GENEL HACİZ YOLU İLE

İLAMSIZ TAKİPLERDE

“İTİRAZ ŞEKLİ”, “İTİRAZ YERİ” ve “İTİRAZ SÜRESİ”

(İİK. mad. 62)

 

§ 1. İTİRAZ ŞEKLİ

T

akibe (ödeme emrine) itiraz yazılı (dilekçe ile ) ya da sözlü olarak ya­pılır[1] (İİK. mad. 62/I. c.l).*

I-a-İtirazın yazılı yapılması halinde, bu hususta belirli sözcüklerin kullanılması­na gerek yoktur. Borçlunun; «borçlu değilim», «borcum yoktur», «alacaklının takibe yetkisi yoktur», «senet sahtedir», «itiraz ediyorum» vb. şeklinde itiraz istemini dile geti­ren sözcüklerin kullanılması yeterlidir. Bu konuda, kullanılan sözcüklerin sözlük anla­mına bakılmayıp, onu kullanan kişinin gerçek maksat ve isteği gözönünde tutulmalıdır. Bu nedenle, İsviçre Federal Mahkemesinin, «halen hiçbir şeyim olmadığı ve ödeme gü­cüne sahip bulunmadığım için itiraz ediyorum», «itiraz ediyorum ancak ödeme gücüm olduğu zaman borcumu ödeyeceğim» şeklinde bildirimleri, geçerli bir itiraz olarak ka­bul etmeyen içtihatları[2] yerindedir.

Borçlunun dilekçesinden genel olarak «itiraz iradesi» çıkarılabilen durumlarda, bu­nu geçerli bir itiraz olarak kabul etmek gerekir. Bu konuda, kuşkuya düşülmesi ha­linde, borçlu lehine hareket edilmelidir. Çünkü, itirazın geçerli sayılmaması halinde, borçlu borcu kabul etmiş sayılacağından, borçlunun çıkarı, alacaklınınkine göre daha çok korunmaya değer olduğundan, borçlunun pek açık olmayan bildirimlerini geçerli bir itiraz bildirimi olarak kabul etmek yerinde olur.[3] Yüksek mahkemenin “borçlunun ‘ipotek limitine itirazları bulunmadığını, limitten fazla takip yapılamayacağına’”[4] dair olan beyanını geçerli bir itiraz olarak kabul eden görüşü yerinde olduğu gibi, borçlu vekilinin “borçtan sorumlu olmadıklarına” dair beyanı da geçerli bir “borca itiraz” sayılır.[5] Buna karşın borçlunun icra dairesine vermiş olduğu dilekçede ‘ödeme emrine itirazımdır’ şeklinde ibare kullanılmış olmasına rağmen, dilekçenin içeriğinden borcun kabul edilerek taksitle ödeme teklifinde bulunulduğunun anlaşılması halinde[6] ya da borçlunun icra dairesine verdiği dilekçe içeriğinden borçlunun mal beyanında bulunmuş olduğunun anlaşıldığı durumlarda,[7] geçerli bir itirazdan bahsedilemez…

Yasal olarak belirli bir şekle bağlanmamış olan «itiraz dilekçesinde”, borçlunun im­zası yer almamışsa, yapılan itiraz geçerli midir? Doktrinde[8], «borçlunun imzasını taşımayan itiraz dilekçelerinin de geçerli olacağı» kabul edildiği gibi Yargıtay[9] da bu konudaki içtihatlarında «imzasız itiraz dilekçelerinin geçerli olacağını ancak bu noksa­nın tamamlatılması gerektiğini» belirtmiştir. Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri G. Müdür­lüğü de 8.1.1972 T. ve 3/1-721 sayılı -pek çok yönleri ile pratik olmayan ve eleştirmeye müsait- «İcra ve İflâs Dairelerine Yazılı Başvurmalar Hakkında»ki m ü t a l â a  s ı n ­d a[10], “icra dairelerine yapılan yazılı başvurmalarda, yazı altındaki imzanın ilgilisine ait olup olmadığı konusunun icra ve iflâs memurlarınca doğrudan doğruya araştırılması zorunluluğunu” öngörmüştür.

Alacaklı, «itiraz dilekçesi altındaki imzanın borçluya ait olmadığını» iddia ve ispat edemez[11]

Yüksek Mahkeme, «imza bilen borçlunun, mühürlü dilekçe ile borca itiraz etmiş olmasının, itirazı geçersiz kılmayacağını»[12] ve “itiraz dilekçesinde, alacaklının adının yanlış yazılmış olmasının itirazı hükümsüz hale getirmeyeceğini”  belirtmiştir.

İtiraz dilekçesinin, icra memuruna havale ettirilip, icra tutanağına yazdırılmış olması (İİK. mad. 8/1, Yön. mad. 20) gerekir. Aksi takdirde, alacaklının bu yöne ilişkin itirazı (şikayeti) üzerine borçlunun itiraz dilekçesi geçerli kabul edilmez[13]. Çünkü «ödeme emrine itiraz tarihi», «itiraz dilekçesinde yazılı olan tarih» olmayıp, «bu dilekçenin icra tutanağına geçirildiği tarih»tir[14]. Yüksek mahkeme “icra müdürünün, itiraz dilekçesine muhabere numarası koymakla yetinip, yazısının altını imzalamış olmasının borçlu aleyhine yorumlanamayacağını”[15]  belirtmiştir.

b- İtiraz sözlü olarak yapılırsa, bu beyan icra müdürü tarafından tutanağa ge­çirilir[16] ve altı ilgililerce -borçlu ya da vekili, icra müdürü ya da muavini veya katip ta­rafından- imzalanır (İİK. mad. 8/1). Bu nedenle, telefonla yapılan itiraz geçerli olmaz.

II-İtiraz, ister dilekçe ile yazılı olarak ister sözlü olarak yapılsın harca bağlı değil­dir.[17] Bugünkü sistem -eski Harçlar Kanunu  zamanında, dilekçeler «kaydıyle pulu»na bağlı idi- yani «borçlunun itirazından harç alınmaması», teorik ilkelere uygundur.Gerçekten, alacaklı, borçlu olarak nitelediği kimse hakkında takip talebinde bulunmuş ve ona ödeme emri göndertmiştir. Bunun için alacaklının bir senet bile göstermesine gerek yoktur. Borçlu olarak nitelendirilen kimsenin gerçekte borçlu olup olmadığı he­nüz belli değildir. O kimse, borçlu olduğu anlaşılmadan, kendisine karşı yapılan takibe «gidersiz olarak» itiraz edebilmelidir. Eğer o kimse gerçekten borçlu ise, takip sonunda zaten yeterince «başvurma harcı, tahsil harcı ve takip gideri» ödeyecektir. Fakat borçlu olduğu anlaşılmadan, o kimseden Devlet az da olsa «harç» almamalıdır[18]. Bu nedenle, maddenin 1. fıkrasının ikinci cümlesinde geçen «harç» kelimesinin bugün için bir anla­
mı kalmamış olduğundan 538 sayılı Kanunun  hazırlık çalışmaları sırasında maddede geçen «harç» sözcüğünün çıkarılmasına ilişkin önerinin[19] benimsenmemesi doğru olmamıştı.[20] Maddenin birinci fıkrasındaki “harç” sözcüğü nihayet 4949 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sırasında maddeden çıkarılabilmiştir.

III-İtiraz telgrafla da yapılabilir[21]. Bu durumda, telgrafın postaya verildiği tarihte değil, telgrafın icra dairesine ulaştığının icra tutanağına yazıldığı (işlendiği) tarihte, ödeme emrine itiraz edilmiş kabul edilir.

IV-İtirazın geçerli sayılabilmesi için, borçlunun “itiraz sebeplerini” de, itirazında belirtmesi zorunlu değildir[22]. Borçlunun kısaca «hakkımdaki takibe itiraz ediyorum»şeklindeki beyanı yeterli ve geçerlidir.

