlamsız İcrada İcra Dairesinin Yetkisine İtiraz (İBD. 1986/10-11-12, s:613 vd.)

[490] Bknz: 12. HD. 15.5.2001 T. 7746/8569; 8.6.1989 T. 13761/8552

[491] KURU, B. agm. s:428 vd. – ÜSTÜNDAĞ, S. agm. s:622 vd.

[492] Bknz: 12. HD. 25.11.1998 T. 12764/13439; 22.3.1994 T. 3570/3685

[493] Bknz: 12. HD. 19.6.1986 T. 13179/7093; 21.3.1983 T. 955/2076; 23.10.1979 T. 7497/8162

[494] POSTACIOĞLU, İ. age. s:161 vd. – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:120 – PEKCANITEZ, H. / ATALAY, O. / ÖZCAN, M. S. / ÖZEKES, M. age. s:119 vd.

[495] KURU, B. age. C:1, s:380 – KURU, B. El Kitabı, s:263

[496] Bknz: HGK. 12.4.1967 T. İc. İf. – 1246/199 – 7.10.1965 T. 107701/10831

[497] POSTACIOĞLU, İ. İcra ve İflas Kanununun Muaddel Hükümlerine Göre Menfi Tesbit Davası (İHFM. 1967/2-4, s:825)

[498] KURU, B. age. s:382

[499] Bknz: 12. HD. 2.12.1994 T. 15397/15388; 30.1.1986 T. 7620/983; 9.2.1988 T. 2981/1163

[500] Bknz: 12. HD. 9.2.1988 T. 2981/1163 – 13. HD. 3.3.1987 T. 421/1249

[501] Bknz: 12. HD. 16.11.1992 T. 7151/14081

[502] Karş: KURU, B. El Kitabı, s:269 – Aynı doğrultuda: Bknz: 12. HD. 26.11.1997 T. 12996/13230

[503] Bknz: 12. HD. 11.5.1999 T. 5705/6109; 13.4.1999 T. 4302/4680; 6.3.1997 T. 2205/2652

[504] Bknz: 12. HD. 18.2.2002 T. 2393/3469

[505] Bknz: 12. HD. 17.1.1985 T. 15242/238

[506] Bknz: Aynı görüşte. SUNAR, G. İcra Hukukunda  İcra Tazminatı , s:71 vd. – KURU, B. El Kitabı, s:265

[507] Karş: 12. HD. 18.12.2003 T. 21853/25776; 28.5.2001 T. 8512/9479; HGK. 19.4.1995 T. 12-296/404

[508] Bknz: 12. HD.19.4.2004 T. 4547/9696; 7.11.2003 T. 18751/21921; 21.4.2003 T. 5439/8872 vb.

[509] Bknz: 12. HD. 22.6.2004 T. 12489/16490; 18.9.2003 T. 13947/17921; 2.5.2003 T. 7102/9933 vb.

[510] Bknz: 12. HD. 28.5.2004 T. 9744/13580; 19.1.2004 T. 2003-23266/489; 4.7.2003 T. 13451/15988 vb.

[511] Bknz: 12. HD. 12.4.2004 T. 4820/8915

[512] Bknz: 12. HD. 2.4.2004 T. 3405/7957

[513] Bknz: 12. HD 1.4.2004 T. 3143/7844; 25.2.1993 T. 1992-14500/2100

[514] Bknz: 12. HD. 16.2.2004 T. 2003-25517/2845; 27.1.2004 T. 2003-27654/1493; 19.12.2003 T. 21089/25960 vb.

[515] Karş. 12. HD. 22.1.1991 T. 1990-7231/493

[516] Bknz: 12. HD. 9.2.2004 T. 2003-25238/2125

[517] Bknz: 12. HD. 18.12.2003 T. 21853/25776; 28.5.2001 T. 8512/9479; 20.10.2000 T. 14449/15501 vb.

[518] Bknz: 12. HD. 11.12.2003 T. 20407/24420; 7.11.2003 T. 18373/21979; 30.6.2003 T. 12310/15488 vb.

[519] Karş: 12. HD. 26.11.1997 T. 12996/13230

[520] Bknz: 12. HD. 1.7.2003 T. 11919/15722

[521] Bknz: 12. HD. 21.3.2003 T. 1826/6025

[522] Bknz: 12. HD. 4.3.2003 T. 1716/4099; 4.6.2002 T. 10898/11862; 23.1.2001 T. 74/913

[523] Bknz: 12. HD. 19.2.2003 T. 25658/3266

[524] Bknz: 12. HD. 28.1.2003 T. 2002-28164/1267; 30.6.2004 T. 13198/17284

[525] Bknz: 12. HD. 24.6.2002 T. 12391/13513

[526] Bknz: 12. HD. 14.6.2002 T. 11109/12847; 24.10.2000 T. 15010/15830; 4.11.1999 T. 11896/13473 vb.