Borçlu takip konusu yapılan faiz miktarına (oranına) süresi içinde borca itirazda bulunarak karşı koyabilir (ve kesinleşen takibin şikayet yolu ile iptalini isteyemez).[23] Keza, borçlu “faize faiz yürütemeyeceği” hususunu da “borca itiraz” yoluyla ileri sürebilip, takip kesinleştikten sonra “şikayet” yoluyla ileri süremez.[24]

“Yetki itirazı”nda bulunan borçlu, “birden fazla icra dairesinin yetkili olduğunu” bildirebilir[25] ancak yetki itirazının geçerli olabilmesi için, esas hakkındaki itirazla birlikte yapılması gerekir.[26]

V-Borçlu eğer i m z a 'ya itiraz etmek istiyorsa, «imzanın kendisine ait olmadığını a y ­r ı c a  ve a ç ı k ç a» bildirmek zorundadır (İİK. mad. 60/3; 62/V)[27]. Ayrıca ve açıkça yapılmayan “imza itirazı” geçersiz olur ve bu durumda borçlu “borca itiraz” etmiş sayılır.[28]

Borçlunun “borcum yoktur, senet vermedim, senet sahtedir” ş e k -  l i n d e k i itirazları ‘imza inkarı (itirazı)’ niteliğini taşımaz.[29] [30]

Yüksek mahkeme borçlu vekillerinin “imzanın müvekkillerimizin mirasbırakana ait olup olmadığı bilinmemektedir”.[31]  ş e k l i n d e k i itirazları ile borçlunun “senette imzası bulunmadığını”[32] belirten itirazını ‘imza inkarı (itirazı)’ olarak değerlendirmemiştir…

Fakat yüksek mahkeme;

-“ ‘Senette imzası bulunanların şirketi temsilen senet düzenlemeye yetkileri olduğunu ancak senetteki imzaların kendilerine ait olmadığı’nı ileri sürmelerinin ‘imza inkarı’ sayılacağını”[33]

-“Takip dayanağı senetteki imzalar müvekkilim şirkete ait değildir. Yani senetteki imzaları inkar etmekteyiz’ şeklindeki itirazın ‘imza inkarı’ sayılacağını”[34]

-“Borçlu kooperatif vekilinin; ‘senetteki imza müvekkilime ait değildir. Ticaret Sicil Memurluğundaki dosyada kooperatifin temsil şekli ve imza sirküleri vardır. Yetkili temsilci de belirtilmiştir’ şeklindeki itirazın ‘imza itirazı’ sayılacağını”[35]

-“Böyle bir borcumuz yoktur, bilakis alacaklıyız. Müvekkilim (kooperatif) senet imzalamamıştır. İmza kendisine ait değildir’ şeklindeki itirazın ‘imza itirazı’ sayılacağını”[36]

-“ ‘Senetteki imzanın, şirketi ilzama yetkili kişi tarafından atılmadığının’ ileri sürülmesinin ‘imza inkarı’ sayılacağını”[37]

-“ ‘Senetteki imzaların, şirketi temsil edenlere ait olmadığının, imzaların sahte olarak atıldığının’ ileri sürülmesinin ‘imza inkarı’ sayılacağını”[38]

-“Borçlunun  ‘senet  altındaki imzanın kendisine, mirasbırakanına, vekiline, temsilcisine ait olmadığını’ ileri sürmesinin ‘imza inkarı’ sayılacağını” [39]

-“Borçlunun ‘borcum yoktur, senet imza etmedim’ şeklindeki itirazın ‘imza inkarı’ sayılacağını”[40]

kabul etmiştir…

            Ayrıca belirtelim ki, ödeme emrinin tebliğinden önce sadece ‘borca itiraz’ etmiş olan borçlu, ödeme emrinin tebliğinden sonra ‘imzaya itiraz’ edebilir…[41]

VI-İtiraz ehliyeti: Ödeme emrine itiraza hakkı olan kimse, kendisine «ödeme emri tebliğ edilmiş» olan kimsedir. Başka bir deyişle, «ödeme emrine itiraz»dan bahsedebilmek için, «ödeme emrinin tebliğ edilmiş olması» gerekir. Hakkında takibe geçildiğini öğrenen borçlu bu aşamada -yani, alacaklının «takip talebi»nden sonra fakat, kendi-
sine «ödeme emri» tebliğ edilmeden önce- yapılan takibe itiraz edemez mi? Yüksek
mahkeme[42] -daha sonra kendisine ödeme emri tebliğ edilmesi koşuluyla- bu aşama­da borçlunun yapacağı itirazın «geçerli olduğunu» kabul etmiştir. Pratik gereksinme­lerle, biz de bu uygulamayı tasvip ediyoruz…[43] [44]

Ödeme emrine itiraz edecek olan kimse, «takip ehliyeti»[45] ne sahip olmalıdır.

Bir «hukuki işlem» olan i t i r a z’ın geçerliliği için, borçlunun «medeni hakları kullanma ehliyeti» (eylem «takip» ehliyeti)'ne sahip olması gerektiğinden, «sezgin kü­çükler», haklarında yapılan takibe geçerli olarak itirazda bulunamazlar[46]. Çünkü, «ta­kibe itiraz», MK. mad. 16/II'de sözü geçen «ivazsız işlemler» kavramına girmez.[47] Gerçekten, takibe itiraz halinde alacaklı, «itirazın kaldırılmasını icra mahkemesinden is­teyebileceği gibi (İİK. mad. 68, 68 a), «itirazın iptali»ni mahkemeden de isteyebilir (İlK. mad. 67). Her iki varsayımda da, itirazın haksız olarak yapılmış olması hali, borç­luyu yükümlülük -karşı taraf yararına 'yargılama gideri' ve 'yüzde kırktan aşağı olma­mak üzere inkâr tazminatı' ödeme yükümlülüğü- altına sokar. Bu nedenle,  i t i r a z  MK. mad. 16/II'de yazılı olan işlemler dışında kalır. Sonuç olarak ;

a-Küçüğün yasal temsilcisine tebliğ edilmiş bulunan ödeme emrine, küçük tarafın­dan geçerli olarak itirazda bulunulamaz. Küçük tarafından yapılan itiraz, ancak, yasal temsilcinin izni de eklendiği takdirde geçerli olur. Bu nedenle, bu izin (icazet) henüz verilmemişse, alacaklı, MK. mad. 394'e göre, «yasal temsilciye bir süre vermek ya da verdirmek» suretiyle «gerekli izni bildirmesini ve aksi takdirde, itirazın geçersiz sayıla­rak takibe devam edilmesini» icra dairesinden isteyebilir. Ancak, «sezgin küçük» tara­fından yapılmış olan itirazın hükümsüzlüğüne ilişkin karar verilmedikçe, yasal temsilci tarafından sonradan verilecek iznin geriye etkili olmak üzere, itiraza geçerlik kazandı­racağını kabul etmek gerekir.[48]

b-Küçüğün borcu için düzenlenen ödeme emri, küçüğe tebliğ edilmişse, ödeme emrinin bu şekilde yasa hükümlerine aykırı olarak düzenlenme ve tebliği yasal temsilci­nin şikayetine yol açar.[49]

Yukarıda belirtilen «küçük»ler gibi, «kısıtlı»lar da, haklarında yapılan takibe itiraz edemezler, bunlar adına vasi’lerinin itiraz etmesi gerekir.[50]

Fakat, sınırlı ehliyetliler özellikle «sulh hukuk mahkemesi tarafından bir meslek ve sanatla uğraşmasına izin verilmiş olan» vesayet altındaki kimseler (MK. 396; 405/7) ile velayet altındaki çocuklar (MK. 269, 284, 296). -yapmalarına izin verilen bu meslek ve sanatla ilgili takipler bakımından- «takip ehliyeti»ne sahip olduklarından, haklarında yapılan takiplere itiraz edebilirler.

VII-Kendisine ödeme emri gönderilen borçlu, bu ödeme emrine  i -  t i r a z  e t m e d e n  ya da  i t i r a z  e t t i k t e n  s o n r a  ölürse takibe kimler hakkında ve nasıl devam edilecektir?[51]

VIII- Ödeme emrine itirazın geçerli olabilmesi için, borçlunun ayrıca «itirazın(ın) alacaklıya tebliği giderini de vermesi» gerekli (zorunlu) değildir[52] (İlK. mad. 62/II).

Daha önce, İcra ve İflâs Kanununun 62/II. maddesinde yer alan - «takibe itiraz eden borçlunun, itirazla birlikte tebliğ masrafını ödememiş olması halinde, itiraz etmemiş sayılacağına» dair- hüküm, 3222 sayılı kanun ile kaldırılmıştır,

Fakat, takibe itiraz edildiği hususunun alacaklıya bildirilmesi gerekir. Bu bildirim, alacaklının açacağı «itirazın iptali davası» (İİK. mad. 67/I) veya icra mahkemesine yapacağı «itirazın kaldırılması» (ÎİK. mad. 67/IV) konusundaki başvuruya başlangıç teşkil ede­cektir. Başka bir deyişle, itirazın iptali davasının bağlı olduğu bir yıllık ve itirazın kaldı­rılması isteminin bağlı olduğu altı aylık hak düşürücü süreler, «itirazın alacaklıya tebliği ile» işlemeye başlayacaktır. İİK. mad. 62/II’de «takibe itiraz edildiği» hususunun 'borç­lunun yatırdığı' veya 'alacaklının yatırdığı' avanstan karşılanmak suretiyle üç gün içinde bir muhtıra ile alacaklıya bildirileceği -3222 sayılı Kanun ile 1985 yılında- öngörülmüştü. Bu düzenleme, bu hükmü uygulanamaz hale getirmişti. Çünkü, icra müdürü, takip talebinde bulunan alacaklıdan «borçlunun 62. maddeye göre yapacağı itirazın kendisine tebliği masrafını avans olarak» -İİK. mad. 59/I uyarınca- isteyince, alacaklı «aynı yükümlülüğün, İİK. mad. 62/II'de borçlu için öngörüldüğünü» hatırlatarak, bu tebliğ giderini peşin olarak vermekten ka­çınmaktaydı. Bu tebliğ gideri, itirazda bulunan borçludan talep edilince de, borçlu «bu yükümlülüğün İİK. mad. 59/I'de alacaklı için öngörüldüğünü» icra müdürüne hatırlata­rak, bunu vermekten kaçınmaktaydı. Belirttiğimiz şekilde,  u y g u l a m a d a  ne İİK. mad. 59/I hükmü ve ne de İİK. mad. 62/II hükmü icra müdürleri tarafından işletilememekteydi. Her ne kadar yüksek mahkeme[53], bu konudaki içtihatlarında «itirazın tebliğ giderinin ala­caklının -İİK. mad. 59/I uyarınca- yatırdığı avanstan karşılanacağını» belirtmişse de, alacaklıyı bu avansı yatırmaya zorlayıcı bir hüküm yasada yer almadığından, İİK. mad. 59/I hükmü maalesef her takipte uygulanamamaktaydı. 4949 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanununda Değişiklik yapılırken bu konu yeniden gündeme gelmiş ve “itirazın alacaklıya tebliği giderinin, borçlunun yatırdığı avanstan karşılanacağına” dair hüküm, maddeden çıkarılmıştır.

IX- «Takip ehliyeti» ('medeni hakları kullanma ehliyeti', 'eylem ehliyeti', 'fiil eh­liyeti') ne sahip olan borçlunun kendisi ödeme emrine itiraz edebileceği gibi, vekili (avukatı) vasıtasıyla da, ödeme emrine itiraz edebilir. Buna karşın, “takibe taraf olmayan üçüncü kişiler” takibe itiraz edemezler.[54] Borçlu mirasbırakanın sağlığında sadece “imza inkarı”nda bulunduğu takipte, takibin yöneltildiği mirasçıları “zamanaşımı itirazında” bulunamayacakları gibi, “senedin, teminat senedi olduğu” iddiasında da bulunamazlar.[55]

Yargıtay[56], «özel yetki» verilmemiş olsa bile (HUMK. 63), «genel vekaletname» ile, vekilin takibe itirazda bulunabileceğini kabul etmiştir[57]. Ancak, borçlunun verdiği «vekaletname»nin mutlaka, itirazdan önceki bir tarihte verilmiş olması gerekli değildir.[58] HUMK. mad. 67 hükmü, nasıl «sonraki tarihli vekaletname» ile işlem yapılmasına izin vermekte ise, aynı kolaylığı burada da borçlu vekiline (temsilcisine) tanımakta bir sakın­ca yoktur.[59]

Borçlu adına itirazda bulunacak kişinin, eğer takibin yapıldığı icra dairesi, baro çev­resinde ise, avukat olması gerekir. Çünkü, itirazda bulunmak, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 35. maddesi anlamında «sadece avukatların yapabileceği» işlerdendir.[60] [61]

Takibe itiraz eden vekilin, itirazla birlikte vekaletnamesini de icra dairesine vermesi gerekir. Avukatın vekaletnamesini eklemeden, ödeme emrine itiraz etmesi halinde, «ve­kaletnamesini ibraz etmesi için» kendisine uygun bir süre verilmesi, bu süre içinde ve­kaletnamenin verilmesi halinde itirazın geçerli, aksi halde, geçersiz sayılması gerekir.[62] İtiraz dilekçesine eklenen vekaletnamenin harçlandırılmamış olması, itirazı geçersiz kılmaz.[63] Yüksek mahkeme, “vekaleten takibe itiraz eden avukatın, itiraz dilekçesine başkasına ait vekaletnameyi eklemiş olmasının itirazı geçersiz kılmayacağını”[64] belirtmiştir. Vekil sıfatıyla vekaletnamesini de ekleyerek, takibe itiraz eden vekilin “vekaletnamesinin geçersiz olduğu” alacaklı (vekili) tarafından ileri sürülemez.[65]

Avukat stajyerleri, avukat yanında staja başladıktan üç ay sonra, avukatın yazılı onayı ile ve onun gözetimi altında icra ve iflâs dairelerinde görülen işlerde vekalet ala­bileceklerinden (Av. K. 26) üç ay sonra borçlu vekili olarak, ödeme emrine itiraz ede­bilirler[66].

Ticari temsilci avukat olmasa bile, temsilcisi olduğu kurumun gayesine dahil işlemler için, icra dairesinde borca itirazda bulunabilir.[67]

X- Tüzel kişiler aleyhine yapılan takiplerde, borçlu tüzel kişinin organı (temsilcisi) ödeme emrine itiraz edebilir.[68] İtiraz eden kişiden, borçlu tüzel kişinin temsilcisi ol­duğuna dair yetki belgesini göstermesi istenir.[69] Tüzel kişinin birden fazla temsilcisi olup, bunlar ancak müşterek imza ile tüzel kişiyi temsil edebiliyorlarsa, temsilcilerden birisi (ya da; üç imza ile temsil edilebilen bir tüzel kişiyi, iki temsilci), tüzel kişi adına,
ödeme emrine itiraz etmişse, bu itiraz geçerli olacak mıdır? Yüksek mahkeme[70] -oldukça eski tarihli- içtihatlarında «tüzel kişinin temsilcilerinden birisinin yaptığı itira­zın geçerli olmayacağını, ancak ödeme emrinin tebliğinden haberi olmayan diğer temsil­ci veya temsilcilerin, gecikmiş itiraz (İİK. mad. 65) yoluna başvurabileceklerini» belirt­miştir. Doktrinde[71], bu uygulama eleştirilmiş ve «bir temsilcînin, ödeme emrine yalnız başına itiraz edebileceği» ileri sürülmüştür. Kanımızca, «imzasız itiraz dilekçesi» -yu­karıda, açıklama : I-a'da «dipn. 4, 5 civarında» belirttiğimiz gibi- geçerli olduğundan, tüzel kişinin temsilcilerinden sadece birisinin (veya ikisinin) imzasını içeren itiraz dilek­çesini imza (temsil) eksikliğinin verilecek süre içinde giderilmesi koşuluyla geçerli
saymak daha doğru olur... Yüksek mahkeme[72] de, yeni tarihli bir kararında “itiraz tarihi itibariyle, borçlu kooperatife temsil ve ilzama yetkili olanlardan sadece birisi tarafından yapılan itiraz başvurusunun, diğer temsilcilerin buna karşı çıktığı ve icazet vermediği kanıtlanmadığı sürece ‘acele işler’den olduğu benimsenerek, diğer temsilcilerin buna icazet verdiğinin kabulü gerekeceğini” belirtmiştir.