[527] Bknz: 12. HD. 8.4.2002 T. 5458/7266; 6.5.1999 T. 5276/5877

[528] Bknz: 12. HD. 28.9.2000 T. 12605/13848; 30.11.1992 T. 6227/15146

[529] Bknz: 12. HD. 19.4.1999 T. 4771/4978; 1.11.1996 T. 12434/13422; 12.6.1995 T. 8852/8640 vb.

[530] Bknz: 12. HD. 1.10.1998 T. 9041/9981

[531] Bknz: 12. HD. 24.9.1998 T. 8636/9582; 3.12.1991 T. 4805/12716

[532] Bknz: 12. HD. 11.11.1997 T. 12320/12606; 16.6.1994 T. 7806/8093

[533] Bknz: 12. HD. 6.11.1997 T. 11485/12396

[534] Bknz: 12. HD. 9.6.1997 T. 6387/6748

[535] Bknz: 12. HD. 15.11.1995 T. 15500/16008

[536] Bknz: 12. HD. 20.12.1994 T. 15700/16447; 5.7.1994 T. 8991/9154

[537] Bknz: 12. HD. 13.6.1994 T. 7513/7808; 19.10.1987 T. 1986-14179/10391

[538] Bknz: 12. HD. 8.7.1992 T. 2304/9392

[539] Bknz: 12. HD. 11.2.1991 T. 1990-8217/1533

[540] Bknz: 12. HD. 5.3.1990 T. 1989-9023/2056

[541] Bknz: 12. HD. 6.11.1989 T. 4232/13372

[542] Bknz: 12. HD. 12.10.1989 T. 2668/12158; 14.9.1982 T. 6117/6430

[543] Bknz: 12. HD. 28.2.1989 T. 1988-7176/2840; 22.9.1987 T. 1986-12733/9180

[544] Bknz: 12. HD. 6.6.1988 T. 1987-10189/7371

[545] Bknz: 12. HD. 8.5.2001 T. 7169/7975

[546] Bknz: 12. HD. 14.11.2000 T. 16792/17377; 2.5.2000 T. 6673/7110; 28.12.1989 T. 12957/16149

[547] Bknz: 12. HD. 18.6.1998 T. 6890/7441

[548] Bknz: 12. HD. 15.2.1992 T. 9318/16368; 29.9.1992 T. 3527/10990

[549] Bknz: 12. HD. 29.7.1983 T. 4386/5827

[550] Bknz: 12. HD. 26.9.1996 T. 10895/11206; 5.11.1992 T. 6113/13189

[551] Bknz: 12. HD. 28.3.2002 T. 5843/6308; 11.11.1997 T. 12320/12606; 19.3.1997 T. 3101/338

[552] Bknz: 12. HD. 17.10.1994 T. 12944/12383; 14.2.1986 T. 6430/1968

[553] Aynı görüşte; KURU, B. age. C:1, s:334 – KİRAZ, T. age. s:126

[554] Aynı doğrultuda; Bknz: 12. HD. 13.3.1989 T. 7911/3501

[555] Karş: POSTACIOĞLU, İ. age. s:198

[556] Bknz: 12. HD. 11.5.1987 T. 10036/6315; 5.5.1986 T. 11175/5322

[557] Bknz: 12. HD. 12.2.1990 T. 12746/1057

[558] Bknz: 12. HD. 20.10.1994 T. 12258/12610

[559] Bknz: 18. HD. 19.4.2004 T. 2391/3160; 25.6.1990 T. 9571/5935

[560] Aynı görüşte: SUNAR, G. age. s:141

[561] Bknz: 12. HD. 18.12.1997 T. 13914/14238 – 6.11.2003 T. 18442/21823

[562] Bknz: 12. HD. 23.9.1993 T. 9733/13937

[563] Aynı görüşte: SUNAR, G. age. s:75 – KURU, B. El Kitabı, s:267

[564] Bknz: Yuk. dipn. 508 civarı

[565] Bknz: Yuk. dipn. 551 civarı

[566] Bknz: Yuk. dipn. 557 civarı

[567] Bknz: Yuk. dipn. 558 civarı

[568] Bknz: Yuk. dipn. 559 civarı