Yüksek mahkeme[73] bir kararında “hukuk fakültesinin tüzel kişiliği bulunmadığından, hukuk fakültesi aleyhine yapılan icra takibine dekanın itiraz edemeyeceğini” belirtmiştir.

İflâs idare memurları da, «iflâs masasının yaptığı işlemlerden dola-, iflâs masasının borçlandığı» iddiası ile yapılan takiplere itiraz edebilirler. «Tüzel kişilerin yetkili organ­ları» ve «iflâs idare memurları»  k e n d i l e r i  -temsil ettikleri kişi ya da iflâs masası için- itirazda bulunabilirlerse de, başkasını bu konuda yetkili kılmak istemeleri ha­linde, bunun «avukat» sıfatını taşıması gerekir.

Kayyımla idare edilen kooperatif adına kayyım tarafından[74] kısıtlı hakkında yapılan takibe vasisi tarafından[75] itiraz edilebilir.

XI- Bölümsel (kısmi) itiraz : Borcun bir bölümüne (kısmına) itiraz etmek isteyen borçlu, bu bölümü (kısmı)  a ç ı k ç a  bildirmek zorundadır. (İİK. mad. 62/III). Yani, itiraz edilen ve edilmeyen borç miktarı itirazdan açıkça anlaşılmalıdır. Bu şekilde yapıl­mayan itiraz geçersiz olur. Yani, takibe itiraz edilmemiş kabul edilir[76] ve takip borçlu hakkında kesinleşir. 16.12.1994 tarihinde yapılan ve 1.1.1997 tarihinde yürürlüğe girmiş bulunan İsviçre Federal İcra ve İflas Kanunundaki son değişiklikle; borcun bir kısmına itiraz eden borçlu bu kısmı açıkça belirtmezse -bugüne kadarki düzenlemenin tersine- “bütün borca” itiraz etmiş sayılmaktadır (İsv. İİK. mad. 74/II).[77]

Bu konuyu, takip konusu  a l a c a ğ ı n  n i t e l i ğ i ' ne göre, şöyle bir ayırım ya­parak incelemek uygun olur :

a- Borcun belirli bir para alacağı olarak doğmuş, miktar itibariyle bilinebilir ya da tayin edilebilir olduğu durumlarda yani likid borçlarda, borçlu «bölümsel (kısmi) itiraz»da bulunmak istiyorsa, itiraz ettiği borç miktarını açıkça bildirmek zorundadır[78]. Örneğin; ödünç (karz ya da satım) sözleşmesinden doğan 500.000.000- liralık bir alacak ta­kip konusu yapılmış ve borçlu «bunun 200.000.000- TL.'sını ödediğini ve 300.000.000- TL. bor­cu kaldığını» bildirmek istiyorsa, itirazını «istenen alacaktan 200.000.000- TL.sını ödedim, geriye 300.000.000- TL. borcum kalmıştır, bu nedenle, borcun 200.000.000- TL. lık kısmına iti­raz ediyorum» ya da «takip konusu borcun 200.000.000- TL.'na itiraz ediyorum» veya «ala­caklıya olan borcum 300.000.000- TL.dır»  ş e k l i n d e  itiraz etmelidir. Aksi takdirde; «ödeme emrinde belirtilen miktarda alacaklıya borcum yoktur»[79], “dosyada belirtilen miktar kadar borcu olmadığı”[80], “böyle bir borcu bulunmadığı”[81], «borcum bu kadar değildir»[82], «takip konusu kadar borçlu değilim»[83], «borcun aslına itiraz ediyorum»[84], «talep edilen miktar borçlu değilim»[85], «borcum var fakat bu kadar değil»[86] vb.  ş e k ­ l i n d e  yapacağı itiraz açık olmadığından daha doğru bir ifade ile «itiraz edilen miktar açıkça belirtilmemiş olduğundan» geçerli olmaz, yani takibe hiç itiraz edilmemiş sayılır.

b- Miktarı para olarak belli olmayan yani likid olmayan borçlarda, borçlu itiraz ettiği borç miktarını açıkça bildirmeksizin «bölümsel (kısmi) itiraz»da bulunabilir. Ör­neğin; haksız fiilden, tazminattan doğan 1.000.000.000- TL.'lık bir alacak takibine karşı borçlu, «borcum bu kadar değildir, itiraz ediyorum» şeklinde itirazda bulunmuşsa, bu itirazı geçerli bir itiraz olarak kabul etmek gerekir. Çünkü, borçlu, itiraz etmek istediği borç miktarını açıkça bildirmek olanağına sahip olmadığı için, bunu itirazında belirteme­miştir[87].

Bölümsel itirazın «açıkça belirtilmesi» gereğinin sonucu çok sert olduğundan, borç­lunun itiraz iradesini yorumlarken, kuşkuya düşülmesi halinde borçlu lehine hareket etmek gerekir. Çünkü, borçlunun itirazı geçerli sayılmazsa, bununla borçlu «ödeme em­rine itiraz etmemiş» sayılmakta ve borcunu ödemek zorunda kalmaktadır. Alacaklı ise, borçlunun itiraz iradesinin geçerli sayılması ile pek fazla bir şey kaybetmemekte sadece takibi durmaktadır.[88]

Acaba bölümsel (kısmî) itirazda bulunmuş olan borçlu, yedi günlük itiraz süresi içinde, itiraz ettiği alacak miktarını arttırabilir mi? Yani, itiraz süresi içinde takip konu­su borcun örneğin; 500.000.000- lirasını kabul edip, kalan 400.000.000- lirasına itiraz etmiş olan borçlu, itiraz süresi dolmadan, icra dairesine başvurup «takip konusu borcun tamamına (ya da 600.000.000- lirasına)» itiraz edebilir mi? Yargıtay[89] -oldukça eski tarihli- bir ka­rarında bu soruyu olumlu biçimde cevaplandırmıştır. Doktrinde[90], yüksek mahkemenin bu görüşü eleştirilerek «buradaki ikrarın mahkeme dışı bir ikrar olmakla beraber, 'iti­raz dilekçesi' veya 'icra tutanağı' (yani 'kesin delil') ile ispat edilebileceğinden, borçlu­nun bu ikrarından ancak maddi hata nedeniyle dönebileceği» belirtilmiştir.

XII-Borçluya itiraz ettiğine dair “bedava ve pulsuz bir belge” verilir (İİK. mad. 62; Yön. mad. 37).

538 sayılı Kanun ile -1965 yılında- yapılan değişiklik sırasında, maddenin önceki şeklinde bulunan “borçlu isterse” sözcükleri çıkarılmıştır. Buna rağmen uygulamada bu hükmün işlediği söylenemez…

§ 2. İTİRAZ YERİ

 

 Ö

deme emrine itiraz, i c r a  d a i r e s i’ne yapılır[91] (İİK. mad. 62/1)(*). İcra dairesi yerine icra mahkemesine -uygulamada kimi kez görüldüğü gibi- yapılan başvuru geçerli olmaz.[92] Bu takdirde, itiraz dilekçesinin icra mahkemesince icra dairesine “havalesi” gerekmeyip,[93] süresi içinde borçlunun ayrıca icra dairesine başvurmaması halinde, ödeme emri ve takip kesinleşir.

 

            I-Borçlunun süresi içinde “icra dairesine” itirazda bulunduktan sonra ayrıca icra mahkemesine başvurması halinde, bu başvuru gereksiz olduğundan, “itirazın reddine” karar verilmesi gerekir.[94]

 

            Kambiyo senedine (poliçe, bono, çek) dayanan bir alacak hakkında alacaklı “takip talebi”nde “kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu” (İİK. mad. 167 vd.) ile takip yapmak istediğini bildirmiş olduğu halde  h a t a l ı  o l a r a k  borçluya “örnek 49” ödeme emri gönderilmişse[95] veya alacaklı “takip talebi”nde “genel haciz yolu” (İİK. mad. 60 vd.) ile takip yapmak istediğini bildirerek[96], borçluya “örnek 49” ödeme emri göndertmişse[97]; bu ödeme emrini alan borçlunun itirazlarını  i c r a  d a i r e s i n e  yapması gerekir…

 

            İtiraz genellikle, doğrudan doğruya “ödeme emrini gönderen” icra dairesine yapılır. Ancak, borçlunun başka bir icra dairesi vasıtasıyla da itirazda bulunması mümkündür. Bu durumda, “itiraz dilekçesi” borçlunun başvurduğu icra dairesince kabul edilip, ait olduğu icra dairesine gönderilir. Borçlunun başvurduğu icra dairesi, borçludan itirazın ait olduğu icra dairesine gönderilme giderini”  -pul olarak- alıp, itiraz dilekçesini bu   -takibin yapıldığı, ödeme emrini gönderen- icra dairesine yollar. 4949 sayılı Kanun ile  -17.7.2002 tarihinde- yapılan değişiklikle, “alınmayan masraftan icra memurunun şahsen sorumlu olacağı” İİK. mad. 62/I cümle 2’de açıkça öngörülmüştür…

 

            Eğer borçlu, “dilekçe” ile değil de, “sözlü” olarak imza etmek isterse, icra memuru, borçlunun itirazını tutanağa geçirip, altını onunla birlikte imzaladıktan sonra, yine gerekli gönderme giderlerini borçludan alarak, bu tutanağı ait olduğu icra dairesine gönderir. Bu gibi durumlarda,  i t i r a z  t a r i h i, “itiraz dilekçesi”nin  -ya da “itiraz beyanı”nın- ödeme emrini düzenleyen icra dairesine gönderilmek üzere, icra dairesine verildiği tarihtir.[98] İtirazın yapıldığı icra dairesinin itirazı geç göndermesi ya da PTT’deki gecikmeler, “itirazın süresinde yapılmamış sayılmasına” neden olmaz.

 

            Şu hususu da belirtelim ki, 4949 sayılı Kanun ile İcra ve İflas Kanununda Değişiklik yapılmadan önce İİK. mad. 62/I cümle 2’de yukarıdaki durumlarda  -yani; itirazın, takibin yapıldığı icra dairesi dışında başka bir icra dairesine yapılması halinde- ‘başvurulan icra dairesinin “gerekli  h a r ç  ve  m a s r a f l a r ı” itirazda bulunan borçludan alacağı’ öngörülmüşken, bu ifade şekli hatalı olduğundan[99]  -çünkü 492 sayılı Harçlar Kanunu uyarınca itirazlar harca tabi olmadığından- 4949 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sırasında maddedeki “harç” sözcüğü metinden çıkarılmıştır…

 

            II-Genel haciz yolu ile takiplerde, borçlunun  h e r  t ü r l ü  itirazlarını  -yani; borca, imzaya[100], icra dairesinin yetkisine[101], zamanaşımına[102], faize[103], mükerrerliğe[104] ilişkin- icra dairesine bildirmesi gerekir.

 

            Borçlu, “kolektif şirket ortağı” sıfatıyla, şirket borcundan dolayı takip ediliyorsa, henüz kendisine başvuru koşullarının (TK. mad. 179/I) gerçekleşmediğini yani “asıl borçlu kolektif şirket hakkında yapılmış olan takibin semeresiz kalmadığını” ya da “asıl borçlu kolektif şirketin herhangi bir sebeple sona ermemiş olduğunu”[105] icra dairesine bildirmelidir.[106]

§ 3. İTİRAZ SÜRESİ

 

Ö

deme emrine itiraz için yasa y e d i  g ü n l ü k  bir süre öngörmüştür (İİK. mad. 62/I)*.

 

I-İtiraz süresi, “ödeme emrinin tebliğinden itibaren” işlemeye başlar. Ödeme emri borçluya “usulsüz olarak” tebliğ edilmişse, borçlu şikayet yoluyla, icra mahkemesine başvurup “usulsüz tebligattan haberdar olduğu tarihin (öğrenme = ıttıla tarihinin), ‘tebliğ tarihi’ olduğu” şeklinde bir karar getirmedikçe, ödeme emrinin kendisine (usulsüz) tebliğ tarihi, itiraz süresine başlangıç olur. Başka bir deyişle, ödeme emrinin usulsüz olarak (yani Tebligat Kanununa aykırı olarak) tebliği halinde, borçlunun yedi gün içinde şikayet yolu ile icra mahkemesine başvurup, “ödeme emrinin tebliği tarihinin kendisinin bildirdiği tarih olarak düzeltilmesi”ni isterken, aynı zamanda yedi günlük itiraz süresini geçirmeden icra dairesine başvurup “ödeme emrine itiraz etmesi” gerekir, aksi takdirde hakkındaki takip kesinleşir.[107] [108]

 

            Yüksek mahkeme, “bir tüzel kişiye ‘bizzat kendisine’ şeklinde yapılan tebligatın geçersiz olacağını, bu durumda muhatabın (borçlunun) ‘tebligatı aldığını bildirdiği tarih’ in, tebliğ tarihi sayılıp, itiraz süresinin buna göre hesaplanacağını”[109], “borçlulardan birine ait ödeme emrinin diğer borçlunun eşine tebliğ edilmiş olmasının usulsüz sayılacağını, bu durumda bu borçlunun bildireceği tebliğ tarihine göre, itiraz süresinin başlayacağını”[110] belirtmiştir… 

 

            Borçlunun yokluğundan düzenlenen haciz tutanağıyla, “borçlunun ödeme emrinin içeriğini öğrenmiş olduğu” kabul edilemez.[111]

 

            Sürenin hesaplanmasında, süreler hakkındaki genel hükümler uygulanır (İİK. mad. 19).[112] İtiraz süresinin son gününün  -Cumartesi, Pazar, bayram gibi- tatil gününe rastlaması halinde itiraz süresi tatili izleyen günün çalışma saati sonuna kadar uzar.[113]

 

            Ödeme emrinde, itiraz süresi “yedi günden fazla” gösterilmişse, gösterilen süre içinde yapılan itiraz geçerli sayılır.[114] Eğer ödeme emrinde itiraz süresi “hiç belirtilmemiş” ise, yasal süreye bakılmaksızın, itirazın süresi içinde yapıldığı kabul edilir.[115]

 

            İİK. mad. 56 “itiraz süresi” hakkında da uygulanır. İtiraz süresi kesilmez. Bu nedenle, örneğin; ödeme emrine karşı  ş i k a y e t  yoluna gidilmiş olsa bile, itiraz süresi işler.[116]

 

            Yedi günlük  i t i r a z  s ü r e s i  içinde itiraz edilmezse, ödeme emri ve icra takibi kesinleşir. İtiraz süresi geçtikten sonra yapılan itiraz kural olarak geçerli olmayıp sonuç doğurmaz.[117] Bunun tek ayrığı (istisnası) İİK. mad. 65’te öngörülmüş olan “gecikmiş itiraz”dır. Bu maddede, kusuru olmaksızın bir özür (engel) nedeniyle süresinde takibe itiraz edememiş olan borçluya, bu itirazını sonradan yapabilme olanağı tanınmıştır.[118]

 

            İcra müdürü, “itirazın süresinde olup olmadığını” kendiliğinden araştırmak zorundadır. Bu nedenle, İİK. mad. 62’deki süreyi “zamanaşımı süresi” olarak nitelendirmek[119] hatalıdır. Çünkü bu süre “hak düşürücü süre”dir. Gerekçede de belirtildiği gibi[120] “itirazın süresinde olup olmadığını” tesbit edecek olan icra müdürüdür. İlgililer, icra müdürünün takdirini doğru bulmuyorlarsa icra mahkemesine şikayette bulunarak, bunun düzeltilmesini isteyebilirler. İtiraz dilekçesinin vekaletname düzenlenmeden önce verilmiş olması, yapılan itirazı geçersiz hale getirmez.[121]

 

            İtiraz süresinin, hesaplanmasında, borçlunun kendisine değil, vekiline gönderilen ödeme emrinin tebliği tarihi esas alınır.[122]

 

            II-Borçlunun ödeme emrine itiraz edebilmesi için, kendisine “ödeme emri” tebliğ edilmiş olması gerekir. Başka bir deyişle, kendisine ödeme emri tebliğ edilmemiş olan borçlu hakkında, ödeme emrine itiraz süresi işlemeye başlamaz.[123]

 

            Hakkında takibe geçildiğini öğrenen borçlu bu aşamada  -yani; alacaklının “takip talebi”nden sonra fakat kendisine “ödeme emri” tebliğ edilmeden önce- yapılan takibe itiraz edemez mi? Yüksek mahkeme[124] “-daha sonra kendisine ödeme emri tebliğ edilmesi koşuluyla- bu aşamada borçlunun yapacağı itirazın geçerli olduğunu” kabul etmiştir. Pratik gereksinmelerle, biz de uygulamayı tasvip ediyoruz.[125] [126] Ancak borçluya  -itirazdan sonra dahi- hiç ödeme emri tebliğ edilmemişse, itiraz geçerli olmaz. Daha doğrusu “ödeme emrine itiraz”ın varlığından bahsedilemez.[127] Yüksek mahkeme, daha yeni tarihli içtihatlarında “alacaklının takip iradesinin (ihtilafın) sürdürülmesi halinde, ödeme emri tebliğ edilmeden de borçlunun ödeme emrine itiraz edebileceğini”[128] belirtmiştir…

 

            Borçluya zorunlu olmadığı halde, ikinci kez ödeme emri gönderilmişse, ilk ödeme emrine itiraz etmemiş olan borçlu, ikinci ödeme emri üzerine itirazda bulunabilir mi? Yüksek mahkeme, önceki içtihatlarında[129] bunu mümkün görmezken, yeni içtihatlarında[130] “ikinci kez tebliğ edilen ödeme emri ile takibe itiraz açısından borçluya yeni bir hak tanınmış olduğunu” kabul etmiştir.

 

            İİK. mad. 78/V’e göre borçluya gönderilen yenileme bildirisi “ödeme emri” niteliğinde olmadığından, borçluya takibe itiraz hakkı vermez.[131]

 

            Yetkisiz icra dairesince çıkarılan “ödeme emri” hukuki sonuç doğurmayacağından, yetkisiz icra dairesinin gönderdiği ödeme emrine itiraz eden borçlunun, daha sonra yetkili icra dairesince kendisine “ödeme emri” gönderilmesi üzerine yeniden ödeme emrine itiraz etmesi gerekir.[132]

 

            III-Ödeme emrine  i t i r a z  s ü r e s i  yedi gün ise de, yüksek mahkeme;

 

            a)T a k a s  ve  m a h s u p  iddiasının[133] (BK. mad. 118) bir süreye bağlı olmadan, takibin her aşamasında, icra dairesine (veya takibin şekline göre; icra mahkemesine)

 

            b)T e r e k e n i n  b o r c a  b a t ı k  o l d u ğ u n a  dair iddianın[134] (MK. mad. 545; İİK. mad. 68/IV) -bunu ilamla belgelendirmek koşuluyla- her zaman  i c r a  d a i r e s i n e  (veya icra mahkemesine), bildirebileceğini kabul etmiştir.

 

            Yüksek mahkeme ayrıca;

 

            -“Borçlunun, borçlandığı tarihte ‘borçlanma ehliyetine’ sahip olmadığının”[135]

 

            -“Takip tarihinde borçlunun ölü olduğunu”[136]

‘süresiz itiraz ve şikayet yoluyla bildirilebileceğini’ ifade etmişse de, bu hususlar teknik olarak ‘itiraz’ değil ‘şikayet’ sebebi olduğundan burada “süresiz itiraz”dan bahsetmek doğru olmaz…

 

            IV-İ t i r a z  t a r i h i  hangi tarihtir? Yani borçlu hangi tarihte itiraz etmiş sayılır?

 

            Bilindiği gibi itiraz ya dilekçe ile veya sözlü olarak yapılır.[137] Eğer itiraz  d i l e k ç e  i l e  yapılmışsa; dilekçenin “havale tarihi”[138] (ve dilekçenin icra tutanağına geçirilme tarihi)[139] itiraz tarihi sayılır. Üzerinde icra müdürünün havale tarihi bulunmayan ve icra tutanağına akdedilmemiş olan itiraz dilekçesinin, itiraz süresinden sonra verildiği kabul edilir.[140] İtiraz dilekçesinin verildiği hususunun, icra tutanağına yazılmamış olması halinde, icra müdürünün “itirazın süresinde yapıldığına” dair beyanına dayanılarak, “itirazın süresinde yapıldığı” kabul edilemez…[141] İtiraz dilekçesi posta ile gönderilmişse, “itiraz dilekçesinin icra dairesine ulaşma tarihi” itiraz tarihidir.[142] İtiraz dilekçesi, başka bir icra dairesi vasıtasıyla gönderilmişse, dilekçenin o icra dairesine verilme (havale) tarihi, itiraz tarihi sayılır…[143] Yüksek mahkeme[144] “başka yerden havale edilen itiraz dilekçesinin borçlu vekillerince makul sürede icra dosyasına elden verilmemiş olması halinde, itirazın yasal sürede yapıldığının kabul edilemeyeceğini” belirtmiştir…    

 

            Eğer itiraz  s ö z l ü  olarak yapılmışsa, bu beyanın tutanağa geçirilip altının icra müdürü (ya da yardımcısı) ve borçlu tarafından imzalandığı tarih, “itiraz tarihi” sayılır.

 

 

 



[1] Bknz: 12. HD. 25.2.1991 T. 9745/2223 – 5.3.1987 T. 7488/3079

* Madde 62/I, c:1 – “İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur.”

[2] İsviçre Fed. Mah. 19.1.1931 T. Kararı (Naklen: POSTACIOĞLU, İ. Ödeme Emrine İtirazın Sıhhat Şartları (İHFM. 1950/3-4, s:786) – POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, s:154)

[3] KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:247

[4] Bknz: 19. HD. 21.6.2001 T. 1162/4862

[5] Bknz: 12. HD. 28.6.1994 T. 8517/8766

[6] Bknz: 12. HD. 4.5.2001 T. 6784/7691

[7] Bknz: 12. HD. 17.5.2001 T. 8188/8747

[8] KURU, B. age. s:259, dipn. 79 – ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s:99 – ÖĞÜTÇÜ, T. İcra ve İflas Kanunundaki Yenilikler, 1965, s:50

[9] Bknz: İİD. 1.3.1965 T. 2065/2573; 8.5.1958 T. 2777/2654

[10] Bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, 2. Bası, 1990, s:3, dipn. 6

[11] Bknz: İİD. 9.6.1955 T. 3172/3353

[12] Bknz: 12. HD. 18.5.1976 T. 4830/6386

[13] Karş: 12. HD. 27.2.1979 T. 664/1580

[14] KURU, B. age. s:259

[15] Bknz: 12. HD. 18.10.1983 T. 6625/7630

[16] Bknz: 12. HD. 5.3.1987 T. 7488/3079

[17] Bknz: İİD. 2.11.1967 T. 8997/9500

[18] KURU, B. İcra ve İflas Kanunu Değişikliği Hakkında Düşünceler, 1962, s:20

[19] KURU, B. Düşünceler, s:19

[20] Bknz: UYAR, T. İcra ve İflas Yasası Değişiklik Tasarısı Hakkında Düşünceler (Yasa D. 1979/7, s:984 – İBD. 1979/5-6-7, s:278)

[21] Bknz: 12. HD. 28.3.1988 T. 6271/3774

[22] Bknz: 12. HD. 23.9.1988 T. 13145/10240 – 5.3.1987 T. 7488/3079

[23] Bknz: 12. HD. 18.9.1984 T. 9609/9208

[24] Bknz: 12. HD. 1.11.1983 T. 6760/8259

[25] Bknz: 12. HD. 8.10.1997 T. 8509/1037; 21.9.1989 T. 1797/10899

[26] Bknz: 12. HD. 19.2.1991 T. 8305/2022; 17.2.1986 T. 8106/1701

[27] Bknz: 12. HD. 28.3.1994 T. 3441/4061; 6.11.1993 T. 10822/17457

[28] Bknz: 12. HD. 22.9.1989 T. 2187/10982 – 1.4.1982 T. 2587/2953

[29] POSTACIOĞLU, İ. İcra Hukuku Esasları, 1982, s:168

[30] Bknz: 12. HD. 1.4.1982 T. 2587/2953

[31] Bknz: 12. HD. 16.3.1981 T. 501/2498

[32] Bknz: 12. HD. 14.4.1988 T. 7308/4962; 24.2.1981 T. 8449/1789; 14.6.1977 T. 552/5925

[33] Bknz: 12. HD. 5.4.1988 T. 1987-5643/4287

[34] Bknz: 12. HD. 13.10.1987 T. 13872/10125

[35] Bknz: 12. HD. 14.1.1986 T. 1985-6274/87

[36] Bknz: 12. HD. 23.12.1985 T. 6170/11612

[37] Bknz. 12. HD. 4.7.1985 T. 559/6768

[38] Bknz: 12. HD. 6.2.1985 T. 1984-8250/1250

[39] Bknz: 12. HD. 20.10.1981 T. 6086/7677

[40] Bknz: 12. HD. 27.1.1981 T. 8861/649

[41] Bknz: 12. HD. 9.9.1999 T. 8845/9714

[42] Bknz: 12. HD. 17.6.2004 T. 11367/16000; 2.5.2002 T. 8143/9180; 17.10.2000 T. 15278/15251 – 12. HD. 15.5.2000 T. 7486/7948; 13.12.1999 T. 15714/16295

[43] Aynı görüşte bknz: KURU, B. age. s: 246

[44] Karş: ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:98

[45] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda Kambiyo Senetleri, 3. Bası, 2001, s:347 vd.

[46] Aksi görüş: ARAR, K. İcra ve İflas Hükümleri, 1944, C:1, s:127

[47] POSTACIOĞLU, İ. agm. s:796 vd.

[48] POSTACIOĞLU, İ. agm. s:797

[49] POSTACIOĞLU, İ. agm. s:797; “Küçüğün de tek başına” şikayet edeceği kanısındadır.

[50] Bknz: 12. HD. 2.12.1986 T. 2918/13430 – İİD. 3.4.1970 T. 3607/3630

[51] Bu konuda bknz: UYAR, T. İtiraz, s:7 vd.

[52] Bknz: 12. HD. 31.5.2002 T. 10105/11592

[53] Bknz: 12. HD. 24.2.1992 T. 13768/4348; 26.2.1992 T. 13844/2105

[54] Bknz: 12. HD. 27.6.1989 T. 604/9814

[55] Bknz: 12. HD. 27.10.1988 T. 10999/12248

[56] Bknz: 12. HD. 28.9.1987 T. 7648/9440; 28.2.1986 T. 8620/2313; 19.12.1985 T. 5791/11311; 19.9.1985 T. 1469/7207

[57] Aksi görüş için bknz: KURU, B. age. s:249 – BERKİN, N. Tatbikatçılara İcra Hukuku Rehberi, 1980, s:414 – POSTACIOĞLU, İ. age. s:158

[58] Bknz: İİD. 8.1.1962 T. 12462/136 – 9.1.1958 T. 166/121 – 31.12.1957 T. 7194/7653

[59] POSTACIOĞLU, İ. age. s:159 – BERKİN, N. age. s:413 – KURU, B. age. s:250

[60] POSTACIOĞLU, İ. age. s:159 – KURU, B. age. s:249

[61] Aksi görüş: BELGESAY, M. R. İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 1949, s:66

[62] Bknz: 12. HD. 23.11.2000 T. 17374/18065; 20.10.2000 T. 14255/15577

[63] Bknz: 12. HD. 19.3.1997 T. 3067/3387

[64] Bknz: 12. HD. 8.7.1993 T. 8463/12361; 11.9.1989 T. 1155/10284

[65] Bknz: 12. HD. 6.10.1992 T. 4940/12030

[66] KURU, B. Vekilin Ödeme Emrine İtiraz Etmesi (Trabzon Bar. D. S:3, s:6)

[67] Bknz: 12. HD. 20.11.2003 T. 19627/23070

[68] Bknz: 12. HD. 12.5.1988 T. 9307/6435; 19.10.1987 T. 14738/10363 – 24.10.1994 T. 13166/12899 – 27.1.1994 T. 674/1611

[69] Bknz: 12. HD. 28.6.1976 T. 5668/8018

[70] Bknz: İİD. 10.10.1956 T. 4836/4470

[71] KURU, B. age. s:251

[72] Bknz: 12. HD. 13.10.2000 T. 13723/15090

[73] Bknz: 12. HD. 27.6.1994 T. 8577/8660

[74] Bknz: 12. HD. 21.10.1982 T. 7324/7567

[75] Bknz: İİD. 3.4.1970 T. 3607/3630

[76] Bknz: 12. HD. 26.5.2003 T. 9068/12018; 8.5.2003 T. 7922/10409; HGK. 30.4.2003 T. 12-309/311

[77] TAŞPINAR, S. İsviçre Federal İcra ve İflas Kanununda Yapılan Değişikliklere Genel Bir Bakış (75. Yaşgünü için Prof. Dr. Baki Kuru’ya Armağan, 2004, s:616)

[78] POSTACIOĞLU, İ. agm. s:797 – POSTACIOĞLU, İ. age. s:154 – KURU, B. age. s:253 – KURU, B. Ödeme Emrine İtiraz (Ad. D. 1961/3, s:278) – ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:99 – BERKİN, N. age. s:407

[79] Bknz: 12. HD. 5.2.2002 T. 1196/2353 – 28.11.1996 T. 14651/15046 – 1.6.1995 T. 7887/8077

[80] Bknz: 12. HD. 6.10.1992 T. 4091/11378

[81] Bknz: 12. HD. 26.2.1992 T. 8049/2126

[82] Bknz: HGK. 30.4.2003 T. 12-309/311 – 12. HD. 4.10.1993 T. 11166/14689 – 17.12.1990 T. 6171/13129

[83] Bknz: 12. HD. 10.3.2003 T. 2527/4826

[84] Bknz: 12. HD. 21.6.1983 T. 3380/5037

[85] Bknz: İİD. 14.10.1971 T. 9582/10218

[86] Bknz: 12. HD. 24.5.1963 T. 6052/6117

[87] KURU, B. age. s:255 – POSTACIOĞLU, İ. agm. s:787 – POSTACIOĞLU, İ. age. s:155

[88] KURU, B. age. s:255

[89] Bknz: İİD. 25.12.1956 T. 7185/7169

[90] KURU, B. age. s:256

[91] Bknz: 12. HD. 12.12.2000 T. 18987/19729; 30.11.2000 T. 17734/18738; 10.11.2000 T. 15919/17043 – 15.3.2004 T. 1048/5955 – 24.4.2001 T. 6149/6919 – 12.12.1985 T. 4902/10905

(*) Madde 62/I – “İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir; alınmayan masraftan memur şahsen sorumludur.”

[92] Bknz: 12. HD. 31.5.2004 T. 10014/13888; 7.10.2003 T. 15497/19442; 23.6.2003 T. 12024/14976; 13.6.2003 T. 11287/14153

[93] Karşı görüş için bknz: KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:257 – KARAYAZGAN, G. / VAROL, B. Tatbiki İcra ve İflas Hukuku, 1971, s:43

[94] Bknz: 12. HD. 15.3.1993 T. 473/4878

[95] Bknz: 12. HD. 15.9.1994 T. 10116/10510; 4.7.1994 T. 8935/9091

[96] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda Kambiyo Senetleri, 3. Bası, 2001, s:546

[97] Bknz: 12. HD. 15.9.1994 T. 10116/10510; 4.7.1994 T. 8935/9091; 7.10.1988 T. 13538/11014

[98] Bknz: 12. HD. 12.1.1993 T. 10675/223

[99] Bknz: UYAR, T. İcra ve İflas Yasası Değişikliği Hakkında Düşünceler (Yasa D. 1979/7, s:984 – İBD. 1979/4-5-6, s:278) – UYAR, T. İcra ve İflas Kanunu Değişikliği Hakkında Düşünceler (İBD. 1986/10-11-12, s:798)

[100] Bknz: 12. HD. 12.12.1985 T. 4902/10905; 10.5.1984 T. 3633/5851

[101] Bknz: 12. HD. 24.4.2001 T. 6149/6919; 26.10.1999 T. 11985/12975

[102] Bknz: 12. HD. 15.3.2004 T. 1048/5955; 1.3.1984 T. 12780/2316

[103] Bknz: 12. HD. 20.4.1995 T. 6145/6197; 29.3.1995 T. 4542/4580

[104] Bknz. 12. HD. 15.12.1994 T. 15778/16131

[105] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. Kollektif ve Komandit Şirketlerde, Şirketten ve Ortaktan Alacaklı Olan Üçüncü Şahısların Şirket ve Ortağı Takip Hakkının Kapsamı (İBD. 1979/1-2-3, s:74 vd.) – UYAR, T. İcra Hukukunda Haciz, 2. Bası, 1990, s:401 vd.

[106] Bknz: 12. HD. 29.1.1986 T. 7048/929

(*) Madde 62/I – “İtiraz etmek isteyen borçlu, itirazını, ödeme emrinin tebliği tarihinden itibaren yedi gün içinde dilekçe ile veya sözlü olarak icra dairesine bildirmeye mecburdur. İtiraz, takibi yapan icra dairesinden başka bir icra dairesine yapıldığı takdirde bu daire gereken masrafı itirazla birlikte alarak itirazı derhal yetkili icra dairesine gönderir; alınmayan masraftan memur şahsen sorumludur.”

[107] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İİK. Şerhi, C:1, 2004, s:595

[108] Bknz: 12. HD. 23.9.1994 T. 10327/11056; 28.6.1994 T. 8521/8769 vb.

[109] Bknz: 12. HD. 22.6.1989 T. 5541/9500

[110] Bknz: 12. HD. 20.4.1989 T. 3729/5830

[111] Bknz: 12. HD. 20.10.2003 T. 16389/20338

[112] UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İİK. Şerhi, C:2, 2004, s:2379 vd.

[113] Bknz: 12. HD. 24.4.2000 T. 6062/7105; 11.4.2000 T. 4944/5650

[114] Bknz: 12. HD. 26.5.2000 T. 7273/8633; 26.4.1982 T. 3400/3598

[115] Bknz: 12. HD. 26.4.1982 T. 3400/3598

[116] ÜSTÜNDAĞ, S. İcra Hukukunun Esasları, 2004, s:123

[117] Bknz: 12. HD. 25.1.1994 T. 221/893; 24.1.1994 T. 290/677; 18.1.1994 T. 127/520

[118] Ayrıntılı bilgi için bknz: UYAR, T. İcra Hukukunda İtiraz, 2. Bası, 1990, s:50 vd.

[119] UYGUR, T. Zamanaşımı ve Hak düşürücü Süreler (ABD. 1975/5, s:685)

[120] Bknz: “…itirazın müddetinde olup olmadığını tesbit edecek olan icra memurudur. İlgililer, icra memurunun takdirini doğru bulmuyorsa, tetkik merciine şikayette bulunarak bunun düzeltilmesini isteyebilirler” ‘İİK. mad. 66’ya ait Adalet Komisyonu Raporu Gerekçesi’ (UYAR, T. Gerekçeli – İçtihatlı İcra ve İflas Kanunu Şerhi, 1973, C:1, s:703)

[121] Bknz: 12. HD. 1.11.1999 T. 12600/13196

[122] Bknz: 12. HD. 15.4.1997 T. 4306/4693

[123] Bknz: 12. HD. 4.7.2002 T. 12934/14580, 13.4.2000 T. 4806/5949; 30.3.2000 T. 3817/4828 vb.

[124] Bknz: 12. HD. 15.5.2000 T. 7486/7948; 13.12.1999 T. 15714/16295; 3.6.1999 T. 6620/7394 vb.

[125] Aynı görüşte: KURU, B. İcra ve İflas Hukuku, 1988, C:1, s:246

[126] Karş: ÜSTÜNDAĞ, S. age. s:120

[127] Bknz: 12. HD. 7.2.1990 T. 13300/808

[128] Bknz: 12. HD. 17.6.2004 T. 11367/16000; 2.5.2002 T. 8143/9180; 17.10.2000 T. 15278/15251

[129] Bknz: 12. HD. 2.6.1983 T. 3154/4398; 2.6.1983 T. 3174/4408

[130] Bknz: 12. HD. 11.3.2004 T. 540/5520; 5.3.2004 T. 28068/5147; 12.7.2001 T. 11715/12834

[131] Bknz: HGK. 28.1.2004 T. 12-55/34; 12. HD. 3.4.1986 T. 9951/3856

[132] Bknz: 12. HD. 29.1.2004 T. 24299/1761; 5.6.2000 T. 8568/9198

[133] Bknz: 12. HD. 24.3.1994 T. 3619/3950; 9.10.1990 T. 2336/9696 vb.

[134] Bknz: 12. HD. 22.1.1981 T. 8094/462

[135] Bknz: 12. HD. 28.3.1994 T. 3096/4052; 28.2.1994 T. 2558/2792

[136] Bknz: 12. HD. 12.5.1992 T. 13298/6458

[137] UYAR, T. İtiraz, s:2 vd.

[138] Bknz: 12. HD. 13.5.1986 T. 11970/5636 – 27.1.1986 T. 7448/807

[139] KURU, B. age. s:259

[140] Bknz: 12. HD. 18.6.1992 T. 1173/8338

[141] Bknz: 12. HD. 27.4.1984 T. 2996/5204

[142] Bknz: 12. HD. 15.3.2001 T. 3952/4298; 25.10.2000 T. 14768/16009; 13.5.1999 T. 5102/5516 vb. – 12.2.1990 T. 8135/1049; 17.4.1985 T. 13755/3660

[143] Bknz: 12. HD. 13.5.1997 T. 5102/5516; 24.11.1980 T. 8037/8371

[144] Bknz: 12. HD. 27.2.2002 T. 3028/4016